Sezon başından bu yana ne yazık ki bir türlü takım olamadık. Takım olamayınca da oyuncuların bireysel yeteneklerine mahkûm oluyorsun. “Bekleyelim, top Fofana’nın ayağına gelsin de belki bir şeyler olur” anlayışı, bir takım kimliğinden ne kadar uzaklaştığımızın en net göstergesi.
Sarıyer maçı özelinde baktığımızda, sezonun belki de en iyi oyunlarından birini oynadığımızı söyleyebilirim. Bruno’nun yüksek sorumsuzluğuna, takım arkadaşlarını yalnız bırakmasına rağmen ekip, doğru oyun formatından kopmadı. Rakibe geniş alan bırakmadık, ataklarını büyük ölçüde durdurduk. Hücumda da doğru girişimler vardı ancak son vuruşlardaki beceriksizlik skora yansımamızı engelledi.
Devre arası transfer döneminde Cantürk Başkan ve İbrahim Hoca’dan oldukça umutluydum. Büyük beklentilerim vardı. Alınan oyuncular belki kötü futbolcular değil ama açık konuşmak gerekirse, mevcut problemlere ilaç olacak isimler de değiller. Sezon başından beri söylediğim bir gerçek var: Bu takımın en az bir, hatta iki tane çok iyi golcüye, bir oyun kurucu on numaraya ve güven veren bir kaleciye ihtiyacı vardı.
Futbolda omurga çok önemlidir. Omurgası sağlam olan takım hem oyun hem de skor üstünlüğünü elinde tutar. Her zaman söylediğimiz gibi; atan da tutan da çok iyi olacak. Aksi halde ızdırap çeken taraf hep sen olursun.
Bu yazıyı kaleme alırken İbrahim Hoca ile yolların ayrıldığı haberini aldım. Iğdırspor ve İbrahim Hoca adına hayırlısı olmasını diliyorum. Yeni bir teknik adam tercih edilecekse, bu ligi çok iyi bilen, enerjisi yüksek, disiplinli ve otorite kurabilen bir profil olmalıdır.
Ancak kim gelirse gelsin, bu orta saha ve bu santrfor hattıyla başarı yakalamak çok ama çok zor. Hiç vakit kaybetmeden yetersiz oyuncularla vedalaşıp, kaliteli ayaklarla yeni bir başlangıç yapmak şart. Aksi halde bu hatalar zinciri uzamaya devam eder.











