Körfez’de aylardır devam eden ve Orta Doğu’nun güvenlik mimarisini kökten değiştiren İran merkezli kriz, Birleşik Arap Emirlikleri’nin doğrudan’ askerî operasyonlara katıldığı iddialarıyla yeni ve kritik bir aşamaya geçti. Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan haberde konuya yakın kaynakların aktardığı bilgilere göre, Abu Dabi yönetimi İran topraklarına yönelik hava saldırıları düzenledi ve böylece uzun süredir perde arkasında destek verdiği düşünülen savaşta ilk kez aktif bir çatışma aktörü konumuna yükseldi.İddialar, yalnızca bölgesel dengeleri değil; Körfez ülkeleri arasındaki siyasi ilişkileri, İran’ın caydırıcılık stratejisini ve ABD öncülüğündeki güvenlik mimarisini de doğrudan etkileyebilecek nitelikte görülüyor. Analistlere göre BAE’nin savaşa ‘doğrudan’ dahil olması, Körfez ülkelerinin artık yalnızca savunmada kalmak istemediğini ve İran’ın artan saldırı kapasitesine karşı daha sert bir güvenlik yaklaşımı benimsediğini gösteriyor.İRAN
DAKİ RAFİNERİ HEDEF
ALINDIBAE
nin savaşa ‘doğrudan’ dahil olduğuna dair iddialar ilk olarak mart ayı ortalarında gündeme geldi. O dönemde İran hava sahasında İsrail veya ABD’ye ait olmadığı düşünülen savaş uçaklarının görüldüğü bildirilmişti. Araştırmacılar, sosyal medyada paylaşılan bazı görüntülerde Fransız yapımı Mirage savaş uçakları ile Çin üretimi Wing Loong insansız hava araçlarının yer aldığını öne sürdü. Her iki sistemin de BAE envanterinde bulunması dikkat çekti.Yine Wall Street Journal’da yer alan haberde kaynakların verdiği bilgilere göre, BAE’nin düzenlediği en dikkat çekici operasyonlardan biri İran’ın Basra Körfezi’nde bulunan stratejik Lavan Adası’ndaki petrol rafinerisine yönelik saldırı oldu. Nisan ayı başlarında gerçekleştirildiği belirtilen operasyonun, Donald Trump’ın yaklaşık beş hafta süren yoğun hava harekâtının ardından ateşkes ilan ettiği döneme denk geldiği ifade edildi. Çobanın ihbarıyla ortaya çıktı: Gizli üste ne saklanıyordu? İsrail’in bölgedeki dengeleri değiştirecek planı Saldırının ardından rafineride büyük çaplı yangın çıktığı, tesisin önemli bölümünün ağır hasar aldığı ve üretim kapasitesinin aylar boyunca devre dışı kaldığı öne sürüldü. İran yönetimi o dönemde yaptığı açıklamalarda tesisin ‘düşman saldırısı’ sonucu vurulduğunu duyurmuş ancak saldırıyı gerçekleştiren ülkenin adını vermemişti. Tahran daha sonra buna misilleme olarak BAE ve Kuveyt’e yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenledi. Bölgedeki güvenlik kaynakları, İran’ın özellikle Körfez’deki enerji altyapısını, limanları ve havaalanlarını hedef alarak ekonomik baskı oluşturmayı amaçladığını belirtiyor.ABD SESSİZ Mİ KALDI?Yine aynı haberde konuya yakın bir kaynağa göre Washington yönetimi, BAE’nin operasyonlarından rahatsızlık duymadı. Bunun temel nedeni olarak ateşkes sürecinin henüz tam anlamıyla yürürlüğe girmemiş olması gösterildi. Aynı kaynak, ABD yönetiminin perde arkasında yalnızca BAE’nin değil, İran’a karşı daha aktif rol almak isteyen diğer Körfez ülkelerinin de savaşa katılımını sessiz biçimde desteklediğini ileri sürdü.BAE Dışişleri Bakanlığı ise saldırılara ilişkin doğrudan yorum yapmaktan kaçındı. Ancak daha önce yapılan resmî açıklamalarda, ülkenin “düşmanca eylemlere askeri yollar dahil olmak üzere karşılık verme hakkına sahip olduğu” vurgulanmıştı. Pentagon konuya ilişkin soruları yanıtsız bırakırken, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Başkan Trump’ın “tüm seçeneklere sahip olduğu” ve ABD’nin İran rejimi üzerinde “maksimum baskıyı sürdürdüğü” ifade edildi. KÖRFEZ’DE STRATEJİK KIRILMA Orta Doğu hakkında pek çok çalışmaları olan ayrıca