Sarı Gelin türküsü, Kuzeydoğu Anadolu Erzurum coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Türklerin büyük bir kolunu teşkil eden Kıpçakların diğer adı da Kuman´dır. Sarı Gelin, eski çağlardan beri Çoruh ırmağı boyunda yaşayan Hıristiyan Kıpçak beyinin kızıdır. Erzurumlu bir delikanlı sarışın Kıpçak beyinin kızına âşık olur ve Erzurumlu delikanlı ile sarışın Kıpçak kızının arasında Erzurum ve yöresinde yaşamaktadır.
Türk kültüründen etkilenen Ermeniler arasında birçok şifahî halk edebiyatı ürünümüzün yaşıyor olması, Sarı Gelin türküsünün, bir Ermeni türküsü olduğu iddiasının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Böyle bir şey yoktur. Sarı gelin türküsünde Ermenice kelime yoktur. Sarı Gelin türküsü, Kuzeydoğu Anadolu Erzurum coğrafyasında ortaya çıkmıştır.
Türklerin büyük bir kolunu teşkil eden Kıpçakların diğer adı da Kuman´dır. Sarı Gelin, eski çağlardan beri Çoruh ırmağı boyunda yaşayan Hıristiyan Kıpçak beyinin kızıdır. Erzurumlu bir delikanlı sarışın Kıpçak beyinin kızına âşık olur ve Erzurumlu delikanlı ile sarışın Kıpçak kızı arasında efsaneleşen aşk hikâyesi Erzurum- Kars yöresi ve Çoruh nehri boylarında yaşamaktadır. Türk kültüründen etkilenen Ermeniler arasında birçok şifahî halk edebiyatı ürünümüzün yaşıyor olması, Sarı Gelin türküsünün, bir Ermeni türküsü olduğu iddiasının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Böyle bir şey yoktur. Sarı Gelin türküsünde Ermenice kelime yoktur.
Sarışın Kıpçak kızına âşık olan delikanlıyı ailesi kız ile evlenmesine karşı çıkar. Delikanlı ise kıza deli gibi âşık olur ve aşkını şiirle mırıldanarak söyler. Kız, bey kızıdır zaten bey de kızını vermez bu delikanlıya.
Delikanlı sarışın güzel kızı kaçırmağa karar verir ve kaçırır. Kıpçak beyinin adamları iki kaçağın peşine düşer ve uzun bir takipten sonra bulurlar ve oğlanı öldürürler. O günden beri halkımız arasında bu hikâye, dilden dile dolaşır. O günden beri halkımız arasında bu hikâye dilden dile dolaşır. Sarı Gelin türküsü, Rahmetli Faruk KALELİ hocamız tarafından derlenerek bugünkü hale getirmiştir.
Sarı gelin Türküsü ortaya çıktığı coğrafyanın tarihi
1124 yılında Saltuklardan II. Melik/Emir Ebül Kasımoğlu İmadeddin Ali döneminde, Oltu-İspir bölgeleri ile Çoruh boyları, Erzurum Emirliği’nin elinden çıkmıştı. Kür ve Çoruh boylarında yeni alınan yerleri, Müslümanlara karşı gereği gibi koruyabilmek için yiğit Kıpçaklar, aileleriyle gelip buralardaki kalelere yerleştiler.
Halep’ten Gence’ye kadar uzanan yerlere hâkim olan Halep-Mardin Emiri Artuklu Necmeddin İlgazi (1095-1122), Sultan Mahmud'un emriyle başbuğ olarak gelip Gürcü Kıpçaklarla savaşıp 1121’de yenilince, bu bölge Kıpçaklara yurt oldu.
Bu sırada Ani’ye mi, Erzurum’a mı tabi bulunduğu bilinmeyen Cavaket, Ardahan ve Göle yaylalarında; 1080’den beri “Tep/Tap” Selçuklular ülkesinden ve Müslümanlar idaresinde iken, 1124 yaz mevsiminde, Kıpçak/Kuman Türklerinin eline geçti.
