Bugün bilim insanlarının yaptığı araştırmalar, aslında yüzyıllar önce bilgelerin, filozofların sezgisel olarak fark ettiği bir gerçeği yeniden doğruluyor: Yürümek, daha kolay öğrenmeyi sağladığı gibi yaratıcı düşünmeyi yüzde 70 oranında arttırıyor. Stanford Üniversitesi'nde Marily Oppezzo ve Daniel L. Schwartz tarafından yapılan bir çalışmada, yürümenin; yazarlık, müzik, içerik üretimi, yeni fikir bulma ve yaratıcı problem çözme gibi alanlarda kişiyi ciddi şekilde geliştirdiği görüldü. Araştırmada, katılımcıların yüzde 81'inin yürürken daha yaratıcı fikirler ürettiği ortaya çıktı. Bilim insanlarına göre yürüyüş, beynin yeni bağlantılar kurmasını kolaylaştırıyor, zihni daha esnek hâle getiriyor ve fikir akışını hızlandırıyor. Aslında bu fikir yeni değil. Milattan önce 300'lü yıllarda yaşayan Aristoteles de öğrencilerine derslerini yürüyerek anlatırdı. Ona göre yürümek, düşünmeyi ve öğrenmeyi daha canlı hale getiriyordu. Bu anlayış zamanla 'peripatetizm' yani 'yürüyerek düşünme ve öğrenme' geleneğine dönüştü. Aristoteles'in öğrencileri, hocanın yürüyerek yaptığı sohbetler ve tartışmalar eşliğinde eğitim görüyordu. Çünkü hareket eden bedenin, zihni de hareket ettirdiğine inanılıyordu. Bu gelenek daha sonra İslam dünyasında da etkisini gösterdi. İbn Sina, Farabi ve İbn Rüşd gibi önemli İslam filozofları, Aristoteles'in düşünce sistemini benimseyen 'meşşailik' akımının temsilcileri oldular. 'Meşşailik' kelimesi, Arapçada 'yürümek' anlamına gelen 'meşy' kökünden gelir ve Aristoteles'in yürüyerek ders verme geleneğini temel alan İslam felsefesi ekolünü ifade eder. Yani bugün modern nörobilim ve psikoloji araştırmalarının ortaya koyduğu birçok şey, aslında geçmişin filozoflarının deneyimleyerek keşfettiği kadim bilgilerin bilimsel bir doğrulaması gibi görünüyor.
PROBLEMLERİ ÇÖZMENİN ÜÇ YÖNTEMİ
Peki yürümeyi sadece spor yapmak için değil, problemlerimizi çözmek için nasıl kullanabiliriz? İşte bunun için uygulanabilecek üç etkili yöntem: İlk yöntem, 'tek soruyla yürüme' yöntemidir. Yürüyüşe çıkmadan önce zihnini onlarca düşünceyle doldurmak yerine kendine sadece tek bir soru sor. Örneğin: 'Bu konuda gerçekten ne istiyorum?', 'Beni en çok yoran şey ne?', 'Bu sorunun altında hangi korku var?' Sonra telefonu cebine koy ve sadece yürü. Zihni zorlamadan, cevabı kovalamadan... Çünkü beyin bazen baskı altında değil, rahatladığında cevap üretir. Birçok insanın en iyi fikirlerinin duşta, arabada ya da yürürken gelmesinin nedeni budur. İkinci yöntem, 'ritimle düşünme' yöntemidir. Özellikle tempolu ama yorucu olmayan bir yürüyüş sırasında beyin daha ritmik çalışmaya başlar. Bu sırada problemi tekrar tekrar zihninde döndürmek yerine, onu hikâye gibi düşün. Sanki yakın bir dostun sana aynı problemi anlatıyormuş gibi... İnsan kendi sorununa içeriden bakınca sıkışır, ama dışarıdan bakınca daha net görür. Yürüyüş sırasında bu zihinsel mesafe oluşur. Bu yüzden birçok yazar, filozof ve besteci düşünmek için özellikle yürümeyi tercih etmiştir. Üçüncü yöntem ise 'yürüyüş sonrası not alma' yöntemidir. Çünkü en değerli fikirler bazen yürüyüşün ortasında değil, hemen sonrasında gelir. Yürüdükten sonra 5 dakika boyunca aklına gelen her şeyi yaz. Mantıklı olup olmamasını düşünme. Çünkü yaratıcı çözümler ilk başta çoğu zaman saçma görünür. Stanford araştırmasında da görüldüğü gibi yürüyüş, beynin yeni bağlantılar kurmasını kolaylaştırıyor. O bağlantıları yakalamazsan, birkaç dakika içinde kaybolabiliyorlar.HAREKETTE BEREKET VAR
Geçen hafta harekette bereket var demiştik. İnsan bazen aynı koltukta oturdukça sadece bedenini değil, düşüncelerini de sabitler. Aynı duvarlara bakmak, aynı pozisyonda kalmak, aynı düşünceleri tekrar tekrar çevirmek zihni daraltır. Fakat yürümeye başladığında yalnızca beden hareket etmez; dikkat, duygu ve düşünce akışı da değişmeye başlar. Bu yüzden birçok insan, evde çözemediği bir problemi yürürken daha net görür. Yürümek zihne bir 'alan' açar. Özellikle doğada yapılan yürüyüşlerde insan, problemin tam ortasında sıkışıp kalmak yerine ona biraz uzaktan bakmaya başlar. Bu da duygusal yoğunluğu azaltır. Çünkü bazen sorun, problemin kendisi değil; zihnin aynı düşünceyi sürekli aynı şekilde döndürmesidir. Yürüyüş ise bu döngüyü kırar. Beyin yeni görüntüler, sesler, ritimler ve nefes değişimleriyle karşılaştığında düşünce biçimi de değişir. Nitekim tarih boyunca birçok düşünürün yürümeyi bir düşünme yöntemi olarak kullanması tesadüf değildir. Nietzsche, 'Büyük düşünceler yürürken doğar' der. Beethoven, elinde not defteriyle uzun yürüyüşlere çıkar ve melodilerini yürürken geliştirirdi. Çünkü hareket eden beden, zihni de harekete geçirir. Tasavvufta da yürümek sadece fiziksel bir eylem olarak görülmez. 'Yol' kavramı aynı zamanda insanın içsel yolculuğunu temsil eder. Dervişin yürüyüşü, sadece bir yere varmak için değil; nefsini tanımak, zihnini sadeleştirmek ve kalbine yaklaşmak içindir. Bu yüzden bazen insanın ihtiyacı olan şey, daha fazla düşünmek değil; biraz yürümektir. O yüzden sen yola çık, yol sana görünür diyelim...SABAH