II. Bölüm
Kars köylerinde çok yaygın olarak söylenen güzel havalı “Sarı Gelin” türküsünü, bundan 35 yıl önce Kars vilayetinin yeniden kurtuluşu üzerine Kars’a görevli gelen Rahmetli Tarihçi Ahmet Refik Bey (Altınay) tespit etmiştir. Rahmetli diyor ki;
“Göle'nin Okçu köyünden olan güzel sesli delikanlı Ali’nin (en güzel söylediği Diyarbakır’da Erzincan’da Erzurum’da Kürdi makamında okunan malum türküdür. Fakat nağmeler burada daha hüzün, daha ziyade melal kaspetmiş. Türkünün mevzuu gayet şairane:
Bir Türk delikanlısı köyünde yaşayan bir Hıristiyan kızını seviyor. Sabahları tarlaya giderken peşinden ayrılmıyor. Akşamları sürüleri ağıllarına dönerken sevgilisinin hüsnünü seyrederek ruhunun ateşini söndürmeye çalışıyor. Fikren ve hissen o derecede meşgul oluyor ki, nihayetinde kızın taptığı “Haçı”, sevdiği gibi görmek istiyor. Kalbi heyecan içinde çarparak bir pazar sabahı kalkıp, kiliseye gidiyor. Bir köşeye çekiliyor. Sevgilisinin taktığı “Haçı”, kilisede yapılan ayini seyrediyor. Türkü şöyle başlıyor:
Vardım kilisesine baktım haçına,
Meyil oldum bölük bölük saçına
Kız seni götürem İslam içine
Vay San’an olsun sarı gelin
Ah seni vermem dünya malına”
Türkünün nakaratı o kadar hazin, o derecede müessir ki, Ali elini sakağına koymuş, gözleri pür-nem ruhundan kopan teessürle feryat ediyor:
“Vay San'an olsun sarı gelin
Vay San’an olsun sarı gelin
Seni veremem dünya malına.” Dedikçe güya ağlamak istiyor.
Sarı gelinler orada mı?
Bedbaht âşıkları bu derecede tesir etmişler.(Kafkas yollarında hatıra ve tahassüsler İstanbul 1919, B 61-62)
Bu Sarı Gelin türküsünün ikinci kıtası şöyledir:
“Vardım kilisesinde kandiller yanar,
Kıranta keşişler pervane döner,
Tarsa sevmiş deyin el beni kınar
Vay Sinan olsun sarı gelin
Seni saran neyler daya da malın..”
Bu türkünün Kars ve Şöregelde, İrevan’daki (günümüzde Erivan) başka varyantı da:
“İrevan çarşı pazar,
İçinde bir gız gezer,
Elinde divit kalem,
Dertliye derman yazar” diye başlayıp
“Sarı gelin, sarı kız
Ettin ömrüm yarı kız” Nakaratıyla bar, halay oyun havası olarak ta söylenir.
Erzurum’da tespit edilerek radyolarımıza geçen varyantında da; manasız ”Hoy Sinan olsun” sözleri değiştirilerek “Hop Sinan olsun” diye güya kibarlaştırılıp mana vermişlerdir.
Yer adları gibi milli destan- efsane- ananelerimizdeki tarihi isimleri olsun tahrif edip bozulmandan ne zaman kurtulacağız?
Yukarında uzun 11 ve kesik 7’li hava ile söylenen iki çeşit Sarı Gelin türküsündeki Sinan adının efsanedeki Şeyh Sena/San’an olduğu muhakkaktır.
Ermenilerin de çok yaygın olarak bilip söylediği her iki türkünün sonunda Sarı Gelin, Sate yaris nakaratı söylenir.
Elegez Dağı’nın kuzeybatısında ve Gümrü'nün 26 km yakınında Harhıca-Vank da denilen 12. Asırda Kıpçaklardan kalma bir Kıpçak-a-Vank (Kıpçak manastırı) ile M. Brosset, Les Ruines D’Ani. s.3 bir Kıpçak köyü vardır. (R. Grousset s 26, 30 harita) 1140= 1728 defterinde Şöregel'de Kıpçak köyü gösterilmiştir. Başbakanlık Tapu arşivi. Sayı 901)
“Gürcü güzeli” tabiri hep Gürcü Kıpçaklardan zamanımıza hatıra kalmıştır. Bu yüzden eski Türk güzeli ve Kıpçak güzeli” yerine “Gürcü güzeli” tabiri dilimize yerleşmiştir.
