Güven Gazetesi

deneme 

Pz11192017

BİR HÜSEYİN (A.S) AŞIĞI

Kerbela kahramanlarından birisi de Habib b. Mezahir’dir.
Habib b. Mezahir, hicretten on dört yıl önce Yemen’de, Beni Esed kabilesinde dünyaya geldi. Hicretin dokuzuncu yılına kadar Yemen’de kaldı ve ailesiyle Medine’ye geldi ve oraya yerleşti. Habib’in Hz. Hüseyin’e (a.s) karşı özel bir sevgisi vardı. Yaşı ondan on üç yaş kadar büyük olmasına rağmen ona saygı ve sevgi gösterirdi. Habib, her sabah işe gitmeden önce, Hz. Hüseyin’in (a.s) evine gelir ve O Hazret’i (a.s) ziyaret ederdi. Hz. Hüseyin (a.s) ile olan birliktelikleri, Hz. Ali’nin (a.s) Medine’den Küfe’ye gitmesine kadar devam etti. Habib, Hüseyin’den (a.s) uzak kalmaya dayanamadı ve günden güne zayıflamaya başladı. Medine’nin zengin ve önemli şahsiyetlerinden birisi olan babası Mezahir, oğlunun ölmesinden korktu. Yakınları Mezahir’e, Kufe’ye gitmeleri tavsiyesinde bulundular. Onlar da Medine’den Kufe’ye doğru hareket ettiler. Kufe’de bir ev aldılar. Mezahir, Hz. Ali’nin (a.s) evine geldi ve İmam’a (a.s): ‘Yeni bir ev aldık ve bu evin açılışını sizin yapmanızı arzu etmekteyiz.’ Dedi. İmam (a.s) da: ‘Tamam, sen git bizde geleceğiz.’ Buyurdu. Mezahir, eve geldi ve oğlu Habib’e, Hüseyin’in (a.s) evlerine geleceğini bildirdi. Habib, sevincinden çatıya çıktı. Babası niye çıktığını sordu. O da: ‘Ben buradan sokağı gözlemleyeceğim, Hüseyin (a.s) sokağımıza gelince ilk gören kimse olmak istiyorum. Görür görmez de koşarak yanına gideceğim.’
Habib sokağa bakıyordu, bir anda İmam Hüseyin’i (a.s) gördü ve çatıda olduğunu unuttu. Koşarak gitmek isterken kaydı ve aşağıya düştü ve öldü. Babası Mezahir, Habib’in cansız bedeninin yanına geldi. Oğlunu kucakladı ve bir odaya götürdü. ‘Şimdi muhterem misafirlerimiz var onlara bildirmeyeyim’ dedi.
Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s) geldiler ve sofraya oturdular. Mezahir: ‘Buyurun, siz başlayın.’ Dedi.
Hz. Ali (a.s): ‘Bizim Habib’imiz gelmeden biz yemeğe başlamayız.’ Buyurdu. Mezahir, ısrar edince, Hz. Ali (a.s) buyurdu: ‘Mezahir, bizim her şeyden haberimiz var.’ Beraberce Habib’in bulunduğu odaya geldiler.
Hz. Ali (a.s) buyurdu: ‘Hüseyin (a.s), Habib’in başını dizine koy.’ Hüseyin (a.s), Habib’in başını dizine bıraktı ve ağlamaya başladı. Gözyaşları Habib’in yüzüne döküldü ve Allah’ın emriyle Habib gözlerini açtı. Gülümsemeye başladı. Dedi: ‘Ağam, Hüseyin. Ben yeniden dirileceğimi biliyordum. Çünkü sen, Medine’de bana Kerbela’da şehit olacağımı söylemiştin.’
Habib Kufe’de hayata devam etti. Hz. Ali (a.s) ile birlikte Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaşlarına katıldı. Hz. Ali’nin (a.s) şahadetinden sonra da, Hz. Hasan’ın (a.s) yanında oldu. Hz. Hasan’ın (a.s) şahadetinden sonra da İmam Hüseyin’e (a.s) biat etti. Bunca zaman içinde, Ehlibeyt’in (a.s) yaşadıkları sıkıntılara şahit oldu ve içinde bulundu. Hz. Hüseyin’in (a.s) Medine’den Mekke’ye ayrılmasından sonra, Küfe’de İmam’a (a.s) davet mektubu gönderenler içinde idi. İmam Hüseyin’in (a.s) ve yaranının Kerbela’ya vardıklarını öğrenince, hızla oraya hareket etti ve İmam Hüseyin’e (a.s) katıldı.
Kerbela’da kahramanca savaştı ve yere düştü. İmam Hüseyin (a.s) başının üstüne geldi ve başını dizine bıraktı. Onun için ağladı. Habib, şehit olduğunda yetmiş beş yaşında idi. Onun da başını bedenden ayırdılar ve Küfe’de sokaklarda dolaştırdılar.
Mezarı, İmam Hüseyin’in (a.s) mezarının yakınlarındadır ve İmam’ı ziyarete gidenler, ilk olarak Habib’e selam verirler. İmam’ı (a.s) ziyaret edip çıktıktan sonra tekrar Habib’e selam verirler. Çünkü o iki defa canını İmam Hüseyin’e (a.s) feda etmiştir. Biri Kufe’de gençliğinde ve biri de Kerbela’da.
Allah, ruhunu şad etsin ve şefaatini bizlere nasip etsin.


Resim Galerisi

Güncelleniyor...