Öğretim Görevlisi Akyıldırım, Türk ve Dünya Tarihinin önemli bir ismi olan Enver Paşa’nın 4 Ağustos 1922 yılında şehit edilişinin 99. Yıldönümünde, TRT Erzurum Radyosu mikrofonlarına şunları söyledi:
Enver Paşa’nın hayatı 1 Kasım 1918 gecesi Türkiye’yi terk etmesi ile başlayan ve hayatını 4 Ağustos 1922’de Orta Asya’nın ücra bir tepesinde noktalanmasına kadar devam eden bir Gurbet’in hikayesidir.
Türkiye’de son senelerde Enver Paşa ideolojik bir meta haline getirildi, ismi etrafında bir efsaneler yumağı oluşturuldu ‘’Sen hayal kur, biz ölelim Paşam ‘’ gibisinden sloganlar ortaya çıktı ve Enver ‘’şehid’i a’la gazi namdar ‘’ gibisinden unvanlarla anılır oldu.
Geçmişte hiçbir tarihi şahsiyet hakkında kullanılmayan ‘’Şehid’i a’la gazi-i namdar ‘’ unvanı Enver’i Orta Asya macerasına sürükleyen kişi kuşçubaşı Sami Bey’in ifadesidir. Kuşçubaşı Sami Bey, Enver Paşa’yı hiç bilmediği orta Asya’ya sürükleyen ve ölümünden de sorumlu olan kişidir.
Enver isminin ilk defa Kahraman, Hürriyet Kahramanı diye telaffuz edilmesinin sebebi, Sultan Abdülhamid’i Meşrutiyet’i yeniden ilana zorlamak maksadıyla Rumeli’de dağa çıkmasıydı. Enver ve arkadaşlarının baskılarına boyun eğmek zorunda kalan hükümdar, Anayasa’yı tekrar yürürlüğe koyunca Enver de ‘’Hürriyet Kahramanı ‘’ olmuştu.
Siyasi alanda güç elde edip askeri hiyerarşide kısa zamanda en tepeye yükselmesini de galip geldiği bir muharebeye değil yine bir silahlı eyleme ,23 Ocak 1913’te yine arkadaşlarıyla beraber Babı aliyi basmasına, zamanın sadrazamı Kâmil Paşa’ya imzalattırdığı istifa mektubunu Sultan Reşad’a götürüp sadarete Mahmut Şevket Paşa’nın tayinini sağlamasına borçluydu.
Mahmud Şevket Paşa’nın 4 ay 19 gün sonra sebebi ve asıl düzenleyicileri hala ortaya çıkartılamamış bir suikasta kurban gitmesinin ardından İttihat ve Terakkinin iktidarı ele alması ile beraber Enver’in yıldızı daha ’da parlayacak, uzun seneler bekledikten sonra elde edilebilecek rütbelere birkaç ay içerisinde yükselecek ve nihayet baş kumandan vekili ve imparatorluğun en güçlü adamı olacaktı.
Devletin ve iktidarın zirvesine yerleşmiş, üstelik hanedanın da damadı olmuştu ama savaşların mağlubu idi! Sultan Abdülhamid zamanında âtıl ve güçsüz bırakılmış olan orduyu gençleştirmiş, işe yaramayacak unsurlardan ayıklamış, askere ve millete eski asırlarda olduğu gibi kendine güven ve mücadele azmi vermiş, ordu üzerinde kesin bir hakimiyet kurmuş, Dünya Harbinde uğranan bozguna rağmen Almanya’da olduğu gibi birliklerde çözülme yaşanmasına mâni olmuştu ama kazandığı bir savaş yoktu.
İşte bu yüzden hayatının büyük mağlubiyetten sonraki döneminde bir şeyler yapması, başarması ve muzaffer olması şarttı!
Öyle yaptı, uzaklara, yeni bir mücadeleye girişebileceği tek yer olan Orta Asya’ya gitti ama başaramayınca dönmedi, dönemedi, yani canını oralarda verdi.
