Güven Gazetesi

deneme 

Pz11192017

BAKARKEN GÖREMEDİKLERİMİZ

Hani hayat krallığında, ömür gülistanın da ve varlık sahnesinde herkes hayata bir çeşit tutunur, çayını bir çeşit yudumlar ve muaşeret kurallarında da kendine göre öncelik ve seçicilikleri mevcuttur ya, öyle ki itiraz eden olursa şayet, kardeşim bende hayata senin üslubunla tutunacak değilim ya, der ve kestirir atar. Yani her yiğidin bir tür yoğurt yiyişi vardır kabilinden, yani öyle bir şey. Şimdi burada kalkıp ta birine bir şey söyleyecek olsan, ya baş ile göz üste deyip seni onore edecektir, ya da sende kim oluyorsun? Deyip kendisi gibi senide aşağılayacaktır, burada ve böylesi bir ortamda sende ya yelkenleri indirip ben. Yokum diyeceksin, ya da onun aptallığına veya vurdumduymazlığına inat deveyi hendekten hoplatarak geçirme sabır ve metanetini gösterecek ve sonuna kadar direneceksin. Eğer azminizde en ufak bir iki yüreklilik varsa şayet, başarıdan dem vurmak yersizdir ve şunu da bilelim ki o insan şansı yaver gitmezse ömür boyu başarıya hasret kalır. Ondan sonra kendi egolarını tatmin edebilmek için de başkalarının başarılarını gölgelemeye ve dolaylı olarak engellemeye çalışır. İşte bunun adına din literatüründe (HASET) kıskançlık denilir.Esasen biz yazımızın başlığı olan (BAKARKEN GÖREMEDİKLERİMİZ)  den .Söz ederken aslında insanın bu tür vurdum duymazlıklarından  bahsetmek istemiştik. Yani insan ,yanlış bildiğine ve de gördüğüne sen yanlışsın, bu iş yanlıştır ve bu gidişat mesela hayra alamet değildir demelidir. Demiyorsak şayet,yanlışa refakat ediyorsak eğer ve ne yazık ki kişisel çıkarlarımız milli meselelerimizi çoktan aşmışsa , bu aşamadan sonra ne yapmalıyız ? diye çok düşündüm , oturup her birimiz bir köşede hali pür melalimize goy goy grubuyla birlikte ağlamalıyız.Hem de ne ağlamalıyız, haşa arşta ki melekler bile bize eşlik etmeliler. Sen eğer önünde ki uçurumu baktığın halde göremiyorsan ,,gösterenlerin uyarılarına kulak kabartacağına kulaklarını tıkıyorsan,kendi yanlışlarını başkalarının doğrularından evla biliyorsan ve ibret için hiç etrafında olup bitenleri izlemiyorsan ve el alem varlık savaşı verirken sen adeta hızla yok olmak için uğraşıyorsan.Artık söylenecek bir şey kalmıyor , yani sözün bittiği noktadayız veya başladığımız yerdeyiz, yani hep yerimizde saymışız ,oysaki biz ilerlediğimizi sanıyorduk. Ne hazin ve ne garip değimli? Ve hani eskilerin deyimiyle uzaklarda bir şehir varmış,neyse adı madı çokta önemli değil, işte o malum şehirde her kes kendine bir beymiş , ağaymış ve kimsede kimseyi ne beğenirmiş nede sayarmış. İşte bizim kahramanlarımızda aynen öyle bir şey hık demiş burnundan düşmüş gibi.Ve yine rahmetli eskilerin deyimiyle .Vezir vekil buna bir çare diye tempo tuttururlarmış,bu girift bulmacaya ve bu amansız derde bir çare, derlermiş. Rahmetliler çok iyiymişler.Hemen bilge zevatlar toplanır ortak bir akılla bir çıkar yol bulunur ve peşinden hemencecik  uygulamaya geçilir ve bu birlikten doğan ortak başarının tatlı meyvesini herkes yermiş,artı herkes de haklı bir gururdur almış başını gidiyor üstelik kimsede bunu ben başardım  demiyor ,aksine biz başardık sesleriyle ortalığı çınlatırlarmış ve haklı olarak herkes gururlanıp bu başarıda kendisinin de ufacık bir payı olduğunu vurgularmış. Evet bunlar bir nostaljidir değil mi? Değerli okuyucular! Ama acaba sadece seyirlik ve geriden gelenlere sırf eğlence olsun diye anlatılacak evladiyelik antika bir vakıa olarak mı belleklerde yer etmeli? Yoksa ibretlik bir öykü gibi zihnimizin en mutena köşesinde saklayıp yeri geldikçe ata yadigarı değerli bir miras gibi korunmalı ve uygulanmalı mı?Zihin ve beyin jimnastiği yaparak herkesin biraz düşünmesi ,hem de çok çok düşünmesi gerekir.pişmanlıkların üzerine yeni pişmanlıklar ekleyip yıllanmış pişmanlıklara ev sahipliği yapmak istenmiyorsa. O zaman  her kesin aklını başına devşirmesi  ve bakarken göremediklerini veya görme zahmetine katlanmak istemediklerini ,görmesi gerekmez mi, aksi takdirde tren hareket  etmek üzere kim bilir bu istasyona bir daha uğrar mı ?ALLAH  bilir        

Resim Galerisi

Güncelleniyor...