Mahmut Aşkar

Mahmut Aşkar

Kendi Gökkubbemiz
askarmahmut1951@gmail.com

Kuşatıcı Bir Dile Sahip Olmak

21 Eylül 2023 - 12:02

Her yeniliğin, ilk olmanın, yeni bir şey söylemenin bir bedeli olduğu gibi, kuşatıcı bir dile sahip olmanın da bir bedeli vardır. Bunun için bulunduğunuz konumdan ya fizikî ya da fikrî olarak daha yükseklere çıkmanız gerekir. Meselâ, Iğdır Ovası’nı kuşbakışı görebilmenin bedeli, Ağrı Dağı’nın eteklerine tırmanmaktır. Çünkü yükseklere çıktıkça resmin tamamını görebiliyoruz. İnsanın görüş mesafesi veya bakış açısı büyüdükçe, zihnimizde yer eden önceliklerin sıralaması da değişmeğe başlar: Daha kapsayıcı ve bütüncül olmaya, mahallelikten şehirliliğe, ayrıştırıcı/bölücülükten birleştirici, kucaklayıcılığa terfi etmiş oluruz. En önemli gördüklerimizle çok da önemsemediklerimiz, gözümüzde büyüttüğümüz şeylerle daha küçük olanların sıralaması bir de bakarız ki farkında olmadan yer değiştirmiş.
Siyasî ve ananevî/geleneksel bazı miraslarımızı terk edemiyor, onları aşamıyoruz. Yetmişli yaşlardaki akranlarımızla zaman zaman bir araya geldiğimizde, “Ben solcu gelenekten geliyorum,” diyenler kadar, “Milliyetçi” veya “İslamcı” bir geçmişe sahip olduğunu söyleyen ya da ima edenler de hâlâ kendilerini bu siyasî/ideolojik miraslardan birinin varisleri olarak görüyorlar. Alışılagelmiş siyasî görüşün dışına çıkamamak ya da çıkmayı “ihanet” gibi algılamak, kendini yenileyememektir. Bu durumda dünyanın en kozmopolit merkezinde yaşasanız da, zihniyet olarak mahallilikten kurtulamadığınız gibi kuşatıcı görüşe de sahip olamazsınız. Millet olarak bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz şey ise, kuşatıcı olmak, yani bütünü görmek ve kucaklamaktır.
Önceliklerimiz...
Geleneği, töreyi korumak adına, “Korumanın gölgesinde kalmak, yani yenilenmemek; katılaşmak ve bir defa elde edilmiş özellikte ısrarcı olmaktır. (H. Pietschmann)” Bir defa elde edilmiş özellik bazen “devrimcilik”, bazen “İslamcılık” bazen de “milliyetçilik”tir. Kültürel anlamda, “Yenilenmenin gölgesinde kalmak (muhafaza etmekten tamamıyla vazgeçmek) ise kimlik kaybıdır.” (Herbert Pietschmann, Die Atomisierung der Gesellschaft, s. 39) Her iki durumda da resmin tamamını görememek ve önceliklerimizi güncelleyememek tehlikesi vardır.
Gerek ferdî gerek toplumsal hayatımızda önceliklerimizi sıralarken, hayata hangi zaviyeden baktığımız belirleyici rol oynar. İnsanlar kadar toplumların da önem sırasına göre halletmesi gereken sorunları zamana ve şartlara göre değişebiliyor. Meselâ, geride bıraktığımız 20. Yüzyıl’da dünyanın bir numaralı gündemi, Sovyet Rusya-ABD eksenli Soğuk Savaş iken, bugünün (21. Yüzyıl) dünyasında, küresel ısınmaya bağlı olarak iklim değişikliği doğu ve batı ayırt etmeksizin bütün dünyanın en öncelikli gündem maddesidir. İş ve aile hayatına hazırlık yapanla, aile sorumluluğu taşıyanın veya mensubu olduğu toplumun öncüsü durumunda olanın ya da topluma karşı kendini sorumlu hissedenin öncelikleri farklı olur.
Dostlar meclisinden birisiyle tatlı-sert tartışırken, önceliklerimizi sıralamadaki sıkıntıya dikkat çektim: Şayet “din adamı”ysanız, hayatın içinden bir din anlayışına göre Müslümanların sorunlarına öncelik vermeniz gerekirken veya politikacıysanız, ülkenin behemehâl çözüm bekleyen meseleleri varken, “Ezan susmaz, bayrak inmez!” türünden hamaset nutuklarıyla insanların burun buruna geldiği hayatî sorunları geri plana atamazsınız! Geçmişe takılıp kalmayın; ayrıştırmadan kuşatıcı bir dil kullanın, dediğimizde kıyametler kopuyor: Biz zaten eleştirmekten başka bir şey bilmezmişiz (!)
Kuşatıcı bir dile sahip olan İslâm adına ve bir de farklı etnik kökene ve hatta dinî inanca mensup insanlardan oluşan Millet adına esaslı bölücülük yapan iki akım var bu ülkede: Dinî ve millî çizgideki öncülük rolünü üstlenmiş bu akımların kitleler üzerinde etkili olan popülist öncüleri, konumları ne olursa olsun, zihniyet olarak kendi “mahalle”lerinin dışına çıkamamış ve kuşatıcı bir dile sahip olamamış kişilerdir. Ayrıştıran, ötekileştiren, başkaları üzerinden kendini tanımlayan ve en büyük mahareti kendine düşman yaratmak olan bezirgânlardan kurtulmanın yolu; kuşatıcı/kucaklayıcı bir dile sahip olanların bir adım daha ileri çıkması ve sesini diğerlerinden biraz daha gür çıkarmasıdır.

 

Bu yazı 515 defa okunmuştur.