1747 yılında Güney Kafkasya’da Mir Mehdi Han tarafından kurulan İrevan Hanlığı, bölgedeki diğer hanlıklara kıyasla hem daha güçlü hem de stratejik açıdan son derece önemli bir konuma sahipti. 7.500 km² yüzölçümüne sahip olan bu hanlık, monarşi ile yönetilmekteydi ve halkının %83’ü Türk ve Müslümandı. Azerbaycan Türklerinin çoğunluğu oluşturduğu hanlıkta; Farslar, Müslüman Kürtler, Terekemeler, Lezgiler, Ezidiler ve Ermeniler de yaşıyordu. Hanlıkta Azerice, Kürtçe, Farsça ve Ermenice dilleri yaygın olarak konuşuluyordu.
Revan Hanlığı, Safeviler Devleti döneminde Çukursa’d (İrevan Beylerbeyliği) olarak bilinen bölgede kurulmuştu. Bu beylerbeylik, Revan şehri ve çevresinin yanı sıra, günümüzde Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin Şerur ve Sederek rayonlarını, ayrıca Türkiye’nin Iğdır ilini de kapsıyordu. Kaçar boylarının temsilcileri tarafından yönetilen bu bölge, tarih boyunca önemli bir siyasi ve kültürel merkez olmuştur.
İrevan Hanlığı’nın ekonomisi tarım, hayvancılık, ticaret ve el sanatlarına dayanıyordu. İrevan şehri ile Iğdır’da ipekböcekçiliği gelişmiş, ipek kumaş üretimi ve ticareti büyük gelir sağlamıştı. Aras Nehri’nin suladığı verimli Sahat çukuru ve Iğdır (Sürmeli Çukuru), tarımsal üretim açısından önemliydi. Pamuk, pirinç, buğday, meyve, sebze, üzüm ve şarap üretimi hanlığın başlıca zenginliklerindendi. İpek ve kırmızı renkli bez kumaşlarıyla da ün salmıştı. Osmanlı, İran, Rusya ve Gürcistan ile ticaret ilişkileri gelişmişti.
Beyaz altın olarak bilinen pamuğun işlenmesi için İrevan, Iğdır, Karakoyunlu, Taşburun ve Cennetabat gibi yerleşimlerde çırçır atölyeleri kurulmuştu. Küçükbaş hayvancılık da yaygın olup, Ağrı Dağı, Algöz Dağları, Karakoyunlu, Aralık ve Tuzluca ilçelerindeki yaylalara çıkılırdı.
İrevan Hanlığı, İpek Yolu üzerinde bulunması sayesinde zengin mimari eserlerle donatılmıştı. Camiler, hanlar, çeşmeler, kaleler ve kervansaraylar bu Türk ve Müslüman diyarının süsüydü. Osmanlı, Kaçar Devleti, Gürcü Krallığı ve diğer Türk hanlıkları ile sınır komşuluğu, hanlığı jeopolitik olarak da değerli kılıyordu. Hanlığın bir parçası olan Iğdır ili ise hem konumu hem de ekonomik potansiyeliyle ayrı bir önem taşımaktaydı.
1747-1828 yılları arasında 81 yıl hüküm süren İrevan Hanlığı büyük bir gelişme göstermiştir. Hanlıkta şehir olarak yalnızca İrevan bulunuyordu. Şehir, yeşilliklerle çevriliydi ve idari olarak Kale içi, Şehir, Topbaşı ve Demirbulak olmak üzere üç mahalleye ayrılmıştı. 8 camii ve 7 kervansaray bulunmaktaydı. Han sarayı hariç tüm evler tek katlı ve yassı çatılıydı. Sokaklar ise dar ve eğri büğrüydü.
1912 yılına kadar, bugün Ermenistan sınırları içinde kalan Batı Azerbaycan topraklarında, İrevan’da 42, Eçmiadzin’da 35 cami bulunmaktaydı. Ne yazık ki, bu camilerin tamamı Ermeniler tarafından yok edilmiş, günümüze yalnızca Gök Camii (Hüseyin Ali Camii veya Gök Mescit) ulaşmıştır. Ancak bu caminin de üç minaresi yıkılmış, kalan kısmı ibadet için İranlılara tahsis edilmiştir.
İrevan Hanlığı, 1804 yılından itibaren 24 yıl boyunca Rus saldırılarına karşı direnmiştir. Bu çetin savaşlarda, özellikle Iğdır halkı büyük kayıplar vermiş, hanlık uzun süre dirense de nihayetinde 1828’de Türkmençay Antlaşması ile Rus işgaline uğramıştır. Ruslar, İrevan Hanlığı’nı Nahçıvan Hanlığı ile birleştirerek Erivan Ermeni Vilayeti’ni kurmuşlardır. Türk ve Müslüman halk askere ve memuriyete alınmamış, ağır baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Osmanlı ve İran’dan getirilen Ermeni göçmenlerle demografik yapı değiştirilmiş, Türkler ve Müslümanlar göçe zorlanmıştır.
Bu süreçte İrevan Hanlığı’nın asil halkı Osmanlı topraklarına ve İran Azerbaycan’ına göç etmek zorunda kalmıştır. Ruslar, 89 yıl boyunca yürüttükleri bu demografik değişim politikalarıyla 1918 yılında Ermenistan’ın kurulmasının zeminini hazırlamışlardır. Kadim Türk yurdu Batı Azerbaycan, İrevan Hanlığı toprakları üzerinde Hristiyan Ermenistan devleti inşa edilmiştir. Ermenistan, bu Türk yurduna ait tüm kültürel ve sanat eserlerini yok etmiş, Türkçe yer ve coğrafi adları değiştirmiştir.
Bugün bu toprakların asıl sahibi olan 2,5 milyon Türk insanı, vatan hasretiyle yanmaktadır. Ancak ben inanıyorum ki, bu kadim Türk yurdu bir gün mutlaka esas sahiplerine kavuşacaktır. Tüm şehitlerimizin mekânı cennet olsun.












