Coğrafya bazen haritadır, bazen de ertelenmiş bir niyet. Kimi yollar çizilir ama yürünmez; kimi geçitler konuşulur ama açılmaz.
Zengezur tam da böyle bir eşikte duruyor: Kağıt üzerinde bir bağlantı fikri, sahada ise bekleyen bir ihtimal.
Bugün Güney Kafkasya’nın tamamı aslında aynı sorunun etrafında dolaşıyor:
Yol mu eksik, irade mi?
Türkiye açısından mesele sadece bir koridor değildir; Doğu Anadolu’dan Kafkasya’ya uzanan hat, ticaretin, enerjinin ve kültürel akışın doğal damarlarından biridir. Bu damar ne kadar serbest akarsa, bölgenin nefesi o kadar rahatlar.
Azerbaycan için de bu hat, coğrafi kopukluğun azaltılması ve ekonomik süreklilik anlamına gelir. Ermenistan için ise kapalı sınırların açılması, yalnızca bir ulaşım meselesi değil; ekonomik nefes alanı demektir. İran açısından ise Kafkasya’da istikrar, kuzey sınırlarında öngörülebilirlik anlamına gelir.
Yani aslında herkesin dilinde farklı kelimeler olsa da, masanın altında aynı cümle vardır: hareket ve refah ihtiyacı.
Fakat her stratejik hattın bir görünmeyen katmanı olur. Bu katmanda sadece yollar değil; tarih, hafıza, güvenlik endişeleri ve siyasi refleksler de bulunur. İşte asıl gecikme burada başlar.
Kimi zaman mesele “yol yapmak” değildir; “yola inanmak”tır.
Bugün Zengezur tartışması da tam bu noktada sıkışmış görünüyor: teknik olarak mümkün olan ile politik olarak izin verilen arasındaki dar koridorda.
Belki de sorunun en ironik tarafı şudur:
Haritalar çoktan birleşmiştir, ama insanlar hâlâ sınır çizgilerinin gölgesinde konuşmaktadır.
Ve belki de asıl soru şudur:
Yutkunmaya kürek mi engel, yoksa yürek mi?