Buradaki Gogar/Çin-çavat/Gagavan, (Oğuznâmelerde) “Gogalet-Koca oğlu Şor Şamsoldin” hanedanı; “Kır/ak- atlı, Ak-bayraklı İlbeyleri” soyundan gelen eski Ortodoks -Hıristiyan yerlilerdendir. İki nesil önce Müslümanlığı kabul eden bulunanlar, eski Hıristiyan dinine döndürülmüşlerdir. Yukarı Kür boylarında yaşayan Gogar ve Taok/Çoruk (h) boyları halkı, sarışın ve son derece güzel, ak-tenli, gök-gözlü (mavi gözlü), uzun boylu Kuman /Kıpçak boyları, kaynaşıp karışmışlardı.
Günümüzde bu insanlar daha çok “Çağatay/Kıpçak-Türkçe” sini andıran ve eski Türkçe’nin birçok özelliğini dillerinde barındıran “Ahıska/Gagavan-ağzı” lehçesini meydana getirmişlerdir. Kafkas sıra dağlarının iki geçidinden biri olan Daryal’dan geçen, Kuman/Kıpçak boyları, Ortodoks Hıristiyan olup, Bagratlı/ Gürcistan krallığını çok genişleterek büyütmüşlerdir. “Demirkapı-Derbent” geçidi yoluyla gelen Kıpçaklar da, koyu Sünni Müslüman olarak, Azerbaycan ve Irak-İran'da hâkim olup, taht kavgalarıyla kıvanan Selçuklulara ruh verip orduyu ele almış, Azerbaycan- Atabekleri hükümetini kuran büyük Türk kahramanlarından Atabek Şemseddin İl Dengiz (Deniz) (1146-1175) gibi bir aslanı yetiştirmiş ve Gürcü Kıpçaklarını yenmiştir.
Anadolu Selçukluları Haçlılarla uğraşırken; Horasan, Azerbaycan-İran Selçukluları da Türkistan içlerinden akıp gelen Şaman inançlı Oğuzlar elinde bunalmaktadır. Bu sırada Ahlât, Erdebil ve Tebriz’e kadar yayılarak, büyük bir Hıristiyanlık taassubu ile buralardaki Müslümanları silip süpürerek yok etmeye girişen Bagratlı Gürcü Kıpçak ordularını mağlup edip yüzlerini geri çevirmişlerdir.
12. yüzyılda Kafkasların güneyine geçen Kuman Kıpçaklar, edebiyatımızda, aydınlar ve halkın bir bölümü üzerinde pek derin dini-bedii izler bırakmışlardır. Genceli Nizami (1145-1206) Kuman Kıpçak güzellerinin ak (beyaz) tenlerine vurulmuştur.
Tekye/(Tekiye)-halk ananemizde “Şeyh Sanan ile Kralın Sarı-Kızı” efsaneleri, radyolarda çalınan “Sarı Gelin” Türküsüdür. Azerbaycan Türkleri ile Kür boyunda yaşayan "Terekeme” Türk boylarında, öteden beri şu efsane anlatılır:
“Arabistan’dan Şeyh Senan’ın başlarında bulunduğu bir gurup din adamı İslam dinini yaymak için Tiflis (Gürcistan)a giderler. Müslüman olduğu için Kral Davit kızını vermek istemez ve Şeyh Sena’ya bir takım şartları koşar ve yerine getirdiği takdirde kızıyla evlenmesine izin verebileceğini söyler. Şeyh Sena, Kraldan kızını alabilmek için onun şartlarını yerine getiriyor: Kuran-ı Kerim’i yakıyor, boynuna haç takıyor, kiliseye gidiyor, domuz otlatıyor.
Şeyh Sena’nın böylesine sapıtıp İslam’a ve Müslümanlığa aykırı “melanet işler” yaptığını gören ve şahit olan arkadaşları üzülüp, geldikleri Arabistan’a geri dönerler ve Pir’lerine olanı biteni anlatıp Şeyh Senan’ı şikâyet ederler.
