Güven Gazetesi

deneme 

Pz11192017

KERBELA'DA SÖNDÜRÜLMEK İSTENEN İLAHİ NUR

Bir başkaydı vuslatı yar cilvegahı ilahi nin kerbela sahnesinde.
Ölümüne bir inanışın dışa vuruşuydu o anlar.
Alemi  zerde ki (KAVLİ BELA)ların aynen mistakıydı o gün,hak ile batılın saflarının netlenişiydi o demler.
İbrahim in mina serüveninin bir başka versiyonuydu Kerbela.
Nefs in (EZELLİ) mahlukat bataklığından (EŞREFİ) kainat mertebesine yüceldiği yerdi Kerbela.
Can ile cana nın kucaklaştığı gün idi o gün.
Yaranın yara teslimiyet merasimiydi,(LEBBEYK) değişiydi  ve ram oluşuydu.
Nazlı lalelerin renklerini toprağa verişleriydi,yere serilişleriydi,arkalarından selvi boyluların dua edilerek uğurlanıp hasretle bakıldıkları yerdi Kerbela.
Hıçkırıkların boğazlarda düğümlendiği  yerdi kerbela.
Gözyaşlarının Ab ı niysa na döndüğü yerdi kerbela.
Yudumlanan iman nuru nun aydınlattığı yerdi Kerbela.
Hakk ın tesbih senfonisinin  kan ile dillendirildiği yerdi Kerbela.
Hakk ın ve haklının rafa kaldırılmak istendiği yerin adıydı Kerbela.
Velhasılı Harimi ilahi nin, Haremi ResuluLLAH ın talan edildiği,yağmalandığı ve itreti Resula pervasızlığın reva görüldüğü yerdi Kerbela.
Kanın kılıca galip geldiği yerdi Kerbela,göklerin ,kudsiyanın kara giyindiği arşın mahzun olduğu ,melekutilerin ağladığı  yerdi  Kerbela.
Fatım a mihriyyesine tayin edilen Fırat ın gürül gürül akan suyunun yanıbaşında evlatlarının susuz ve atşan can verdikleri yerin adıydı Kerbela.
Haymelerde ellerinde su kaseleriyle su beklerken küçük yavruların, amcaları  Abbas ın şehadet haberiyle sarsıldıkları yerdi Kerbela.  
Altı aylık Ali esgere su istendiğinde ,su yerine ok ile cevap verilen yerdi kerbela.
İbrahim in  kurbanlığı olan oğlu İsmail in yerine (ZIBHİ AZİM) büyük kurbanlığın kabul olduğu yerdi Kerbela.
Nuh un gemisinin tufanda telatüme kapıldığı yerdi kerbela.
(YA DEHRÜ ÜFFİN LEKE MİN HALİLİN) ey zamane! dostuna yaptıklarından dolayı sana yazıklar olsun.Sözünün gönüllere kazındığı yerdi Kerbela
Babalarının yolunu beklerken o umutsuz yavrular,Zulcenah ın perişan ve kanlar içinde tek başına gelişiyle ümitlerin tümden yitirildiği anların yaşandığı ve herkesin o vefalı hayvanın etrafını sarıp acaba bir haber varmıdır ? diye maraklı gözlerle beklenilen mekanın adıydı Kerbela.
Düğünlüklerin yerine kefen giyinilen,ellere kına yerine kan sürülen ve vuslatların yerine hep hicranların reva görülüp tercih edildiği mekan dilimiydi Kerbela.
Sadece hak bin gözü açık olanların ancak idrak edebildiği yerdi Kerbela.    
Hakk ı anlayamayanların hüsrana uğradıkları yerdi Kerbela.
Herkeslerin yanan çadırlardan bir şey bulupta çapulculuk yapabilirmiyim?diye yanan çadırlara dalanların yanı başlarında Bimar ı Kerbelay ı yanan çadırdan kurtarmak için kendisini o yanan çadıra vuran Zeyneb in fedakarlığına bütün alemlerin hem aferin dediği hemde şahit oldukları yerin adıydı Kerbela.
Ah Kerbela!ne kadarda mahzunlukla özdeşleşmişsin, kendinde, adında ve yadında bir bölük gam taşıyorsun, gam ve keder ile kavramlaşıyorsun.
Adından yol eyledim gönül ufkuma  uğrunda çektiklerim yetmez sıtkıma   yalvarıyorum feleğe dokun diye çarkıma   fırlatıp atsın beni ol Kerbelaya.
Yoluna baş koyanların yürekleri yangın yeri gibidir, adeta kor düşmüştür yüreklerine,elleri şakaklarında, iki gözü iki çeşme , her günümüz Aşura , her yer bize Kerbela .Der ve ağlar.