BAE’nin yükselişi üzerine çalışmalar yapan Dina Esfandiary, “İran’a doğrudan saldırı düzenleyen bir Körfez Arap ülkesinin savaşın aktif tarafı haline gelmesi son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı. Esfandiary’ye göre Tahran yönetimi bundan sonraki süreçte BAE ile diğer Körfez ülkeleri arasındaki ayrılıkları derinleştirmeye çalışacak. Özellikle Suudi Arabistan, Katar ve Umman gibi daha temkinli pozisyon alan ülkelerin arabuluculuk rolünün zayıflatılmasının hedeflenebileceği belirtiliyor.Savaş öncesinde Körfez ülkeleri, hava sahalarının veya askerî üslerinin İran’a yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıklamıştı. Ancak çatışmaların başlamasının ardından İran’ın Körfez’deki sivil ve ekonomik hedeflere yönelik yoğun füze saldırıları gerçekleştirmesi, bu yaklaşımın değişmesine yol açtı.‘İDDİA DOĞRUYSA LAVAN ADASININ HEDEF SEÇİLMESİ ÖNEMLİ BİR MESAJ
Konuyu İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğa’ya danıştığımda, “İddia doğrulanırsa Körfez monarşilerinin İran politikasında önemli bir eşik aşılmış sayılır” dedi ve şöyle devam etti:“Elbette BAE bu noktaya kendiliğinden gelmedi. Savaş boyunca Emirlik topraklarına çok sayıda mühimmat düştü. Hava yolu trafiği ve gayrimenkul piyasası uzun süre baskı altında kaldı. Bu koşullarda Abu Dabi’nin yıllardır sürdürdüğü ‘Tahran ile ekonomik kanalı koru, güvenlik yükünü Washington’a havale et” formülü tıkandı. Eğer saldırının Mirage 2000-9’larla gerçekleştirildiğine dair iddia doğru kabul edilirse, mesele yalnızca siyasi bir tercihten ibaret olarak okunmamalı. BAE Hava Kuvvetleri ilk kez İran hava sahasında operasyonel kabiliyet uygulamış olur. İddia doğruysa, hedef seçiminin de tesadüfi olmadığı anlaşılır. Zira Lavan, günlük 55 bin varil işleme kapasitesiyle güney sahilinin ihracat ve süreç entegrasyonunda kritik bir düğüm noktası.” Hürmüz gerilimi sonrası ABD’den Türkiye kararı! Petrol fiyatlarında hareketlilik sürüyor “Tesisin aylarca devre dışı kalması, yalnızca endüstriyel bir kayıp anlamına gelmez. İran’ın yaptırımları aşma mimarisindeki önemli halkalardan biri kopmuş demektir” diyen Toğa, “İran açısından ‘Körfez’i nötr tut, Suudi Arabistan’ı yumuşat, BAE ile ekonomik kanal aç’ denklemi üç ayağıyla birlikte çökmüştür. Tahran bugün batıda İsrail, kuzeyde dolaylı Türk-Azeri baskısı ve güneyde aktif bir Arap aktörle karşı karşıya. Ortada üç vektörlü bir kuşatma haritası bulunuyor” ifadelerini kullandı.‘ABD VURMADIĞI SÜRECE KÖRFEZ ÜLKELERİ KENDİLİĞİNDEN SALDIRMAZ VARSAYIMI ÇÖKTÜ’ABD’nin tutumuna da değinen Oral Toğa, “ABD’nin tutumunu ‘rahatsız olmamak’ formülüyle açıklamak da yetersiz kalır. WSJ kaynakları net bir gerekçe veriyor. Saldırı, ateşkesin henüz tahkim edilmediği bir aralığa yerleştirilmiş bir fırsat penceresi. Aynı kaynaklara göre Trump yönetimi diğer Körfez ülkelerinin geri durmasından rahatsızdır, Abu Dabi'nin inisiyatif almasını ise olumlu karşılamıştır” dedi.“Bu, Washington’ın askerî yükü tek başına taşımak yerine kinetik sorumluluğu bölgesel ortaklara dağıtma arayışının somut karşılığı” diyen Toğa, şu bilgilerin altını çizdi: “İran için sonuç çok yönlü. Çünkü iddialardan yola çıkarsak Tahran’ın yıllardır işlettiği ‘ABD vurmadığı sürece Körfez ülkeleri kendiliğinden saldırmaz’ varsayımı çöktü. Washington’un aktif frenlemesi olmadan da bir partnerin kendi başına kinetik aksiyona geçebileceği görüldü. Buna paralel olarak vekâleten caydırıcılık doktrininin bir prototipi belirdi. ABD doğrudan vurmadan bölgesel partnerleri üzerinden İran altyapısını hedef alabiliyor. Asıl sonuç ise misilleme matrisinin yeniden yazılması zorunluluğu. BAE’ye yönelik bir karşı hamle artık bir Körfez ülkesine değil, Washington’ın zımnen onayladığı bir hedefe karşı icra edilmiş sayılacak. Bu durum İran’ın eskalasyon yönetimini daraltır ve her karşı yanıtın maliyetini yükseltir.”Alıntı Metni‘BAENİN SÜRECE DAHİL OLMASI İRAN İÇİN PARALEL BİR BASKI DÖNEMİNİ BAŞLATIYOR