Şeyh Senan, Yedi yıl sonra Müslüman edip evlendiği Humar ile anlaşarak, İslam ülkesine yerleşip çoluk çocuk sahibi olmak için Gürcistan’dan kaçarlar. Kızı ile Damadı Şeyh Sena’nın kaçtıklarını haber alan Kral Davit, onları yakalayıp geri getirmeleri için peşlerine askerlerini takar. Kral Davit’in askerleri genç âşıklara yaklaşıp yakalamaya çalıştıkları sırada Şeyh Sena ile Sevgilisi/eşi, Allah’a ettikleri dua ve dilek istekleri kabul yüce yaratan tarafından kabul edilir. Önlerinde toprak yarılır ve bir kapı açlır. Âşıklar bu kapıdan, içeri girip kaybolurlar. Şeyh Senan ile Humar hanımın bu girdikleri yerden sıcak su çıkar ve günümüze kadar bu suyun kaynayarak çıktığı söylenir. Kızına ve damadına yaptıklarına üzülen Kral Davit, bu sıcak su kaynağının üzerine kendi adını taşıyan “Aziz Davit” kilisesini yaptırıp hatıra bırakıyor. (Bu efsaneyi Azerbaycanlı Şair Hüseyin Cavid, “Şeyh San’an” manzum piyesine konu etmiştir.)
Kars ve Erzurum’un Pasinler ilçesinde ise, “Şeyh Sanan ile Sarıkız (Humar)” efsanesinde; Çoruh’un sağ kollarından Penek (eskiden Oğuznâmelere göre, Ban Hisarı) Gürcü metinlerinde; “Bana”,
16. yüzyıl Osmanlı kaynaklarında; “banak/penek” suyu üzerindeki Nefs-i Penek ( asil merkez-penek) şehrinin, Cınıvız (Ceneviz) padişahı olan kralın, “Sarıkız”a âşık olan Abdulkadir Geylani Hazretlerinin arkadaşı ve 40 müridin başı Şeyh Sanan’ın dilek ve duası ile Müslüman edip âşık olduğu bu kızla kaçar. Bunlar kaçarken arkadan yetişen Penek Padişahı askerleriyle vuruşa vuruşa Allah-u Ekber dağına çıkıp tepeye yakın bir yerde 40 mürit ve Sarı kızla birlikte şehit düşer. Kendilerine yardım eden Ayı Baba’nın da bu savaşta Penek padişahı askerleri tarafından öldürüldüğü anlatılıyor. Hatta Kız ve Şeyh ağzından şiirler söyleniyor (Efsanenin F. Kırızıoğlu tarafından neşredilen metni için bak: Ülkü dergisi Mart 1949 III: Cilt Sayı 27, s 17-18)
(DEVAMI YARIN)
Türk kültüründen etkilenen Ermeniler arasında birçok şifahî halk edebiyatı ürünümüzün yaşıyor olması, Sarı Gelin türküsünün, bir Ermeni türküsü olduğu iddiasının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Böyle bir şey yoktur. Sarı gelin türküsünde Ermenice kelime yoktur. Sarı Gelin türküsü, Kuzeydoğu Anadolu Erzurum coğrafyasında ortaya çıkmıştır.
Türklerin büyük bir kolunu teşkil eden Kıpçakların diğer adı da Kuman´dır. Sarı Gelin, eski çağlardan beri Çoruh ırmağı boyunda yaşayan Hıristiyan Kıpçak beyinin kızıdır. Erzurumlu bir delikanlı sarışın Kıpçak beyinin kızına âşık olur ve Erzurumlu delikanlı ile sarışın Kıpçak kızı arasında efsaneleşen aşk hikâyesi Erzurum- Kars yöresi ve Çoruh nehri boylarında yaşamaktadır. Türk kültüründen etkilenen Ermeniler arasında birçok şifahî halk edebiyatı ürünümüzün yaşıyor olması, Sarı Gelin türküsünün, bir Ermeni türküsü olduğu iddiasının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Böyle bir şey yoktur. Sarı Gelin türküsünde Ermenice kelime yoktur.
Sarışın Kıpçak kızına âşık olan delikanlıyı ailesi kız ile evlenmesine karşı çıkar. Delikanlı ise kıza deli gibi âşık olur ve aşkını şiirle mırıldanarak söyler. Kız, bey kızıdır zaten bey de kızını vermez bu delikanlıya.
