Güven Gazetesi

deneme 

Pz11192017

ŞEHİTLERİN SERVETİ İMAM HÜSEYİN (A.S.)

Hüseyin, kerbela, muharrem ve Aşura, adlarından en çok söz edilen ve geride bıraktıkları yadsımalarıyla dillerden hiç düşmeyen ve eksik olmayan, sözcük ve kavramlardırlar.
    İnsan aslında merak etmiyor değil mutlaka bu isimlerin hakkında düşünmeden kendini alı kayamıyor.
    Acaba bu terimler nasıl olmuşta canlılıklarını bunca zaman olayın üstünden geçmesine rağmen hala cap canlı ve taptaze ayakta koruya bilmiş ve kalabilmiştir. Bunları böyle o günkü tazeliğiyle ayakta tutan, taştacı eden ve evrenselleştiren nedir ? aslında iyi birer gözlemci olursa herkes, bunun fazlada gizemli bir olay olmadığını idrak eder, anlar ve muammayı çözer.
    Bakın (Ali İmran) süresi 169 ve 170’inci ayeti kerimelerinde şöyle gezinelim, idrak edelim ve içimize sindirelim.
    Allah yolunda öldürülmüş olanları ölü sanmayın onlar hayattadırlar ve Rablerinin katında rızıklandırılmadadırlar  ve devamı şimdi Ayeti kerimenin içerik ve üslüp bakımından ne kadarda ilginç, ilginç olduğu kadarda manidar olduğuna bakın hak yolunda canlarını verenlerin hayatta olduklarından hayatta olduklarından bahsetmektedir., biz bunu nasıl izah edebiliriz.?

