Marketin ekmek bölümünde müşterilerin eldiven takarak ekmeği almaları için bırakılan eldivenlere aldırış etmeden çıplak eliyle raftaki ekmekleri teker teker elledikten sonra nihayet iki tane ekmeği alışveriş arabasına koydu. Orta yaşlı kadınının bu hareketini gördükten sonra oradan ekmek almaktan vazgeçip en yakındaki bir fırına gittim. Önümde bir kişi vardı. Bana sıra geldiğinde arkamdaki genç adam önüme geçip iki simit istedi. Biraz orta şiddette, “Çok mu aceleniz var?” dedim. Genç adam hatasını anlayıp geri adım atsa da, yukarıdan aşağıya doğru yayılan hak ihlalinin en “zararsız” tavrı buydu nitekim.
Akşamları sokağa park edilen arabalardan pervasızca atılan pet şişeleri, sigara paketleri ve çöp adına yola dağılan her şeyi orada oturanlar, o yoldan gelip gidenler gördüğü hâlde kimse umursamıyor. Duyarsız ve umursamaz olamamanın bedelini burada da çöpleri toplayarak ödüyoruz.
Çok berbat tüketiciyiz
Arkasında ilkokul yaşlarındaki bir kız çocuğu, bir elinde kulağına dayadığı telefonu ve diğer eliyle akıp giden trafikte motosiklet süren bir vatandaş dikkatimi çekince, Avrupa ülkeleri içinde Türkiye’nin aylık ortalama mobil telefon kullanımında niçin birinci olduğunu daha iyi anlamış oldum. Yine Avrupa ülkeleri içinde en fazla sigara tüketen ülke Türkiye’dir.
Biz sadece sigarayla sağlığımızı, telefon lakırdısıyla zamanımızı tüketmekle kalmıyoruz… “Taşı toprağı altın” vatanı bir taraftan kendimizin diğer taraftan Avrupa’nın atığıyla zehirliyoruz.
Sabah yürüyüşüne çıktığımda yine yol üzerindeki apartmanın giriş kapısının önündeki manzaraya gözüm takıldı. Dışarıdan bakıldığında lüks sayılabilecek kadar temiz ve yeni görünen çok katlı apartmanın giriş kısmı insan eli değmemiş vahşi doğayı andırıyordu. Yabanî otlar bahçe duvarının ve yerden bir metre kadar yüksek giriş merdivenlerinin boyunu aşıyordu. O binadan oturanların bu manzaradan rahatsız olmadıklarına şaşırmıştım. Galiba binada oturan herkes sadece evinin içinden kendisini sorumlu gördüğünden, kapının dışındaki çirkinlikten rahatsız olmuyor. “Öyle olmasa Türkiye gibi hijyen konusunda hassas, kendi evinin içini temiz tutmakla özenli bir ülkede sokakların bu kadar pis olması nasıl açıklanabilir? Her birimiz kendi evimizin içini temiz tutmayı beceriyoruz ama işte bir araya gelip sokağı, şehri, ülkeyi temiz tutma konusunda ortak bir irade koymakta zorlanıyoruz. (Selçuk Şirin, Ya Adalet Ya Sefalet, s. 157)”
Kuvvetle muhtemeldir ki bu binada muhafazakâr aileler oturduğu gibi, seküler, eğitimli aileler de oturuyordu. Fakat kapısına dayanmış çerçöpten rahatsızlık duyulmaması bir sosyopsikolojik vakıadır. Vücut ve ev temizliğinde son derece duyarlı olan bir toplumun fertleri, söz konusu sokak, çevre temizliği olunca niçin bu denli vurdumduymaz olabiliyor? Temiz bir çevre, yaşanabilir bir ülke konusunda ortak bir iradeye sahip olmak için aile ortamından okul sıralarına uzanan toplumsal eğitime ihtiyaç var.
Avrupa’nın en büyük çöp deposu
Afrika ülkelerine Avrupalı ülkelerin atıklarının gönderildiğini birkaç yıl önce Alman medyasından öğrenmiştim. Son yıllarda Avrupa’dan Türkiye’ye artarak devam eden çöp ihracatı veya Türkiye’nin çöp ithalatı, bu ülkenin haysiyetli her evladı gibi gururuma dokunmaya başladı. “Greenpeace Türkiye'nin yayımladığı yeni politika notu, Türkiye'nin ‘Sıfır Atık’ söylemine tezat oluşturan bir tabloyu ortaya koydu. Avrupa Birliği ülkelerinden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarının 2025 yılında yüzde 19 artışla 503 bin tona ulaşarak tarihi rekor kırdığı ve ülkenin Avrupa'nın en büyük plastik çöp varış noktası haline geldiği açıklandı. (Karar Gazetesi, 06.03.26)” Bizden saklanan ya da bizim ortaya çıkaramadığımız pisliği, İngiliz The Guardian gazetesi, “Atık Sömürgeciliği” diye verdiği haberde, İngiltere ve AB ülkelerinden gelen plastik atıkların başlıca varış noktalarından birinin Adana olduğunu belgeliyor. (Karar Gazetesi, 08.08.26)
Ülkemin bu şartlarında bana dindarlık, milliyetçilik veya devrimcilik nutukları çekenlere bak!..
Türkiye’nin evlatları
Bu ülkenin insanlarının birbiriyle didişip dalaşması, kendimiz dışındaki dünyaya ilgisiz/bigâne kalmamızın sebebidir. A. Hamdi Tanpınar çok öncelerden, “Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkânı vermiyor.” diye tespitte bulunmuş. O gün bugündür makûs talihimizi kıramamışız maalesef. O gün bugündür kendimizi aşamıyor, kendimizle barışık olamıyoruz. Dün bir akıl tutulmasıydı birbirimize kurşun sıkmamız. Bugün, kurşundan daha beter laflar ediyoruz birbirimize. Sözlü ve yazılı medyanın gündeme taşınan, tartışılan konularına bakın: Bu ülkeye kötülük yapanları, düşmanlık besleyenleri, hainleri, işbirlikçileri kendimizden seçince, dışardakiler bize dost gibi görünür. Ülke toprakları “Atık Sömürgeciliği” tarafından zehirlenirken, zihinlerimiz politikacılarımızın laf atığıyla zehirlendi. Türkiye’nin evladı olmak; topraklarımız kadar zihnimizi de atıklardan arındırmaktır.