Delikanlı sarışın güzel kızı kaçırmağa karar verir ve kaçırır. Kıpçak beyinin adamları iki kaçağın peşine düşer ve uzun bir takipten sonra bulurlar ve oğlanı öldürürler. O günden beri halkımız arasında bu hikâye, dilden dile dolaşır. O günden beri halkımız arasında bu hikâye dilden dile dolaşır. Sarı Gelin türküsü, Rahmetli Faruk KALELİ hocamız tarafından derlenerek bugünkü hale getirmiştir.
Sarı gelin Türküsü ortaya çıktığı coğrafyanın tarihi
1124 yılında Saltuklardan II. Melik/Emir Ebül Kasımoğlu İmadeddin Ali döneminde, Oltu-İspir bölgeleri ile Çoruh boyları, Erzurum Emirliği’nin elinden çıkmıştı. Kür ve Çoruh boylarında yeni alınan yerleri, Müslümanlara karşı gereği gibi koruyabilmek için yiğit Kıpçaklar, aileleriyle gelip buralardaki kalelere yerleştiler.
Halep’ten Gence’ye kadar uzanan yerlere hâkim olan Halep-Mardin Emiri Artuklu Necmeddin İlgazi (1095-1122), Sultan Mahmud'un emriyle başbuğ olarak gelip Gürcü Kıpçaklarla savaşıp 1121’de yenilince, bu bölge Kıpçaklara yurt oldu.
Bu sırada Ani’ye mi, Erzurum’a mı tabi bulunduğu bilinmeyen Cavaket, Ardahan ve Göle yaylalarında; 1080’den beri “Tep/Tap” Selçuklular ülkesinden ve Müslümanlar idaresinde iken, 1124 yaz mevsiminde, Kıpçak/Kuman Türklerinin eline geçti.
Buradaki Gogar/Çin-çavat/Gagavan, (Oğuznâmelerde) “Gogalet-Koca oğlu Şor Şamsoldin” hanedanı; “Kır/ak- atlı, Ak-bayraklı İlbeyleri” soyundan gelen eski Ortodoks -Hıristiyan yerlilerdendir. İki nesil önce Müslümanlığı kabul eden bulunanlar, eski Hıristiyan dinine döndürülmüşlerdir. Yukarı Kür boylarında yaşayan Gogar ve Taok/Çoruk (h) boyları halkı, sarışın ve son derece güzel, ak-tenli, gök-gözlü (mavi gözlü), uzun boylu Kuman /Kıpçak boyları, kaynaşıp karışmışlardı.
Günümüzde bu insanlar daha çok “Çağatay/Kıpçak-Türkçe” sini andıran ve eski Türkçe’nin birçok özelliğini dillerinde barındıran “Ahıska/Gagavan-ağzı” lehçesini meydana getirmişlerdir. Kafkas sıra dağlarının iki geçidinden biri olan Daryal’dan geçen, Kuman/Kıpçak boyları, Ortodoks Hıristiyan olup, Bagratlı/ Gürcistan krallığını çok genişleterek büyütmüşlerdir. “Demirkapı-Derbent” geçidi yoluyla gelen Kıpçaklar da, koyu Sünni Müslüman olarak, Azerbaycan ve Irak-İran'da hâkim olup, taht kavgalarıyla kıvanan Selçuklulara ruh verip orduyu ele almış, Azerbaycan- Atabekleri hükümetini kuran büyük Türk kahramanlarından Atabek Şemseddin İl Dengiz (Deniz) (1146-1175) gibi bir aslanı yetiştirmiş ve Gürcü Kıpçaklarını yenmiştir.
Anadolu Selçukluları Haçlılarla uğraşırken; Horasan, Azerbaycan-İran Selçukluları da Türkistan içlerinden akıp gelen Şaman inançlı Oğuzlar elinde bunalmaktadır. Bu sırada Ahlât, Erdebil ve Tebriz’e kadar yayılarak, büyük bir Hıristiyanlık taassubu ile buralardaki Müslümanları silip süpürerek yok etmeye girişen Bagratlı Gürcü Kıpçak ordularını mağlup edip yüzlerini geri çevirmişlerdir.
12. yüzyılda Kafkasların güneyine geçen Kuman Kıpçaklar, edebiyatımızda, aydınlar ve halkın bir bölümü üzerinde pek derin dini-bedii izler bırakmışlardır. Genceli Nizami (1145-1206) Kuman Kıpçak güzellerinin ak (beyaz) tenlerine vurulmuştur.
