Futbolun yazılı olmayan, ama sahada her an kendini hissettiren altın bir kuralı vardır: Bir takımın hedefleri büyükse, "atanı" ve "tutanı" çok iyi olmak zorundadır. İyi bir kaleciye ve neticeyi alacak klas bir golcüye sahipseniz, yarışa her zaman rakiplerinizin birkaç adım önünde başlarsınız.
Nitekim İstanbulspor karşılaşmasında tam da bu yalın gerçekle bir kez daha yüzleştik. Açıkça söylemek gerekir ki, Alagöz Holding Iğdırspor bugün üç puanı hanesine yazdırdıysa, bunda aslan payı kalesinde devleşen Szumski’ye aittir.
Belli ki geçtiğimiz hafta elde edilen Manisaspor galibiyeti, takıma hak ettiğinden fazla bir özgüven ve beraberinde getirdiği belirgin bir rehavet yüklemiş. Iğdırspor'un maça zihnen ve fiziksel olarak iyi konsantre olamadığı, ilk düdükten itibaren maruz kaldığı yoğun baskıdan net bir şekilde okunuyordu.
Gözden kaçırılmaması gereken en kritik sorun ise savunmadaki yüksek top zaafı... Henüz karşılaşmanın ilk dakikasında, kornerden gelen yüksek topta rakip oyuncunun rahatça kafa vurmasına izin verilmesi, arka hattaki organizasyon eksikliğini gözler önüne serdi. Eğer kalecimizin o anki inanılmaz refleksi ve mucizevi kurtarışı olmasaydı, maça adeta 1-0 yenik başlayacak ve tüm planlar altüst olacaktı. Nitekim uzatma dakikalarında aleyhimize verilen –ve bana göre son derece haksız olan– penaltının Szumski tarafından mükemmel bir şekilde çıkarılması, adeta üç puanın gelişini müjdeleyen an oldu. Son dakikalar tribünde ve ekran başında maçı izleyen bizler için stresi yüksek, nefes kesen anlara sahne olsa da çalınan son düdükle birlikte gelen galibiyet herkese rahat bir nefes aldırdı.
Mücadelenin kısa bir teknik analizini yapacak olursak:
Sağ bekte görev yapan Hüseyin, alışılagelmiş çizgisinin çok altındaydı. Gördüğü sarı kart ve aksayan oyunu sonrasında ikinci yarıda yerini Devran’a bırakmak zorunda kaldı. Sol bekte ise Soner, yüreğini sahaya koyarak günün en başarılı ve istikrarlı isimlerinden biri olarak öne çıktı.
Alan ve adam savunmasında oldukça başarılı bir grafik çizseler de, yan ve yüksek toplarda rakiplere çok fazla kafa vurma şansı tanıdılar. Bu zaafın ivedilikle çözülmesi gerekiyor.
Mücadele hırsı ve ikili mücadelelerdeki direnç takdire şayandı; ancak iş top kullanmaya ve oyunu kurmaya gelince oldukça kötü bir sınav verdiler. Hücuma çıkarken yapılan basit pas hataları ve kaptırılan toplar, takımın organize olmasını tamamen engelledi.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen yakaladığımız net pozisyonlardaki cömertçe harcanan son vuruşlar, farkın açılmasını önledi. Bireysel anlamda Felix ve Özder’in elverişli pozisyonlarda pas vermek yerine bencilce kaleyi düşünmeleri kabul edilebilir bir durum değil. Karşılaşmada Arda Çolak ise adeta iki ayrı uç noktayı yaşatarak taraftarın adeta dudaklarını çatlattı. Maçın 28. dakikasında Gyan’ın harika ara pasında sahneye çıkıp şık bir vuruşla topu ağlara gönderen Arda, bu golden kısa bir süre sonra kalesiyle karşı karşıya kaldığı net pozisyonda topu kaleciye nişanlayarak tribünlere adeta saç baş yoldurttu.
Özetle; bireysel hataların ve yüksek top zaaflarının öne çıktığı bu zorlu randevuda, Kaleci Szumski’nin altın değerindeki elleri ve yeni transfer Serdar Güler’in bitirici ayakları, galibiyet serimizin kesintisiz sürmesini sağladı. Eksikleri görüp ders çıkarmak şartıyla, kazanarak yola devam etmek her zaman en büyük moral kaynağıdır.
MUSTAFA TANER NARDEMİR