O yanışın ne okulu nede dersi vardır, bu bir nefsin içiyle dışının hesaplaşmasıdır,dışarının prangalarından kurtulup içini sana açmak ister.
Ey nazlı!, ey yaslı! Kerbela.
Mahzun duruşun,vakur bakışın,zulme yol vermeyişin yüreklerimizde hamasetin ve fedakarlığın   yüksek frekanslı iletişim ağını kurdu.
Annelerimiz senin yadbud meclislerinde akıttıkları o  mübarek göz yaşlarını pak sütleriyle karıştırıp bir Kerbela ,bir Hüseyin ve bir Aşura menüsü hazırlayıp bize içirdiler,aynen hayat iksiri gibi bir şeydi adeta ve bizi o atmosfere adeta adapte ettiler ve o iklimin tiryakisi yaptılar.
Yani senin dersini ben böyle okudum, böyle öğrendim.
Eksikliğim veya bir kusurum varsa şayet, o kameti rana da değil haşa,ona benim bakışımda,düşünüşümde portresini çizişimde ve yorumlayışımdadır.
Sen ancak beni Hakk a ulaştırabilirsin, yollar alabildiğine çoktur,gözün kestiği kadar,o yolların içerisinde beni Hakk a ulaştırabilecek bir tek seni gördüm ey Kerbela.!
Senin o kutlu  ve aynı zamanda hücceti itmam eden  (HEL MİN NASİRİN YENSÜRUNA EHLELBEYT) Acaba biz Ehlibeyti Resula bir yardım edecek ,koruyup  kollayacak kimse yokmudur?şeklindeki ilahi
 Patentli nidan, bütün alemin olduğu gibi benimde kulaklarımda hala yankılanıyor .
Yankılanmasına yankılanıyorda fakat bizim bugün o nidaya (LEBBEYK) deyip demediğimiz  sana bizim bakışımızda, algılayışımızda ve değer verişimizdedir ey Kerbela!.
Binlerce ve yüzlerce yıllık mesafedende olsa biz sana (LEBBEYK)diyenlerdeniz,yine biz hep seninleyiz,senin aşığınız,senin vurgununuz ve senin tutkununuz.
Ne olursun bizi kendinden bil,bizi kabul et, kapı kulun oluruz,ağıt yakanın,alem taşıyanın,Sak in ,kara giyinenlerinin hizmetçisi , ne  dersen,neye kabul edersen, ey gül yüzlüm!,bülbül avazlım ve Mesih nefeslim! .
Alemde her yerde senin iz düşümlerin benim kılavuzum oldu .
O izleri takip edenler yezidilerin efsanelerini yerle bir ettiler ,zulm ün payidar kalamayacağını haykırdılar ve Firavunların er geç bir gün Musalar ın Rabbinin gazabından kurtulamayacaklarını gösterdiler.
Mülk ancak ve ancak adaletle ayakta kalır ,zulümle değil .İlahi özdeyişlerini kulaklara küpe olsun diye bizlere miras bıraktılar.
Evet ey Kerbela! Sende saklıdır herşey, sen kainatın esrarının mahremisin,sen mazlumların ilham kaynağısın ve sen (TELLİ ZEYNEBİYENİN)bugünde nazargahısın,en yüksek yerin orasıydı.
Zeynebin Gatligahına hep oradan bakardı ,cellat Şimirlerin gözü dönmüşlüklerine oradan tanıklık ederdi,gidenlerinemi yansındı Zeynep,? geride kalan umutsuz,masum körpe yavrularımı teselli etsin?yoksa yanan çadırlaramı koşsundu?.
Ne yapsaydı Zeynebin? Hangi birinin üstüne gitseydi ALLAHIM?bilemiyorum, düşünemiyorum ve anlayamıyorum.
Evet sendeydi her şey ,iman kıvamına sende ulaştı,  sende zirve yaptı ve sende evrenselleşti.
O gün ,işte tam gündü sendeydi ki kainat borsasında zulüm ile masumiyete ve zalim ile mazluma değer biçiliyor ve biçilen değerler ilahi adalet terazisinde tartılıyor ve tescilleniyorlardı.
Ve böylece kavramlar kargaşasına son verilip safların belirginleşmeleri sağlanıyor ,böylece alemin önünde sergilenerek herkes imanı ölçüsünde onlara değer verip ,ona paralel bir imana sahip olmaları amaçlanmıştı.
İşte imanın nurunu söndürmek isteyenlerle yaşatmak isteyenlerin öküsüydü bu kaleme aldıklarımız.
Kanaat sahibi olmak tabiidir ki bizim elimizdedir, inançlarımız ölçüsünde bir kıyamet hayatına sahip olacağımız gerçeğini  sakın unutmayalım.


Resim Galerisi

Güncelleniyor...