“Sarı Gelin” kimindir?
Türkistan Newsletter'dan aldığım 12 Mart 2000 tarihli konuyla ilgili bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Sarı Gelin”.hangi Türk gelinine yakılmıştır?
O yanan aşığın vusal hasretini hangi nazenin yaratıp?
Bilen var mı?
Hayır yoktur.
Bildiğimiz odur ki, esirlerden beri yana-yana, inleye-inleye bize mal olan bu halk türküsü; öz kanımızdan, öz canımızdandır. Milli adet ve ananelerimizin taşıyıcısıdır. Son günlerde bu “Sarı Gelin türkümüzün etrafında tartışmalar yaşanıyor.
Türkiye’de birçok sanatçılar, bu türküyü kendi reperatuvarlarına almışlar. Anonim olarak gösteriyorlar. Sanatçı İbrahim Erkal, "Sarı Gelin”in Erzurum türküsü olduğunu söylüyor…
Çok güzel ancak bizi endişelendiren o dur ki, Ermeniler de bu türküyü sahiplenmeye çalışıyorlar. Güya bu türkü Ermeni halk türküsüdür. Biz bu konuyu aydınlatabilmek için “Sarı Gelin” diyende ilk akla gelen Akif İslâmzâde ile görüştük.
Akif Bey, ilk önce “sarı” ifadesi veya kelimesinin çok eski Türkçe bir kelimedir. “Sarı” kelimesi renk anlamında değil, eski Türklerde kubar, ince manasına gelen bir söz, bir kelimedir. Bu kelimeyle ilgili pek çok rivayetler vardır:
“Bir köye misafir gelir. Gelen misafire izzet ikramla karşılanır. Şerefine sofralar açılır. Misafir sofradaki ekmeklerden yedikçe “Beh, Beh” diyor. Yanı, “Ne güzel tadı var, bunu nasıl hazırlamışsınız?”
Ev sahibi:-“Sarı buğday unundan pişirilip” diye cevap verir.
Misafiri uğurlandığında, adet ve ananelerimize göre uygun pay/hediye verip uğurlarlar. El adetlerine göre, hemen sarı buğday unundan da pay verirler. Misafir o buğday unundan ekmek pişirende bakar ki, tadı tam değil. Sonradan yolu aynı yere düştüğünde “Verdiğiniz sarı buğday unundan pişirdiğim ekmeğin tadı, sizde yediğim ekmeğin tadı ve kokusunu vermedi” diyor.
Ona -“Biz sana sarı buğday ununu verdik, Sarı Gelin ki vermedik” derler.
Bir başka anlatım da; kadına verilen değer, kıymeti anlatır. Dikkatinizi “Sarı bakış”, “Sarı Yakup”, Sarı Arman, Sarı Bozman” gibi boy adlarına yöneltelim:
Bu türkü ile ilgili birkaç varsayımlar var. Anar, vaktiyle şunları duymuştu ki,
“Köyneyi sarı,
Gel mene sarı,”
Yanı bize gelen gelin. Ben bu türküyü tayfa boy ile ilişkilendiriyorum: Kız alıp vermişler, mutluluk barış yaratmak için. “Sarı Gelin” de bu adet ananemiz çok güçlü şekilde yansıtır.
“Seni mene vermezler,
Ay nenen olsun Sarı Gelin.”
Neden nenen ölsün? Esası, bu genç gelindir de bunun 14-15 yaşında kızı var, ama Nene..
Nene ak pirçektir, büyüktür. Hiç “anan ölsün” diyenleri duyuyor musunuz?
Elçi, birinci kadının yanına gelir. “Evet” i kadınlar alırlar.
“Seni mene vermezler,
Ay nenen olsun Sarı Gelin”.
Bu sözler bizim halk türkülerimizin çoğunda var. Örneğin “Goy gülüm gelsin ay nene” gibi...
(DEVAMI YARIN)












