ramazan FIKRALARI Türk Edebiyatında mevcut edebi türler içinde, ürünlerinin çokluğu, konularının çeşitliliği bakımından en zengini ve renklisi, diyebiliriz ki fıkra türüdür. Edebiyatımızda, bu türe ait bütün örnekler mutlaka, Nasreddin Hoca, Aldar Köse, İncili Çavuş, Esenpulat, Bektaşi, Ahmet Akay ve Bekri Mustafa gibi bir fıkra tipine bağlatarak anlatılır. Biz de burada Nasrettin Hoca ve Bektaşi tipine dayanan ve Ramazanlıkla ilgili birkaç fıkra sunacağız. *** *** *** *** *** Ramazanda bir gün Hoca Camiye gecikmiş ve aceleyle abdest alırken ibrikteki suyu devirir. Su yetişmez, o da sol ayağını yıkamaz. Acele ile namaza dururken sol ayağını kaz gibi kaldırır sağ ayağının üstünde durur. Cemaat: Ne yapıyorsun hoca? Bu ne biçim namaz? Deyince, Hoca:- Ne yapayım der, sol ayağımın abdesti yok!
- Bu ramazanı nasıl çıkardın, demişler.
- Otuz kişi toplandık, bir günde çıkarıverdik, demiş
- Hayrola baba…Galiba senin eve Ramazan girmemiş. Bektaşi gülmüş :
- - A imanım… Mübarek ramazan saraylara ve konaklara girer. On bir ayın sultanı olan o nazlı misafirin benim teneke kulübemde ne işi var?
- Yahu, on bir ay aç gezdim, kimse halin nedir demedi. Bu gün karnımı doyurmak istedim, yakaladınız. Bu, reva-yı hak mıdır?
- Hocam bu dediklerini bir hayli yaptım, faka pek r a n d i m a n alamadım. Demiş.












