Mahmut Aşkar

Mahmut Aşkar

Kendi Gökkubbemiz
askarmahmut1951@gmail.com

Kendimizle Yüzleşmek Zamanı veya "Ben Sizi Rahatsız Etmeye Geldim"

01 Ağustos 2023 - 07:42 - Güncelleme: 01 Ağustos 2023 - 12:01

Siz alışılmışın dışında, nakledilen, doğru kabul edilenden farklı olarak bir şey söylediğinizde, herhangi bir konu hakkında kendinize özgü düşüncenizi paylaştığınızda, bu yeni şeyin üzerinde düşünmeye değer görenlerden veya sizin gibi düşünenlerden daha çok, sizi yerenler, karşınıza dikilenler olur. Bu durum tabulardan geçilmeyen kapalı ve azgelişmiş toplumların alameti farikası gibidir. Açık, gelişmiş toplumlarda ise yeni bir söz, farklı bir düşünce büyük ilgi, alaka görür. Belli mahvillerde enine boyuna tartışılarak daha da olgunlaşmasına katkı sağlanır. Bu da gelişmiş toplumlara özgü bir durum...
Sosyal medya sayfamdan 10 Muharrem (Aşura)/28 Temmuz 2023 günü Hz. Hüseyin’in yakınlarıyla birlikte Kerbela’da şehit edilişi dolayısıyla, “Ne Kadar Hüseyinleşebildik?” başlıklı aşağıdaki kısa yazıyı paylaştım:

Hz. İbrahim'in Nemrut'a, Hz. Musa'nın Firavun'a, Hz. İsa'nın Romalı ve Yahudi güç odaklarına, Hz. Muhammed'in Ebu Sufyanlara ve Hz. Ali'nin Muaviye'ye karşı verdiği hak ve batıl mücadelesinin izi, bizi İmam Hüseyin'in Kerbala'sına götürür. Hüseynî duruş; inandığının bedelini ödemektir! Ülkücüler, Devrimciler ve İslamcılar; ne kadar Hüseyinleşebildiniz?“


Bir de “tatlı yiyelim tatlı konuşalım” dercesine, 10 Muharrem gününü sırf aşüre tatlısı bayramına çeviren anlayışa bir hatırlatma babından, “Bugün Aşura (10 Muharrem), aşüre pişirme günü değil! İmam Hüseyin'in zulme ve zorbalığa karşı Kerbela'da Muhammedî bir duruş sergilediği gündür“ diye not düştüm.


Yazıyla ilgili onlarca yorumdan bazıları ister milletimiz ister dinimiz adına deyin, gerçekten düşündürücü ve üzücü olduğu gibi, içimizdeki katı mezhepçiliğin, önyargının ve cehaletin körüklediği bağnazlığı biraz daha yakından tanıma adına benim için öğreticiydi. Dilimizdeki bazı kavramlar belli kesimlerle özdeşlemiş veya onlara mal edilmiş olduğundan, yukarıdaki yazının içinde geçen “10 Muharrem”, “Kerbela” ve “Hz. Hüseyin” gibi kavramlaşmış isimler, Alevi, Şii ya da Caferî kesimle özdeşleştiğinden dolayı, verilmek istenen mesajı anlamak yerine, bunu ancak “Ehli Sünnet”ten olmayan veya Şiî/Alevî birisi yazabilir noktasından hareketle saldırıya geçildi. İslâm dairesi içindeki “öteki” üzerinden kendi dinî/itikadî kimliğini tanımlayan mezhepçi bakış açısı, sizin ne dediğine itibar etmez. Onun için “öteki” olan siz, ne deseniz yanlıştır. 

Hatta Hz. Hüseyin bile bu bağnaz müslümanlardan nasibini almıştır. Nitekim okuyucularımdan birisi, Yezid’in zalimliğini kabullenmekle birlikte, “Ama bu durum, Hz. Hüseyin'in onu devirmek için çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu yalnızca 70 kişilik bir kafile ile yola çıkmasını haklı ve mazur gösteremez. (...) Binaenaleyh, Hz. Hüseyin yanlış yapmış, masum birçok insanın kanının akıtılmasına ve İslâm ümmetinin bölünüp parçalanmasına sebep olmuştur.”

Belli bir kesimin “üstadı” Kadir Mısırlıoğlu da Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmemekle yanlış yapmış diyordu. Şundan eminim; bu zihniyetin üstadlarından birisi bunun tersini, yani Hz. Hüseyin’in zalim Yezid’in halifeliğine boyun eğmemesini, “Bir elime ayı, diğer elime güneşi verseniz yine de inandığım davamdan vazgeçmem” meâlindeki sözlerin sahibi, Dedesi Hz. Peygamber gibi bir ilkeli duruş sergilemiştir deseydi, o zaman Hz. Hüseyin’in Muhammedî duruşunu teslim edeceklerdi.

Sözkonusu Peygamber Torunu Hüseyin değil de, Şam Valisi Muaviye’nin şaşaalı yönetim biçimine ve Medine’de Hz. Osman’ın devlet kadrolarına kendi yakınlarını yerleştirmesine yaptığı eleştirileriyle rahatsızlık verdiğinden dolayı Rebeze çölüne sürülen, ilk müslümanlardan Ebuzer olsa, onu hangi tarafa yamayacağız?

Bazen bağnazca bir mezhepçilik veya bir başka kesime karşı beslediği düşmanlık, şu okuyucu yorumundaki gibi, zalimi haklı gösterebiliyor:
“Hz. Hüseyin Kufe yoluna çıkarken çoğu sahabiler onu caydırmak istedi ama o Hz. Yezidden hilafeti geri almak için yola çıktı.” Buna cehalet denemez… “Emevi Dini” dedikleri böyle bir şey olsa gerek... Güce tapmaktır bunun adı!  Allah’tan, Yezid’e hazretlik payesi veren insan sayısı pek fazla değil ülkemizde.

Bir başka takipçimiz de diğerlerinden çok daha farklı bir yerden olaya bakmış:
“Alayı Türk yağısı Arap değil mi? Ha Ali, Ha Muhammed, ha Hüseyin! Bize ne onların didişmelerinden? İslâm Arap yayılmacılığının aracıdır, Türkleri tekçe bu gerçek ilgilendirir!”

Kendimizle, tarihî gerçeklerimizle yüzleşmekten kaçınmanın yollarından biri, “Kerbala’yı her defasında gündeme getirmeyin” ise, diğeri de, “Canım bizi ne ilgilendirir...” türünden bir yaklaşımdır.
Not:
Kendi gerçeklerimizle yüzleşmeye ve “rahatsızlık vermeğe” (2. Bölümde) devam edeceğiz.



 

Bu yazı 320 defa okunmuştur.