TÜRK tarihinde, hayatı Enver Paşa kadar maceralarla dolu geçen bir başka kişi belki de yoktur. 1881’de İstanbul’da, Divan Yolu’nda doğan İsmail Enver, Harp Okulu’nu bitirdikten sonra Manastır’a tayin edildi ve Rum ve Arnavut çetelerle çarpıştı. Bu dönemde Terakki ve İttihad Cemiyeti’ne katıldı ve devrin hükümdarı İkinci Abdülhamid’i Meşrutiyet’in yeniden ilânına zorlamak için 1908’in 24 Haziran gecesi arkadaşlarıyla beraber dağa çıktı. Tam bir ay sonra, 24 Temmuz günü İkinci Meşrutiyet’in ilânından sonra “Hürriyet Kahramanı” diye isim yapan Enver Bey 1909’da Berlin’e askeri ataşe olarak gitti, buradan Trablus’a geçip Libya’yı işgal eden İtalyanlar ’la çarpıştı. Balkan Savaşı’nın patlaması üzerine İstanbul’a döndü ve 23 Ocak 1913’te diğer İttihadçı arkadaşlarıyla beraber Bâbıâli’yi basarak hükümeti devirdi, sadrazamlığı Mahmud Şevket Paşa’ya verdirdi ve Mahmud Şevket Paşa’nın 12 Haziran 1913’te öldürülmesi üzerine yönetime el koyan İttihad ve Terakki’nin askeri kanadının lideri oldu.
3 Ocak 1914’te “Paşa” ve “Harbiye Nazırı”, daha sonra da “Başkumandan Vekili” yapılınca gücünün zirvesine ulaştı. Aynı senenin 5 Mart’ında Sultan Abdülmecid’in torunlarından Naciye Sultan ile evlenerek saray damadı oldu. Artık devletin en güçlü adamıydı, hattâ padişahtan bile güçlüydü ve Türkiye’den Avrupa’da “Enverland”, yani “Enveristan” diye bahsediliyordu. Osmanlı Devleti’nin Almanya ile müttefik olarak Birinci Dünya Savaşı’na girmesinin mimarlarından olan Enver Paşa, savaşı kaybetmemizden sonra, 1918’in 1 Kasım gecesi önde gelen İttihadçılar ile beraber Türkiye’den ayrıldı.
Hayatı, artık daha da maceralıydı. Kafkasya’ya, oradan da Berlin’e gitti; Rusya’ya geçmeye çalıştı, sahte kimliklerle yaptığı bu yolculukların birinde tutuklandı, bir defasında da uçağı düştü ama üçüncü yolculuğunda Moskova’ya ulaşmayı başardı. Sovyetler’den beklediği desteği göremeyince Buhara’ya gitti ve Ruslar’a karşı savaşan Özbekler’i teşkilâtlandırmaya çalıştı. 4 Ağustos 1922 sabahı Ruslar’ın saldırısına uğradı ve Çegan Tepesi’nde ön safta çarpışırken Rus kurşunlarıyla can verdi. Bugün Tacikistan sınırları içerisinde kalan Abıderya Köyü’ndeki Çegan Tepesi’ne defnedilen Paşa’nın mezarı, zamanla evliya türbesi haline geldi. Kemikleri şehid düşmesinin 74. yıldönümünde Türkiye’ye getirildi, 4 Ağustos 1996’da yapılan devlet töreniyle İstanbul’daki Hürriyet-i Ebediyye Tepesi’ndeki anıtmezara, diğer İttihatçı kader arkadaşlarının yanına defnedildi.
Orta Asya, Makedonyalı İskender’in bile bir şeyler aradığı uçsuz bucaksız talih deneme sahasıdır. Tarihe nice cihangirler vermiştir. Fakat Enver Paşa bu topraklarda talihini teraziye koyduğu zaman, Orta Asya’nın Fatih yetiştirme kudreti artık sona ermişti.
Enver Paşa’da, hayatının muhasebesini, Orta Asya’nın Pamir eteklerinde, Çegan tepesinde toprağa akan kanlarıyla ve dilediğince yazdı. Şimdi gök kubbe altında ondan kalan SEDA, işte bu kanlı son savaşın, hala o dağlarda yaşayan yankısıdır.