    Evet berzah alemi sadece kastediliyorsa şayet ölenlerin hepsinin ruhu zaten berzah alemine intikal eder.sadece şehitlerinki değil ama neden özellikle Allah yolunda ölenlerin üzerine parmak basılmakta ve onlar yaşıyorlar diye buyrulmaktadır. Sanırım  kafamıza takılan sorunun cevabıda burada yatmaktadır.
    Yüklendikleri dava ve misyon öylesine ağır ve önemliydi ki  onları ölümsüzleştirdi adeta koskoca 1374 yıl geçmesine rağmen inananların hatta zaman, zaman inanmayanların bile gönülleri yaralamakta ve üzmektedir. İşte bu ne biçim acıdır ki bitmek tükenmek bilmiyor.?
    Kısaca böyle canlı kalmasının sebebi budur yani uğruna canını verdikleri davanın Kutsiyeti 124 bin koskoca Peyganber (A.S.)’ın hepsi ilahinin emirlerini yayamak ve yaşatmak için gönderilmediler mi onların görevleri yan gelip yatmak değildi herhalde hepsi kendi zamanlarının hüccetleri ve kandilleriydiler insanlığı Küfrün ve Zulmün karanlık ve bataklığından imanın aydınlığına çıkarmaktı.
    İşte Nübüvvet silsilesinin en son ve en mükemmel halkası olan İslam peygamberleri (S.A.A.S.) in getirdiği ve 23 yıl boyunca tebliğ edip koruyup kolladığı ve adeta gözü gibi baktığı ve en en ufak ayrıntısına varıncaya kadar yanlış yapılmasına asla göz yummadığı şu yüce İslam dininin ümeyye oğullarının ve o gün ki uğursuz versiyonu olan yezid gibi bir pelidin ellerinde oyuncak olacağına gözmü yumsaydı. İmam Hüseyin (A.S.) yani ceddinin getirdiği ve maide suresinde buyurulduğu gibi en mükemmel din diye tabir edilen şu aziz İslam dininin yok edilmesine seyircimi kalsaydı o hazret asla böyle bir sorumsuzluk haşa onlardan beklenmezdi.
Tabiidir ki onun yetiştirilmiş tarzı  öylesi bir müsamahaya asla rıza göstermezdi.
İşte onun içinde ki şehitler için kullanılan bu terim gayet yerindedir. Onlar hem ümrevi hayatın güzelliklerini yaşamaktadırlar, hem de adları unvanlarıyla dünyada   şerefli övünecek bir ad bırakmışlardır.
    Dünya hayatındaki mevkilerin hepsi gelip geçici heveslerdir. Kalıcı olan geride şu gök Kubbede bıraktığı hoş bir sedadır.
Hz. Hüseyin (A.S.) bu gerçeği çok güzel bir şekilde özetlemişti. Fakat o gerçeğin henüz  farkında olmayan kerbeladaki yezid ordusunun Komutanı Ömer binsaad gibi gafillerin içinde bulundukları gafletten uyandırmak için azami ölçüde gayret sarfediyordu yani hücceti tamamlamadan bahanelerin önünü kesmeden işe koyulmadı aksine her platformda her durakta ve her yerde insanlara doğruyu göstermek adına her çabayı denedi ender olarak uyanlar ola ki tabiî ki uymayanlar ve tersine gidenler daha çoğunluktaydılar.
    Topluluklara yönelik tebliğleri olduğu gibi ferde özel tebliğleride olmuştur. Örneğin yukarıda zikrettiğimiz Komutan müsveddesi Ömer Bin Saad Küfedeyken Hz. Müslimbin Akil yani İmam Hüseyin (A.S.)’ın amcaoğlu ve kufeye gönderildiği elçisini İbni Ziyadın komutasındaki askerler yakalayıp yaka paça İbni Ziyadın meclisine bir nevi ifadeye ve yüzleşmeye götürüldüklerinde ölümün kaçınılmaz olduğu gören yaralar içindeki acıyla kıvranan müslimbin Akil ibni ziyadan vasiyet itmek için ruhsat istendiğinde oda hadi vasiyetini hazırcından kime istersen  et diye izin verdiğinden Hz. Müslim Ömer Bin Saadı işaret ederek vasiyetini ona yapmak istediğini bildirdi nede olsa uzaktan bir akrabalıkları söz konusuydu Kendisine Ehlibeyti Resulüllahı yakın görmeyi ve olmayı yakıştıramamıştı.
    Beni Ümeyyeye yakın durmak onların onların hizmetinde bulunmak ve onların.ideallerini yaşayıp yaşatmayı yeğlemişti. Ve işte bu sadakatının karşılığında Rey mülküne vali tayin edilmiştir, o koltuğa otura bilmesi içinde son olarak kerbela faciasını işlemesi istenmişti geçmişini kanını dökmek istediği zatların yüceliğini anlayamayacak kadar gözleri dönmüş olmalıydı ki Hz. Hüseyin (A.S.) kendine ne kadar nasihatte bulunduysa kar etmedi İmam Hüseyin (A.S.)’ın ömerden ümidi kesilince şöyle bir ifadesi oldu umarım ey ömer Rey mülkünün buğdayının ekmediği yemek sana nasip olmaz oda alaycı bir üslupla imama Hüseyin’e şöyle Cevap Verdi :
    Buğdayının ekmeği nasip olmasa elbet arpasının ekmeği nasip olur, diyince imam Hüseyin artık sözünü noktalamıştı. Veya (harsame) adındaki birisi Ey Hüseyin ! ben baban Ali’nin Komutasında siffindan dönerken şu kerbela arazisinden geçerken durdu ve hepimize söyle seslendi şu topraklar üzerinde oğlum Hüseyin’i şehit edecekler ve çoluk çocuğunu da esir edecekler Ey Hüseyin bakıyorum da babanız Hz. Ali’nin dediği zaman gelmiştir. Yazık günahtır şu çoluk çocuğuna onları tehlikeye atma bu sevdadan vazgeç, diye imam Hüseyin’e teklif de bulundu bunun üzerine o hazret Ey Herseme sen bizimlemisin yoksa bizim aleyhimizemisin Herseme Ey Hüseyin ne seninleyim nede senden başkasıyla yani hakkı ve haklıyı ya ayırt edemedi yada etmek istemedi.

    Bunun özerine o Hazret şöyle buyurdular Ey hersene yarın aşuradır ben hicreti itmam etmek için yüzümü her tarafa dönüp (helmin nasirin yansuruna Ehlibeyt) Acaba Biz Ehlibeyte yardım edecek kimse yokmudur.diyeceğim ve sen burada kalırsan şayet benim o yarım ki çağrımı duyacaksın Eğer müsbet cevap verecek olursan ceddim Resulüllah’ın buyurduğu sözün kapsamına gireceksin O Hazret şöyle Buyurdular her kim bir mazlumun yardımına çağırırsa oda müsbet cevap vermezse (Ekebbehullahü finnari) Allah onu yüzü koyun cehenneme atar aynen öyledir ve sende öyle olacaksın hiç değilse benim o yarın yapacağım çağrımı duymak istemiyorsan bari şu gecenin karanlığından yararlanarak buradan uzaklaş birçokları öyle yaptılar  işte edebi saadeti seçenlerde geçici dünya hayatını seçenlerin durumlarıdır bunlar örnekler boldur, biz bu günden imam Hüseyin’in Gatligahını şu modern çağda da görüyoruz Hak ile Batıl aynıdır hiç değişmemiş değişen sadece aksesuarlardır.
    Allah’ım sen bize Hak ve Batıl birilerinden teşhis yeteneği ver.                         


Resim Galerisi

Güncelleniyor...