Güven Gazetesi

deneme 

Pz11192017

HAZRETİ ALİ'DEN YÖNETİCİLERE-1

                          (Halka Hizmet Hakka Hizmet midir?)
Bana ayrılan bu köşede bugün sizlerle, İmam Ali (a.s) a göre yöneticilerde bulunması şart olan özelliklere temas etmeye çalışacağım. Mezkûr konuya İmam Ali (a.s) ın Malik Eşter'e yazmış olduğu emirnameyi esas almaya çalışacağım.
İmam Ali Emirnamenin giriş bölümünde şöyle buyurmuştur;
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Bu, Allah'ın kulu Mü’minlerin emiri Ali'nin, vergisini toplamak, düşmanıyla savaşmak, halkını ıslah etmek, ülkelerini imar etmek üzere Mısır'a vali tayin ettiği Malik bin Haris el-Eşter'e emirnamesidir.
İmam Ali (a.s) bu hutbeye başlarken "emirname" kelimesinden sonra "Allah'ın kulu" kavramına vurgu yapmıştır. Bu vurgu şunu göstermektedir ki, devlet başkanları ve yöneticiler emirlerinin altında bulunanlara emir verdikleri zaman kendilerinin de kul olduklarını asla unutmamalıdırlar. Zira emir vermek insanı kibire götürebilir ama kul olmayı hatırlamak insanı bu kibirden engelleyebilir.
Diğer bir nokta ise şudur; İmam Ali (a.s) mektuba başlarken kendisi için önce "Allah'ın kulu" ve daha sonra " Mü’minlerin emiri" unvanını kullanmıştır. İmam Ali (a.s) ın önce Allah'a kul olmağı ve daha sonra devlet başkanlığını vurgulaması şunu gösteriyor ki, Allah'a kulluk makamı dünya makamlarından çok çok üstün bir makamdır ve insan yöneticiliği Allah'a kulluk bilinci ile yaparsa yöneticilik onun için ibadet ve ziynet sayılır aksi olursa vebal ve günah sayılır.
Emirnamenin birinci bölümünde imam Ali (a.s) yöneticiler için devletin bekası ve hayatı hakkında dört tane önemli göreve vurgu yapmıştır. Bunlar; "vergi toplamak, düşman ile savaşmak, halkı ıslah etmek, ülkeleri imar etmek".
Emirnamenin baş bölümünde zikrolunan bu dört kavram emirnamenin tamamının özeti ve yöneticilerin yönetimlerinde uygulamaları gereken genel kavramlardır. Yani yönetici işini yaparken bu dört kavramı kendisine ilke edinmeli diğer icraatları bu dört hedefin etrafında dönmelidir. Devlet başkanları ve yöneticiler ülkeleri ve toplumlarının matlup yönetilmesini istiyorlarsa, bu dört konuya sahip olmaları ve çok dikkat etmeleri gereklidir.
    Dolayısıyla devlet başkanları, yöneticiler devletin bekası ve ilerlemesi ve halkın refahı için halkından vergiler almalı, bu vergileri adil bir şekilde gerekli yerlerde tasarruf etmelidirler.
    Yöneticiler, kesinlikle memurlarının, halkın malına haksız yere el uzatmalarına razı olmamalıdırlar.  Tarihte konu hakkında şöyle bir olay vuku bulmuştur; Nuşirevan, beldelerinden birine yeni bir vali tayin etti. Bu vali, hazineye ödenmesi gereken vergiden fazla olarak üç bin dirhem daha fazla gönderdi. Bunun üzerine Nuşirevan, alınan fazla vergilerin sahiplerine geri ödenmesini, ardından da valinin görevden azledilmesini emretti.
    Halkının malına zulüm ve gasp suretiyle el koyan, onları hazinesine katan liderin durumu; yaptığı temelinin kurumasını beklemeden üzerine bina dikip sonra binanın temelle birlikte yıkılmasına sebep olan adam gibidir.
 Yöneticiler devletin bekasını, milletin huzur ve emniyetini tehdit eden iç ve dış düşmanlara karşı mücadele içinde olmalı, ülkeyi imar etme, güzelleştirme noktasında projeler üretip bu projeleri hayata geçirmelidirler.
Bu üç kavram yani; "vergi toplamak, düşman ile savaşmak, ülkeyi imar etmek" hem dini ve hem de gayri dini hükümetlerde ve siyasetlerde vardır. Öyleyse dini siyaset ve hükümetlerle gayri dini siyaset ve hükümetler arasında fark var mıdır? sorusunun cevabında "evet" fark vardır. Dini hükümetlerde devletin bekası, toplumun huzur, saadet ve emniyeti için vazgeçilmez kavramlardan bir tanesi "halkın ıslahıdır". Zira gayri dini hükümetler halkın ıslahını siyasetleri içine almazlar.