Enver Paşa’nın hayatı 1 Kasım 1918 gecesi Türkiye’yi terk etmesi ile başlayan ve hayatını 4 Ağustos 1922’de Orta Asya’nın ücra bir tepesinde noktalanmasına kadar devam eden bir Gurbet’in hikayesidir.
Türkiye’de son senelerde Enver Paşa ideolojik bir meta haline getirildi, ismi etrafında bir efsaneler yumağı oluşturuldu ‘’Sen hayal kur, biz ölelim Paşam ‘’ gibisinden sloganlar ortaya çıktı ve Enver ‘’şehid’i a’la gazi namdar ‘’ gibisinden unvanlarla anılır oldu.
Geçmişte hiçbir tarihi şahsiyet hakkında kullanılmayan ‘’Şehid’i a’la gazi-i namdar ‘’ unvanı Enver’i Orta Asya macerasına sürükleyen kişi kuşçubaşı Sami Bey’in ifadesidir. Kuşçubaşı Sami Bey, Enver Paşa’yı hiç bilmediği orta Asya’ya sürükleyen ve ölümünden de sorumlu olan kişidir.
Enver isminin ilk defa Kahraman, Hürriyet Kahramanı diye telaffuz edilmesinin sebebi, Sultan Abdülhamid’i Meşrutiyet’i yeniden ilana zorlamak maksadıyla Rumeli’de dağa çıkmasıydı. Enver ve arkadaşlarının baskılarına boyun eğmek zorunda kalan hükümdar, Anayasa’yı tekrar yürürlüğe koyunca Enver de ‘’Hürriyet Kahramanı ‘’ olmuştu.
Siyasi alanda güç elde edip askeri hiyerarşide kısa zamanda en tepeye yükselmesini de galip geldiği bir muharebeye değil yine bir silahlı eyleme ,23 Ocak 1913’te yine arkadaşlarıyla beraber Babı aliyi basmasına, zamanın sadrazamı Kâmil Paşa’ya imzalattırdığı istifa mektubunu Sultan Reşad’a götürüp sadarete Mahmut Şevket Paşa’nın tayinini sağlamasına borçluydu.
Mahmud Şevket Paşa’nın 4 ay 19 gün sonra sebebi ve asıl düzenleyicileri hala ortaya çıkartılamamış bir suikasta kurban gitmesinin ardından İttihat ve Terakkinin iktidarı ele alması ile beraber Enver’in yıldızı daha ’da parlayacak, uzun seneler bekledikten sonra elde edilebilecek rütbelere birkaç ay içerisinde yükselecek ve nihayet baş kumandan vekili ve imparatorluğun en güçlü adamı olacaktı.
Devletin ve iktidarın zirvesine yerleşmiş, üstelik hanedanın da damadı olmuştu ama savaşların mağlubu idi! Sultan Abdülhamid zamanında âtıl ve güçsüz bırakılmış olan orduyu gençleştirmiş, işe yaramayacak unsurlardan ayıklamış, askere ve millete eski asırlarda olduğu gibi kendine güven ve mücadele azmi vermiş, ordu üzerinde kesin bir hakimiyet kurmuş, Dünya Harbinde uğranan bozguna rağmen Almanya’da olduğu gibi birliklerde çözülme yaşanmasına mâni olmuştu ama kazandığı bir savaş yoktu.
İşte bu yüzden hayatının büyük mağlubiyetten sonraki döneminde bir şeyler yapması, başarması ve muzaffer olması şarttı!
Öyle yaptı, uzaklara, yeni bir mücadeleye girişebileceği tek yer olan Orta Asya’ya gitti ama başaramayınca dönmedi, dönemedi, yani canını oralarda verdi.