Tekye/(Tekiye)-halk ananemizde “Şeyh Sanan ile Kralın Sarı-Kızı” efsaneleri, radyolarda çalınan “Sarı Gelin” Türküsüdür. Azerbaycan Türkleri ile Kür boyunda yaşayan "Terekeme” Türk boylarında, öteden beri şu efsane anlatılır:
“Arabistan’dan Şeyh Senan’ın başlarında bulunduğu bir gurup din adamı İslam dinini yaymak için Tiflis (Gürcistan)a giderler. Müslüman olduğu için Kral Davit kızını vermek istemez ve Şeyh Sena’ya bir takım şartları koşar ve yerine getirdiği takdirde kızıyla evlenmesine izin verebileceğini söyler. Şeyh Sena, Kraldan kızını alabilmek için onun şartlarını yerine getiriyor: Kuran-ı Kerim’i yakıyor, boynuna haç takıyor, kiliseye gidiyor, domuz otlatıyor.
Şeyh Sena’nın böylesine sapıtıp İslam’a ve Müslümanlığa aykırı “melanet işler” yaptığını gören ve şahit olan arkadaşları üzülüp, geldikleri Arabistan’a geri dönerler ve Pir’lerine olanı biteni anlatıp Şeyh Senan’ı şikâyet ederler.
Şeyh Senan, Yedi yıl sonra Müslüman edip evlendiği Humar ile anlaşarak, İslam ülkesine yerleşip çoluk çocuk sahibi olmak için Gürcistan’dan kaçarlar. Kızı ile Damadı Şeyh Sena’nın kaçtıklarını haber alan Kral Davit, onları yakalayıp geri getirmeleri için peşlerine askerlerini takar. Kral Davit’in askerleri genç âşıklara yaklaşıp yakalamaya çalıştıkları sırada Şeyh Sena ile Sevgilisi/eşi, Allah’a ettikleri dua ve dilek istekleri kabul yüce yaratan tarafından kabul edilir. Önlerinde toprak yarılır ve bir kapı açlır. Âşıklar bu kapıdan, içeri girip kaybolurlar. Şeyh Senan ile Humar hanımın bu girdikleri yerden sıcak su çıkar ve günümüze kadar bu suyun kaynayarak çıktığı söylenir. Kızına ve damadına yaptıklarına üzülen Kral Davit, bu sıcak su kaynağının üzerine kendi adını taşıyan “Aziz Davit” kilisesini yaptırıp hatıra bırakıyor. (Bu efsaneyi Azerbaycanlı Şair Hüseyin Cavid, “Şeyh San’an” manzum piyesine konu etmiştir.)
Kars ve Erzurum’un Pasinler ilçesinde ise, “Şeyh Sanan ile Sarıkız (Humar)” efsanesinde; Çoruh’un sağ kollarından Penek (eskiden Oğuznâmelere göre, Ban Hisarı) Gürcü metinlerinde; “Bana”,
16. yüzyıl Osmanlı kaynaklarında; “banak/penek” suyu üzerindeki Nefs-i Penek ( asil merkez-penek) şehrinin, Cınıvız (Ceneviz) padişahı olan kralın, “Sarıkız”a âşık olan Abdulkadir Geylani Hazretlerinin arkadaşı ve 40 müridin başı Şeyh Sanan’ın dilek ve duası ile Müslüman edip âşık olduğu bu kızla kaçar. Bunlar kaçarken arkadan yetişen Penek Padişahı askerleriyle vuruşa vuruşa Allah-u Ekber dağına çıkıp tepeye yakın bir yerde 40 mürit ve Sarı kızla birlikte şehit düşer. Kendilerine yardım eden Ayı Baba’nın da bu savaşta Penek padişahı askerleri tarafından öldürüldüğü anlatılıyor. Hatta Kız ve Şeyh ağzından şiirler söyleniyor (Efsanenin F. Kırızıoğlu tarafından neşredilen metni için bak: Ülkü dergisi Mart 1949 III: Cilt Sayı 27, s 17-18)
(DEVAMI YARIN)













Uydurmayın, açın biraz tarih okuyun, biraz araştırma yapın. Uydurma uydurma yazmak, kaynaksız desteksiz atmak, hele her konuda ermeni deyince her şeyini sahiplenmeye çalışmak ne kadar kolay geliyor. Günümüz teknoloji, bilgi çağı. 30 yıl önce herkes inanırdı ancak günümüzde bari bunu yapmayın. Hem Ermeni şarkısı olsa da sevdik deseniz ne olacak. Bu kadar mı zoruna gider insanın, binyıllardır her şeyiyle bu toprağa katkısı o*** bu halkın bir ezgisini sevmek. Hani vardı ya yaradı***ı sevmek yardandan ötürü.. . Demek ki o bile ya***...
