Müslüman-Doğu medeniyeti gibi Hıristiyan-Batı medeniyeti de insan merkezlidir. Bizim medeniyet anlayışımızda insan, Tanrı’nın kuludur. Çağdaş Batı medeniyetinde ise insan, deyim yerindeyse, Tanrı’nın tahtına oturmuştur. Şöyle veya böyle, her medeniyetin kendine göre bir insan tasavvuru vardır. Tekrar etmek gerekirse; bizim inancımıza göre insan, yaratılmışların en şereflisidir ve Tanrı’nın yeryüzündeki halifesidir. İnsan hak ve hürriyetinin ayaklar altına alındığı Müslüman ülkelerin mevcut durumu, İslâm’ın bu insanî ölçüsünü değiştirmez.
Dünyadaki bütün sorunlar ya doğrudan ya da dolaylı olarak insan kaynaklıdır. İnsanı tanımadan, insanî sorunları çözmeden, dünyevî sorunları çözemezsiniz! Âşık Daimi’nin deyişinde insan, “Kâinatın aynası” olarak tanımlanırken, Şeyh Galip de insanı, “Âlemin özü, varlıkların göz bebeği” olarak tarif eder. Bu silsileye Derviş Yunus’ları, Hacı Bektaş Veli’leri ve daha niceleri ilave edilebilir. Sözkonusu çağdaş milletlerle yarışma olduğunda, birçoğumuzun yaptığu gibi geçmişe, şanlı tarihimize sığınmak değil, dünümüze atıfta bulunarak mevcut gerçeğimizle yüzleşmektir niyetimiz.
İnsan’a kâinatin özeti olarak iman etmiş bir kültür dairesine mensup olanlar, insanlığa itibarını ancak onu araç olmaktan kurtararak yeniden kazandırabilirler. Unutulmamalıdır: İnsanlığa dair amacı olmayan insan, araç olmaktan kurtulamaz.
İnsanı tanımanın ilk şartı, kendimizi tanımaktır. Onun için de kendi geçmişimiz hakkında bilgi sahibi olmalıyız. İtiraf etmek gerekirse, kendimizle sıkıntısı olan bir toplumuz maalesef. Kendi gerçeklerimizle yüz yüze gelmekten kaçındığımızdan, heterojen (çeşitli) bir yapıya sahip toplum olarak paralel geçişler yapıyoruz: Farklılıklarımızdan haberdarız fakat yüzleşmekte ve kabullenmekte zorlanıyoruz. Fakat ülkemiz üzerinde emperyal emelleri olan güçler, bizim görmezden geldiğimiz iç sorunlarımızı kaşıyarak, karşı karşıya gelmemize ortam hazırlıyorlar. Biz de, ev ödevini yapmayan öğrencinini kırk dereden su getirmesine benzer bir durum sergiliyoruz.
İnsan, illâ da insan!
İnsanı öncelikli olarak ırkından, inancından ve renginden arındırılmış hâliyle görüp kabullenmek bir gelişmişlik ve ileri görüşlülük karinesidir. İletişimin ve bilgi akışının artık sıradan her insanın yararlanabileceği bir noktaya geldiği günümüzde biz gerek ülkemizde gerekse dışarıda kendimizden farklı insanlara hangi gözle bakıyoruz?
İster millî, ister milletlerarası bir zaviyeden bakın; insan denen varlık madalyon gibidir: Bir yüzünde ben/biz diğer yüzünde sen/onlar... Benim varlığım seninle, bizim varlığımız da onlar, yani ötekilerle kaimdir.
Batı, kendisinin dahil olduğu “beyaz ırk” ve diğerleri olarak insanı sınıflandırır. Biz bu oyuna gelmemeliyiz! Bizde, Hz. Peygamber’in ifadesiyle; “Beyazın siyaha, siyahın da beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.” Sokaktaki kalabalıklar, daha çocuk yaştaki Suriyeli gence, “Defol git!” diye bağırdıklarında, genç adam yaşından büyük ve belki de tarihe mal olacak bir söz sarf etti: “Ben bir insanım.” Daha 17 yaşındaki bu genci sokak ortasında lafla linç eden her yaştan insanları görünce üzüldüm, milletim adına utandım. Bu manzara bana, tek sermayesi Türk/Müslüman göçmen karşıtlığı olan AFD (Almanya İçin Alternatif) partisini hatırlattı. Sokaktaki kalabalıkların muhatabı Suriyeli veya Afganistanlı mülteci değil, yanlış ve kontrolsüz göçmenlerin sorumlusu hükümet yetkilileridir.
Popülist söylemler veya kısa vadeli siyasî çıkarlar yüzünden endişe verici bir boyuta varan toplum psikolojisinin öfke patlamasına dönüşmesinden endişeliyim. T. Akyol’un dediği gibi, “Bağımsız birey kültürü zayıf olunca, ister seküler, ister dinî, çeşitli otoriter örgütlenmeler toplumda kolayca insan malzemesi bulabiliyor. (Taha Akyol, Kültürel Hastalıkarımız, Karar Gazetesi, 17.7.22)
Odak noktamızdaki insanı başımıza tac etmek kadar ayağımızın altına paspas çulu yapmak da mümkün. İnsan ne tetiği çeken ne de namlunun ucundaki hedef olmalı… İnsan, bir amaçtır, araç değil! Dün cehaletimize, bağnazlığımıza, ideolojimize veya siyasî görüşümüze feda ettiğimiz, tekmelediğimiz, ötekileştirdiğimiz, hapse tıkadığımız, kurşunladığımız insanı şimdi artık düştüğü yerden tutup kaldırma, itibarını iade etme zamanıdır.