TÜRK tarihinde, hayatı Enver Paşa kadar maceralarla dolu geçen bir başka kişi belki de yoktur. 1881’de İstanbul’da, Divan Yolu’nda doğan İsmail Enver, Harp Okulu’nu bitirdikten sonra Manastır’a tayin edildi ve Rum ve Arnavut çetelerle çarpıştı. Bu dönemde Terakki ve İttihad Cemiyeti’ne katıldı ve devrin hükümdarı İkinci Abdülhamid’i Meşrutiyet’in yeniden ilânına zorlamak için 1908’in 24 Haziran gecesi arkadaşlarıyla beraber dağa çıktı. Tam bir ay sonra, 24 Temmuz günü İkinci Meşrutiyet’in ilânından sonra “Hürriyet Kahramanı” diye isim yapan Enver Bey 1909’da Berlin’e askeri ataşe olarak gitti, buradan Trablus’a geçip Libya’yı işgal eden İtalyanlar ’la çarpıştı. Balkan Savaşı’nın patlaması üzerine İstanbul’a döndü ve 23 Ocak 1913’te diğer İttihadçı arkadaşlarıyla beraber Bâbıâli’yi basarak hükümeti devirdi, sadrazamlığı Mahmud Şevket Paşa’ya verdirdi ve Mahmud Şevket Paşa’nın 12 Haziran 1913’te öldürülmesi üzerine yönetime el koyan İttihad ve Terakki’nin askeri kanadının lideri oldu.
3 Ocak 1914’te “Paşa” ve “Harbiye Nazırı”, daha sonra da “Başkumandan Vekili” yapılınca gücünün zirvesine ulaştı. Aynı senenin 5 Mart’ında Sultan Abdülmecid’in torunlarından Naciye Sultan ile evlenerek saray damadı oldu. Artık devletin en güçlü adamıydı, hattâ padişahtan bile güçlüydü ve Türkiye’den Avrupa’da “Enverland”, yani “Enveristan” diye bahsediliyordu. Osmanlı Devleti’nin Almanya ile müttefik olarak Birinci Dünya Savaşı’na girmesinin mimarlarından olan Enver Paşa, savaşı kaybetmemizden sonra, 1918’in 1 Kasım gecesi önde gelen İttihadçılar ile beraber Türkiye’den ayrıldı.
Hayatı, artık daha da maceralıydı. Kafkasya’ya, oradan da Berlin’e gitti; Rusya’ya geçmeye çalıştı, sahte kimliklerle yaptığı bu yolculukların birinde tutuklandı, bir defasında da uçağı düştü ama üçüncü yolculuğunda Moskova’ya ulaşmayı başardı. Sovyetler’den beklediği desteği göremeyince Buhara’ya gitti ve Ruslar’a karşı savaşan Özbekler’i teşkilâtlandırmaya çalıştı. 4 Ağustos 1922 sabahı Ruslar’ın saldırısına uğradı ve Çegan Tepesi’nde ön safta çarpışırken Rus kurşunlarıyla can verdi. Bugün Tacikistan sınırları içerisinde kalan Abıderya Köyü’ndeki Çegan Tepesi’ne defnedilen Paşa’nın mezarı, zamanla evliya türbesi haline geldi. Kemikleri şehid düşmesinin 74. yıldönümünde Türkiye’ye getirildi, 4 Ağustos 1996’da yapılan devlet töreniyle İstanbul’daki Hürriyet-i Ebediyye Tepesi’ndeki anıtmezara, diğer İttihatçı kader arkadaşlarının yanına defnedildi.
Orta Asya, Makedonyalı İskender’in bile bir şeyler aradığı uçsuz bucaksız talih deneme sahasıdır. Tarihe nice cihangirler vermiştir. Fakat Enver Paşa bu topraklarda talihini teraziye koyduğu zaman, Orta Asya’nın Fatih yetiştirme kudreti artık sona ermişti.
Enver Paşa’da, hayatının muhasebesini, Orta Asya’nın Pamir eteklerinde, Çegan tepesinde toprağa akan kanlarıyla ve dilediğince yazdı. Şimdi gök kubbe altında ondan kalan SEDA, işte bu kanlı son savaşın, hala o dağlarda yaşayan yankısıdır.