Sezen Aksu da Ermenice performans göstermiş https://www.youtube.com/watch?v=fYWKD7k7ZQs
Sezen Aksu da Ermenice performans göstermiş https://www.youtube.com/watch?v=fYWKD7k7ZQs
Öncelikle sarı gelin türkü değil şarkıdır Ermeniler türkü okumaz. İçeriğinde bir tane Ermenice kelime bile olmayan şarkı şöyledir: Սարի աղջիկ Վարդ սիրեցի՝ փուշ դառավ, Դլե յաման, Գնաց, ուրիշին առավ… Ա՜խ, մերըդ մեռնի, Սարի աղջիկ, օ՜յ, օ՜յ, Քարի աղջիկ, օյ, օյ, Քար սիրտ աղջիկ, օյ, օյ, Չար սիրտ աղջիկ։ Գնաց, ուրիշին առավ, Դլե յաման, լեյլի ջան, ջան։ Մինուճարիս մեղքացիր, Դլե յաման, Թույն մի ածա թեժ վերքիս… Ա՜խ մերըդ մեռնի, Սարի աղջիկ, օ՜յ, օ՜յ… Քարի աղջիկ, օյ, օյ, Քար սիրտ աղջիկ, օյ, օյ, Չար սիրտ աղջիկ։ Թույն մի ածա թեժ վերքիս… Դլե յաման, լեյլի ջան, ջան։ Եղնիկ եմ՝ նետը կրծքիս, Դլե յաման, Տիրել ես խելք ու մտքիս… Ա՜խ մերըդ մեռնի, սարի աղջիկ, օ՜յ, օ՜յ… Քարի աղջիկ, օյ, օյ, Քար սիրտ աղջիկ, օյ, օյ, Չար սիրտ աղջիկ։ Տիրել ես խելք ու մտքիս… Դլե յաման, լեյլի ջան, ջան։ Şarkının melodik yapısı, tabanı ve akorları Ermenicedir. Sadece Ermenicede kelimeler melodinin yapısına uygun hecelerle ayırt edilirken, Türkçe ve Azerice çevirilerinde bir tutarsızlık vardır. Şarkı diaspora Ermenileri arasında popülerdir, çünkü çoğu Soykırım sırasında ve sonrasında Erzurum'dan göç eden Ermeniler ve onların soyundan gelen Ermenilerdir. Ermeni Soykırımı'ndan kurtu*** nesiller, dünyanın farklı ülkelerinde bu şarkıyı söyler. Şarkının Gürcistan , Fransa , ABD , Latin Amerika ülkeleri, Suriye , Lübnan , İran , Avustralya'daki Ermeni Soykırımı'ndan kurtu*** nesiller tarafından söylenmesinin yanı sıra, şarkı Sovyet Ermenistan'ında oldukça popülerdir. Kürtçe versiyonunu Türkiye'de yaşayan Aram Tigran tarafından okunmuştur. Kürt şarkıcı Nilüfer Ekber ve Türk şarkıcı Yavuz Bingyol tarafından Ermenice seslendirilmiştir . Shara Talyan , Flora Martirosyan , Pavel Lisitsyan , Ruben Matevosyan'ın performansları en çok tanan ve sevilenler arasındadır . Şarkı günümüzde Flora Martirosyan , Arto Tunjboyacıyan , Jivan Gasparyan , Gevorg Dabaghyan'ın ahenkli düdük performansı ile hafızalarda canlı kalmıştır.