Avrupa basınındaki kadar geniş yer almasa da bazı Türk gazete, tv ve sosyal medya sayfalarında da verilen şu haber, duyarlı toplum bağlamında dikkat çekiciydi: İspanya’nın başşehri Madrid’de 70 yıldır aynı evde kiracı olarak oturan 87 yaşındaki Maricarmen Abascal adlı yaşlı kadın evden zorla çıkarılınca, on binlerce insan hem bu yaşlı kadınla dayanışma için hem de var olan konut sıkıntısını ve kira artışlarını protesto amacıyla Madrid sokaklarında yürüdü ve netice aldı. Aktif, katılımcı vatandaşlık böyle bir şey olsa gerek. Bununla ilgili B. Ağırdır’ın görüşü: “Benim bir süredir ‘aktif vatandaşlık’ derken itiraz ettiği şey tam da bu. Demokrasi, dört ya da beş yılda bir oy kullanan milyonlarca seyirciden ibaret olamaz. Yurttaşlık sadece hak sahibi olmak değil, birlikte yaşadığımız dünyanın oluşumuna dahil ve müdahil olmak demek. (Bekir Ağırdır, Ortak Kaderden Çıkış Yok, Oksijen Gazetesi, 11-17 Eylül 2026)” Evet, Ağırdır’ın deyimiyle, seçimden seçime sadece oy kullanan milyonlardan oluşan bir toplumun, yaşadığı dünyaya dahil ve müdahil olması beklenmemeli. Yaşlı İspanyol kadın gibi, toplumun en zayıf halkasının maruz kaldığı mağduriyet, eyleme dönüşen duyarlı bir kollektif irade sayesinde giderilmiş oluyor. Kendi ülkemde yokluğunu hissettiğim bir eylem biçimi ve her şeyden önce imrenilecek bir dayanışma… Siyasî iktidar da toplumdan gelen böylesi bir tepki karşısında, mevcut konut politikasını gözden geçirmek mecburiyetinde kalıyor.Karşı olduğunuzun hakkıŞayet sizin partinizden, inancınızdan veya ırkınızdan olmayanlara da insan olmaktan kaynaklanan bir gözle bakmak gibi bir marifetiniz, bir özelliğiniz olacaksa veya Filozof Kuçuradi’nin dediği gibi, eğer marifet istiyorsanız, “Karşı olduğumuz insanın temel haklarını korumak marifettir.” Temel insan haklarında dahi dayanışma gösteremeyecek kadar kutuplaşmış bir toplum, tek ayak üzerinde durmaya çalışan insana benzer. Bir toplum ancak İspanya örneğinde olduğu türden eylemlerle kendi yanlışlarını düzeltebilir. Vatandaşlık sorumluluğu çerçevesinde olaylara, gelişmelere müdahil olmayı, vicdan sahibi olmakla eşdeğer gören Zygmunt Bauman bu bağlamda, “Sorumluluğun sesi, insan bireyinin doğum çığlığıdır,” diyor. Dünyasına karşı sorumlu olmak; kendisinden olmayanla da adalet gibi, ifade özgürlüğü gibi temel insan haklarında dayanışma göstermektir. Bu kararlı duruş, sorumluluğumuzun gereği ve var oluşumuzun göstergesidir. “Bunun duyulabilirliği bireyin hayatta olduğunun işaretidir. (Zygmunt Bauman, Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları, s. 299)” Bizim “sağcı”mız ve bizim “solcu”muzBizim en yumuşak karnımız; düşüncede, inançta, politikada “bizden” olmayanlara olan adaletsizliğimiz ve tahammülsüzlüğümüzdür. Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaket, “aykırı” ya da “karşıt” olarak görülen bir kesimin susturulmasıdır. Bu ülkenin “sağcı”sının hakları gasp edilirken, “solcu”sunun umurunda olmadı. “Solcu”sunun başına aynı felaketler geldiğinde de, “sağcı”sı görmemezlikten ve duymamazlıktan geldi. Hâlbuki her birimiz bir bütünün yarısı, birbirimizin tamamlayıcısıyız. Şayet bakmaya cesaretimiz varsa, biz aynayız birbirimize... Bir ulusal gazetenin şu başlığı bile toplum olarak hangi noktada olduğumuzun aynasıdır: “Fon Vurgunundan Hakem Rezaletine, Siyasi Transferlere Kadar Her Alanda Toplumsal Çürümenin İzleri Görülüyor. Çürüme Her Yerde (Karar Gazetesi, 3.10.26)” Evet, çürüme her yerde… Lime lime dökülüyoruz toplum olarak. Bugünlere geleceğimiz dünden belliydi. Bu satırların yazarı da, kendimizle yüzleşmeye davetiye çıkardığı günden beri “kendi mahallesi”nin ötekisi oldu. Bu istikamette uyarı yapan popüler isimlerden biri de hiç şüphesiz rahmetli Yaşar Nuri Öztürk Hocaydı:“Bu millet son yıllarda çok büyük günahlar işledi. Çok büyük günahlara kurban oldu. Ehliyeti cezalandırdı, dürüstlüğü cezalandırdı, helâl lokmayı cezalandırdı, irfanı cezalandırdı, idraki cezalandırdı ve ne kadar sapı siliklik, yolsuzluk, bozukluk, kirlilik, üçkâğıt varsa, liyakatsizlik varsa hepsine prim verdi. Niçin? Ayaklarımı uzatıp rahat edeyim, sıkıntıya düşmeyeyim, uykuma kimse dokunmasın. Bu millet bunların faturasını ödeyecek.” Hangi politik ya da dinî cenahtan olursanız olun; vicdan sahibi hiç kimse bu tespitlere itiraz etmez. “Rahatım bozulmasın” diyenlerin de gün gelir düzeni bozulur. Bununla da sınırlı kalmaz; bir kesimin yaptığı yanlışların bedelini ve işlenen “günahların” faturasını millet olarak hepimiz öderiz. Toplum olarak içinde bulunduğumuz durumdan arınma zamanıdır: Bizden ya da sizden olmayan fakat haksızlığa uğramışların da hakkını savunmak “bizim” ve “sizin” bir insanlık, vatanseverlik ve yurttaşlık görevidir. DOĞUKAN BEY
Iğdır
Yayınlanma: 04 Ekim 2026 - 00:02
Mahmut Aşkar Yazdı : Sizden Olmayanın da Hakkını Savunur Musunuz?
Iğdır
04 Ekim 2026 - 00:02
Bu haber 493 defa okunmuştur.
EDİTÖR
İlginizi Çekebilir