Yöneticiler halkı ıslaha zorlama hakkına sahip değillerdir. Yöneticilerin vazifeleri halkın ıslahı için gerekli koşulları ve zemineleri oluşturmaktır. Bu incelik İmam Ali (a.s) ın "İstislah-i ehliha" (ıslah koşullarını ve zeminelerini oluşturma) cümlesinde yatmaktadır. Zira İmam Ali "İslah-i ehliha" olarak buyurmamıştır. İşte bundan dolayı Allah'a kulluğun bilincinde olan bir yönetici halka hizmetten daha çok "halkın ıslah"ına yönelik çalışmalar yapar. Ama kul kavramından uzak olan yöneticiler ve gayri dini hükümetler "halka hizmeti" kendilerine şiar edinirler. Günümüz ilmi uğraşların ve yöneticilerin çabalarının tümünün hedefi genelde sanayileşmektir. Teknolojinin ve sanayinin hedefi ise üretim ve tüketimdir. Yani insanın derin, kapsamlı, akli ve mantıksal tüm çabaları daha fazla tüketim içindir. Bu yüzden günümüz medeniyetine "tüketim medeniyeti" denilmesi daha doğru olacaktır. Dünyanın uygar diye bilinen ülkelerinde hangi hükümete ve topluma bakarsanız bakın, tüketim ilkesinin onlar açısından bilimsel bir dini öğreti haline geldiğini görürsünüz. Bu şüphe edilmeyecek bir konudur. Bu düşünce ve gidişat tarzı günümüz insanını manevi anlamda ruhsal açıdan hasta etmiş, eksiltmiş, küçültmüş, nefse tutsak etmiş dünyevi anlamda ise muktedir kılmış ama kötü yapmıştır. Çünkü insan muktedir olmadan önce iyi ve güzel olmalıdır.
Halk dilinde eş anlamlıymış gibi bilinip ancak eş anlamlı olmayan ve çok önemle bilinmesi gereken iki terim ve kavram vardır. Bu iki terim ve kavram "insana hizmet" ve "insanı ıslah" terimleri ve kavramlarıdır. Bunların iki ayrı anlamı vardır. Bunlar iki ayrı kategoriye girmektedir. Bir yönetici bazen bir kişiye veya bir topluma hizmet eder, örneğin; bir şehrin yollarını asfalt yapar veya bir insana iş-aş imkânı sağlar, ya da bir ev alır. Bunlar ve benzerleri bir kişiye veya bir topluma hizmettir ama ıslah değildir. Bu hizmet ıslah olmadığından bazen kötü sonuçlar da doğurabilir. Eğer insanı ıslah etmeden önce ona hizmet edilirse bu hizmet onun daha fazla sapmasına sebep olur. İşte dini hükümetler ve Allah'a kulluk bilincini taşıyan yöneticiler insana hizmetten önce "insanı ıslahı" ön plana çıkarırlar.
Bilim ve teknoloji bugün sadece hizmet etmektedir. Bugün dünyada İslam dışında hangi bilim insanın ahlaki-manevi ıslahını üstlenmektedir. İslam dışında hangi bilim, felsefe ve ideoloji insanın yücelmesini sağlamaktadır. İslam dışında tüm bilimler insanı madde ve tabiat hakkında bilgili kılmaktadır. İnsanı güçlendirmektedir. O halde bilim bugün insana sadece hizmet etmektedir. Oysa bilimin en kutsal, en öncelikli misyonu insanı ıslah etmek, insanı tanımak olmalıdır. Zira bir kişi için ev yapmadan önce bu evde yaşayacak kişinin nasıl birisi olduğunu bilmek gerekir. İnsanı tanımadan ona ev yapmanın bir anlamı olmaz. Ne yazık ki insan insanı tanımadan, insan ve hayat hakkında hiçbir düşünce edinmeden önce medeniyet kurmaya, lüks bir hayat ve güç elde etmeye çalıştı ve bu sebeplerden dolayı günümüz dünya insanlarının kahır çoğunluğu bir düşünce girdabı boşluğunda bunalmışlardır. Oysa Hz. İmam Ali (a.s) ın buyruğuna göre yöneticiler diğer hükümetlerde de olan üç ilkenin yanında "insanı ıslah" konusunu da yönetimlerinin öncelikli konuları arasında değerlendirmelidirler.
Elbette şu gerçeği göz ardı etmemek gerekir; Toplumun ıslahı dört zümrenin ıslahı ile gerçekleşir. Zira bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur; Dört özel zümre ıslah olmadıkça ümmetim ıslah olmaz. Bunlar; Yöneticiler, âlimler, abitler ve tüccarlardır. Dolayısıyla toplumun ıslah mekanizmalarından bir tanesi yöneticilerdir. Yöneticinin kendisi kurt olursa sürünün halini ve akıbetini sizler düşünün artık.



Resim Galerisi

Güncelleniyor...