Konuya yakın kaynaklar, savaşın ilerleyen aşamalarında Birleşik Arap Emirlikleri’nin Körfez’de İran’a karşı en sert pozisyon alan ülke haline geldiğini öne sürüyor. Londra merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nde savunma ve güvenlik uzmanı olarak görev yapan HA Hellyer, Abu Dabi yönetiminin başlangıçta savaşa girmek istemediğini ancak İran saldırılarının ardından yaklaşımın değiştiğini söyledi.Hellyer, “BAE ilk başta bu savaşın parçası olmak istemediğini net biçimde ortaya koymuştu. Ancak İran’ın Emirlikler’i hedef almaya başlamasıyla birlikte Abu Dabi, bölgesel dengelerin dramatik şekilde değiştiğini gördü” dedi. “BAE’nin sürece dahil olması İran için paralel bir baskı dönemini başlatıyor. Ancak İran’ın bunu hesaba katmadığını düşünmüyorum. Birinci eksen Trump'ın ‘hayati destek üzerinde’ dediği ABD müzakere süreci. İkinci eksen BAE üzerinden işliyor” diyen Oral Toğa, şöyle devam etti:-- Hürmüz’ün zorla açılmasını öngören BM kararı destekleniyor, Dubai’deki İran bağlantılı kurumlar kapatılıyor, vize kısıtlamaları uygulanıyor. Bu kanal Tahran’ın yaptırım dolanma arterlerinden birini fiilen kesti. Üçüncü eksen ise NEDSA ve Erteş’in artan Körfez ağırlığı karşısında yeniden konuşlanma zorunluluğu. Burada WSJ’nin aynı haberde geçen ikinci tezi belirleyici. Habere göre BAE artık yalnızca İran tehdidine karşı değil, ekonomik çıkarlarını savunmak ve özellikle Kuzey Afrika’da nüfuzunu genişletmek için askeri gücünü kullanmaya daha hazır.-- Bu, Lavan saldırısının münferit bir misilleme olmadığını gösteriyor. Sudan, Libya ve Yemen’deki müdahale geçmişiyle birlikte okunduğunda saldırı, Abu Dabi’nin kalıcı bir bölgesel kinetik aktöre dönüşmesinin bir halkası. Yani İran’ı bekleyen şey dönemsel bir kriz değil, BAE’nin yapısal pozisyon değişikliğidir. ABD ile kriz aşılamazsa Tahran’ın BAE'yi koparma stratejisine yönelmesi beklenir. Ancak Lavan sonrası Abu Dabi'nin manevrri savunma çöktü, koalisyonlar artık doğrudan İran toprağını hedefliyor, nükleer eşik bu yüzden zorunludur tezini güçlendirecektir. Daha pragmatik bürokrasi ise bölgesel izolasyonun aşılması için Körfez ülkeleriyle yeniden kanal açılması çağrısını yükseltecektir. Rejimin hangi yolu seçeceği yalnızca nükleer programın değil, bölgesel düzenin önümüzdeki on yılının da şeklini belirleyecektir. BAE’NİN ASKERÎ GÜCÜ NE?Nüfus ve yüzölçümü açısından bölgedeki büyük güçlerle kıyaslandığında daha küçük bir ülke olan BAE, son yıllarda savunma alanında yaptığı yatırımlarla dikkat çekici bir askerî kapasite oluşturdu. Ülkenin hava kuvvetleri, Fransız Mirage uçaklarının yanı sıra gelişmiş F-16 savaş uçaklarından oluşan modern bir filoya sahip. Bu sistemler; havadan yakıt ikmal uçakları, erken uyarı ve komuta-kontrol platformları ile gelişmiş gözetleme dronları tarafından destekleniyor.ABD Hava Kuvvetleri’nden emekli Korgeneral Dave Deptula, BAE’nin bölgedeki en gelişmiş hava kuvvetlerinden birine sahip olduğunu söyledi. 1991 Körfez Savaşı’ndaki Çöl Fırtınası hava operasyonunun planlayıcılarından olan Deptula, “Hassas vuruş kapasitesi, hava savunması, gözetleme sistemleri ve lojistik açısından son derece güçlü bir yapıları var. Eğer böylesine gelişmiş bir hava kuvvetiniz varsa, İran’dan gelen saldırıları karşılıksız bırakmak istememeniz anlaşılabilir” değerlendirmesinde bulundu.HÜRRİYET