Mahmut Aşkar

Mahmut Aşkar

Kendi Gökkubbemiz
askarmahmut1951@gmail.com

İlk Taşı Günahsız Olanınız Atsın

08 Eylül 2023 - 17:24

Rivayet edilir ki, kadının birisi zina suçlamasıyla Hz. İsa’nın huzuruna çıkarılarak cezalandırılması istenir. Kadını suç üstü yakalayanlar, Hz. Musa’nın kanunlarına göre taşlanarak öldürülmesini Hz.İsa’dan talep ederler. Asıl gayeleri, Hz. İsa’nın takınacağı tavra göre durumdan kendilerine vazife çıkarmak, yani Hz. İsa aleyhinde kullanabilecekleri propaganda malzemesi elde etmek. Hz. İsa da, “İlk taşı içinizden günahsız olan birisi atsın!” der ve daha sonra önce yaşlılar olmak üzere oradakilerin hepsi teker teker olay yerini terk eder. Çünkü günahsız kimse yoktur. Ve böylece Hz. İsa da, bir daha suç işlememesi konusunda kadını uyardıktan sonra affeder.
Ezber bozacak nitelikte farklı bir duruş sergileyeni ya da yeni bir şey söyleyeni eleştirmek için değil yermek için adeta pusuda bekleyen, fırsat kollayan insanlar olur. Dinle ilgili yeni bir şey söylendiğinde, “zındık”, “kafir” veya “reformcu”lukla itham edilir, vatan-millet meselesi hakkında alışılagelmişin dışında, farklı bir eylem girişiminde ya da yeni bir ifade tarzı geliştirildiğinde de, “hain” veya “satılmış” damgası vurulur.
Biz, Avrupalılar gibi otuz yıl boyunca Mezhep Savaşları (1618-1648) yapmış, 1. ve 2. Dünya Savaşlarını başlatarak milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuş bir millet değiliz. O Avrupa hem kendi içindeki farklılıklarla hem dünkü düşmanı komşularıyla barışarak küllerinden yeniden dirildi ve Avrupa Birliği projesini hayata geçirdi. Biz ise kendimizle kavgalı ve kendimizden düşman yaratma yarışındayız. Ne demokrasiyi tam anlamıyla benimseyebilmiş ne de farklılıklarımızı kabullenebilmişiz. Fakat lafa gelince, herkes demokrat ve herkes hoşgörülü.
İşi Ehline Vermek
Hâlâ akıllanmıyor, aklımızı kullanmıyor, duygularımızla hareket ediyoruz. Bir akşam emmioğlu-dayıoğullarıyla sohbet ediyoruz: Eskiden (50 yıl önce) köy muhtarı seçimlerinde kabilecilik, tayfacılık belirleyici olurdu. Şimdi ilçe olan aynı yerin belediye başkan adayı için aradan yarım asır geçmesine rağmen hâlâ tayfacılığın geçerli kriter olduğunu öğreniyorum. Aynı ilçenin eski belediye başkanlarından birisiyle bir başka sohbet ortamında karşılaşıyoruz: Yanlış gördüğü, eleştirilecek çok tarafı olmasına rağmen yine de aynı kabileden olduklarından dolayı onu destekleyeceğini söylüyor. Her iki sohbette de bu zihniyeti terk edin ve işi ehline verin, diyorum. Olmaz, diyorlar. Haklısın ama biz bu kuralı değiştiremeyiz, diyorlar.
Mekke’nin fethinden sonra Hz. Peygamber, Kâbe’nin anahtarını işin ehli olduğu için Osman bin Talha adında bir gayrimüslime verdiğini hatırlatıyorum. Ve yine istisnasız bütün nebilerin, mevcut gelenekçi düzene karşı yenilikçi bir söylemle geldiklerini ve bunun bedelini ödediklerini ilave ediyorum. Başka zaman dindarlıklarına laf ettirmeyenler, iş başa düşünce susmayı tercih ediyorlar.
Ne kaybederiz?
Kendi mahallesinin hırsızına, haramzadesine, kamu malını yağmalayanına, gösterişe ve çıkarcılığa dönüşen dindarlığa, sloganik milliyetçiliğe ses çıkarmayan, tavır koymayanların, başkalarını sorgulaması inandırıcı olmaz. En basit bir ifadeyle; kendi evinin önünü süpürmeyenin, ötekilerin sokağının pisliğinden şikâyetçi olma hakkı yoktur.
Toplumun farklı siyasî/ideolojik, etnik ve dinî kesimlerinden insanları bugünün Türkiye’sinde ortak bir zeminde buluşturmak; zaman, sabır ve çaba ister. Demokrasiyi içine sindirememiş, hoşgörü kültürümüzden nasibini almamış, dokunulmazlıklarla çevrili dünyasının dışına çıkamamış bir toplumda farklı bir söz söylemek ve eylemde bulunmak, bedel ve cesaret ister.
Dostluklar ve düşmanlıklar, iyiler ve kötüler, nesilden nesile intikal eden, miras gibi devralınan bir durum, değişmeyen bir doktrin değildir. Ötekileştirdiğimiz kesim ya da insanlarla her şeyden önce aynı ülkenin vatandaşı olmaktan kaynaklanan ortak noktalarımız, değerlerimiz, ayrışan tarafımızdan çok daha fazladır. Bizden sonraki nesillere karşı sorumluluğumuzun gereği, daha yaşanabilir bir geleceğin ortamını şimdiden hazırlamak boynumuzun borcudur.
Her defasında, “Onun olduğu yerde ben olmam” diyen dostların ateşidir asıl canımızı yakan. “Onlarla aynı karede yer almam” diyenlere yönelttiğim, “Olsak ne kaybederiz?” sorusunu her aklıselime de havale ediyorum. Yani neresinden baksanız, Âşık Veysel’in deyimiyle, “Bizi yakar bizim ataş."
“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” atasözünün dünden daha çok geçerli olduğu bu coğrafyada ötekileştirdiğimiz kesimlere el uzatmanın, aynı masada buluşarak yüzleşmenin bedelini ödemeği biz göze aldık. Birilerine methiyeler dizmekle birilerini taşlamak arasında gidip gelen başınızı kaldırıp, bir de kendinizle yüzleşseniz...
İllâ da bizi taşlamayı kafanıza koyduysanız; bari ilk taşı, şayet varsa içinizde, günahsız olanınız atsın. Ya da eteğinizdeki taşları dökün artık!


 

Bu yazı 1047 defa okunmuştur.