Son yıllarda bazen ortak yönlerimizin ağır bastığı fakat farklı mizaçlara sahip olduğumuz, bazen de farklı dünya görüşümüze rağmen karakter ortaklığımız olan insanlarla tanış oluyoruz. Huyunuz suyunuz aynı yere akan insanlarla mı, yoksa aynı düşünceye sahip olduklarınızla mı daha iyi arkadaşlık kurabilirsiniz? Şayet üçüncü bir seçeneğimiz olsa, elbette ki fikri ve zikriyle bize uyan kişiyi tercih ederiz fakat bu özelliklere sahip dostlarımızın günbegün azaldığı bir zamanda yaşıyoruz artık.Belli bir hayat tecrübesine sahip insan, kişinin ne dediğine değil ne yaptığına bakar. Hani derler ya; şunun bunun senin olsun, bana insanlığın lazım. Bir de kendinizi içinde bulunduğunuz topluma ve yaşadığınız dünyaya karşı sorumlu hissediyorsanız, sizden farklı fikre ve zikre sahip insanlarla bir araya gelmek, onları anlamaya çalışmak ve varlığını kabullenmek zorundasınız. Bu toprağın evladı olmak, bize böyle bir yükümlülük getirir. Kıymetini bilmediğimiz bir ayrıcalıkBin yıldan beri kendimize vatan edindiğimiz bu topraklarda, insan atalarımız bundan 12 bin yıl önce yerleşik hayat düzenine geçmiş. Ve o günden bugüne, farklı kavimlere ve medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu topraklar için İoanna Kuçuradi, “Anadolu topraklarında doğup büyümüş olmak, bu topraklarda yaşamak, çoğu insanımızın farkında olmadığı bir ayrıcalıktır,” diyor. Filozof Kuçuradi bu ayrıcalığın sebebini, Anadolu topraklarında yeşermiş ve birbirini etkilemiş 9-10 uygarlığa bağlıyor. Çoğumuzun farkında olmadığı veya pek de önemsemediği bu ayrıcalık, yani diğerlerinden daha avantajlı durum, kıymeti bilinirse, içinde çok renkliliği barındıran bir kültürel mirastır. Bir başka ifadeyle; bizden önceki kavimlerin de izlerini taşıyan bugünkü kültürel varlığımızın bilincinde olsaydık, her kesim bir ötekisini kendisine benzetmeye çalışmazdı ve “çoklukta birlik” olmanın ayrıcalığını yaşardık. Farklı kültürlere mensup kavimlerin oluşturduğu medeniyetler diyarı Anadolu’yu bu özelliğiyle sahiplenmiş olsaydık, bugün kimlik eksenli sen-ben kavgasına tutuşmayacaktık. Bütün güzellemelere rağmen henüz içimize sindire sindire bu toprağın çocuğu olan “öteki”yi kabullenmiş değiliz. Doğup büyüdüğümüz bu topraklar, bütün farklılıklarımızla hepimizin vatanıdır. Bu toprakları sahiplenerek yurt edinmenin bedelini bizden öncekiler misliyle ödedi. Şimdi bize düşen, kendi farklılıklarımızla kırıp dökmeden, düşmanlaştırmadan, demokrasi kurallarını işleterek yüz yüze gelmektir. Ancak aydınlanmış bir kafayla bu tür sorunların üstesinden gelebiliriz. Yaratıcı entelektüellik Değer verdiğim bir aydınımızla, her buluşmamızda olduğu gibi, memleket meselesini konuşuyoruz: “Senin samimiyetinden asla şüphe etmiyorum,” diyor ve devamında görüştüğüm bazılarını ikiyüzlülükle veya samimiyetsizlikle itham ederken, bazılarının da vatanseverliğinden kuşku duyduğu için bu tür insanlarla aynı karede niçin yer almak istemediğini gerekçelendiriyor. Düşünüyorum… Biz, sanayisi kadar demokratik sistemiyle gelişmiş bir İngiltere seviyesine gelmiş ülke değiliz. Dünyanın bir başka ucunda, yeni keşfedilmiş bir Kanada veya bir İsveç hiç değiliz. Demokrasi sadece “en akıllıların”, “en dindarların” veya “en vatanseverlerin” rejimi değil. Demokrat olmak; sizin gibi olmayan, görünmeyen, düşünmeyenleri de muhatap almak, dinlemek ve varlığını kabullenmektir. Biz ne tipik bir Şark ne de Garp ülkesiyiz. Fakat Müslüman bir ülkeyiz. “Günümüzde Müslüman toplumlar, otoriterlik, ataerkillik ve dinî ayrımcılık sorunlarını çözmek için yaratıcı entelektüellere ihtiyaç duymakta. Ancak bu toplumlarda entelektüellerin gelişmesinin önünde çeşitli maniler bulunmakta. (Ahmet T. Kuru, İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık, s. 74-75)” “Yaratıcı entelektüellik” belki de günümüz Türkiye’sinde bu toprağın evladı aydınlarının ödemesi gereken en büyük bedelidir. Bütün engellemelere rağmen, daha insanca bir gelecek inşa etmenin yolu, yaratıcı entelektüellerimiz öncülüğünde açılmalıdır.Bildiklerinizin, ezberinizin mahkûmu olmayın! Dünde kalmayın; dünü unutmadan bugüne gelin. Entelektüel mertebesine ulaşmak için ideolojik veya dinî kalıplarımızın dışına çıkmak gerek. Bunun bir başka adı; kişinin kendisini aşmasıdır. Bu toprağın evladı olmanın bedeli, bütünü görmek, kabullenmek ve ona çözüm üretmektir. ilginizi çekebilir:- Netanyahu'dan rest: Çekilmeyeceğiz- CHP'li 4 başkan AK Parti'ye mi geçecek?- ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'ten İsrail'e sert tepki- Çekya, Dünya Kupasında Güney Afrikaya takıldı- SON DAKİKA HABERİ: Cemil Tugay CHP'den istifa etti DOĞUKAN BEY
Iğdır
Yayınlanma: 19 Haziran 2026 - 11:04
Güncelleme: 19 Haziran 2026 - 14:32
Mahmut Aşkar Yazdı : Bu Toprağın Evladı Olmanın Bedeli
Iğdır
19 Haziran 2026 - 11:04
Güncelleme: 19 Haziran 2026 - 14:32
Bu haber 894 defa okunmuştur.
EDİTÖR
İlginizi Çekebilir












