Maalesef… Türk boksunun duayen ismi, milli boksörümüz ve milli takım antrenörümüz güzel insan Ağacan Tabaru, yaklaşık bir aydır Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi yoğun bakım ünitesinde sürdürdüğü amansız yaşam savaşını kaybetti. Bizim inancımızda ölüm bir bitiş değil, yalnızca bir dünya değişimidir. Hacı Ağacan, bu dünyadan göçerken arkasında öyle güzel ameller bıraktı ki, yüreğindeki o sonsuz sevgiyle gittiği yerde kendine en güzel makamı hazırladığına inancım tamdır.
O, kimsenin kalbini kırmayan, derdi olanın imdadına koşan, elinden ne gelirse insanlara yardımcı olmayı görev bilen müstesna bir şahsiyetti.
Ağacan’ın geçmişine, bu şehre verdiklerine baktığımda sadece bir antrenör değil, bir hayat mimarı görüyorum. Gençlik yıllarında o zorlu ringlere adım atarak başlayan boks sevdası, zamanla tek bir sporcunun başarısı olmaktan çıkıp bütün bir memleketin gençliğine adanmış dev bir hizmet sevdasına dönüştü. O dönemlerde imkânsızlıklar diz boyuyken; malzeme kıtlığının, antrenman salonu yokluğunun yaşandığı zor yıllarda bile pes etmedi. Bir salona, bir boks eldivenine, en önemlisi de güvenecek bir yol göstericiye muhtaç olan gençlere kucağını açtı. Tırnaklarıyla kazıyarak, kendi imkânlarını seferber ederek Iğdır’da kurduğu o ilk çalışma alanları, sadece boks öğretilen yerler değil; disiplinin, kardeşliğin, saygının ve karakterin harmanlandığı birer mektepti.
Kahve köşelerinde, sokakların tehlikeli kuytularında ömrünü ve geleceğini tüketecek binlerce çocuğu adeta ellerinden tutup çekip aldı. Onlara eldiven takmayı, yere düşseler de yeniden ayağa kalkmayı, hayatın zorluklarına karşı dik durmayı öğretti. O mütevazı boks salonundan Türk bayrağını uluslararası arena ve şampiyonalarda gururla dalgalandıran milli boksörler, Avrupa ve dünya dereceleri elde eden sporcular çıkardı.
Ağacan’la aramızdaki o güzel gelenek ve dostluk mesaisi de tam bu başarılarda gizliydi... Bütün imkânsızlıklara rağmen o pırıl pırıl gençleri binbir emekle yetiştirir; Türkiye ve Avrupa şampiyonalarına götürürdü. Şampiyona dönüşlerinde, çocukların boyunlarında göğsümüzü kabartan o madalyalarla Iğdır’a adım atar atmaz ilk durakları benim yanım olurdu. Ağacan, yetiştirdiği evlatların elinden tutar, gururla gazeteye getirir ve bu başarıların haberleşmesini isterdi. Ben de o pırıl pırıl gençleri tebrik eder, döktükleri her damla alın terini, kazandıkları zaferleri gururla sayfalarımıza taşır, habere dönüştürürdüm. Bu durum hemen her şampiyona sonrası ritüelimiz haline gelmişti; o çocukların gözlerindeki ışıltı, Ağacan’ın yüzündeki o haklı gurur dün gibi gözümün önünde...
Ancak onun en büyük şampiyonluğu, madalya kürsülerinin çok ötesindeydi. Onun en büyük başarısı; sokaktan aldığı o çocukları kötü alışkanlıklardan, karamsarlıktan koruyup memlekete faydalı, helal ekmeğini kazanan birer yetişkin haline getirmesiydi. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında asker, polis, öğretmen, antrenör veya kamu görevlisi olmuş yüzlerce gencin hayatındaki ilk ve en güçlü kırılma noktası Ağacan’ın o müşfık eli uzatmasıydı. Iğdır’da yüzlerce aile onun sayesinde evladının kurtulduğunu gördü, onun sayesinde yuvalara ekmek girdi.
Hastalık sürecinde o gençlerin duaları, gözyaşları ve umut dolu bekleyişleri Erzurum’daki hastane koridorlarından hiç eksik olmadı. Ancak takdir-i ilahi böyle tecelli etti. İnanıyorum ki yetiştirdiği o evlatların samimi duaları, hayata kazandırdığı binlerce insanın hayır temennileri, ebediyet yolculuğunda onun en büyük yoldaşı ve ışığı olacaktır.
Benim için ise Ağacan, bir arkadaş ya da dost tanımının çok ötesindeydi. Yılların omuz omuza geçmişliği, paylaşılan acı ve tatlı anılar, sevinçler, kederler ve sarsılmaz bir kardeşlik bağı vardı aramızda. İçimdeki yangının, bu tarifsiz boşluğun kelimelerle ifadesi yok.
Yerini asla dolduramayacağımız güzel insan... Ringlerde bıraktığın şanlı başarılar, haber sayfalarımıza taşıdığımız o gurur dolu madalyalar, hayata ve memlekete kazandırdığın o pırıl pırıl evlatlar ve bu şehrin hafızasına kazıdığın o mütevazı mirasın unutulmayacak. Sen bu memleketin yüreğinde daima yaşayacaksın.
Dualarımız seninle... Ruhun şad, mekânın cennet, makamın âli olsun güzel kardeşim...
DENİZ PARILTI











