Sovyetler Birliği'nin dağılması, azerbaycan Sınır Kapısı'nın açılması akabinde, Nahçıvan ve Azerbaycan'ın muhtelif yerlerinden birçok soydaşımız ticaret yapmak ve çalışmak için Iğdır'a geldi.Stratejik konumu itibariyle il statüsü verilen Iğdır'ın tek ticaret merkezi olan Cumhuriyet caddesi boyunca Iğdırlı Azerbaycan Türklerinin dükkanlarının önünde, kaldırımlarında hepsine iş yapma hakkı tanındı.Ali Ağrı, Orhan Ağırkaya, Feyzullah Türkeli, Dayım Muzaffer Gence, Dedem Talat Tufan gibi başkanlarımız ve en önemlisi Vali Şemsettin Uzun'da bu duruma yardımcı oluyordu.
Elbette bu dostluğun başlıca mimarı Umummilli Lider Haydar Aliyev ve Iğdır'la olan özel münasebetleriydi.(Haydar Aliyev'in 1993 Iğdır Belediye Meydanı konuşmasını iftar saati olmasına rağmen onbinlerce kişi dinlemesi ayrı bir tez konusudur.)Çocukluğumda bazen çarşıda olaylar çıkıyordu.
Yaşımdan dolayı mana veremiyordum fakat birilerinin orada Azerbaycanlı soydaşlarımızı istemediğini ancak;
Nazım Karadağ,
Asım Parlar, Mehmet Güneş, Özcan Zorman, İsmail Aras, Yunus Akdağ, Babam Atalay Tufan gibi iş yeri sahiplerinin soydaşlarımızı korumaya çalıştığını, onlara zarar gelmemesi için mücadele ettiklerini, başlarına bir iş gelince toplanıp çözüm aradıklarını görünce elbette çocuk olarak bir bilinç, bir travma, bir sevgi oluştu...2000'li senelere kadar Cumhuriyet Caddesinde iş yeri sahipleri, esnaflar adeta Azerbaycan Konsolosluğu ve Bankası gibi çalışıyorlardı.
İlçe konumundan il konumuna geçen bir yörenin kurumsal olarak kendine göre de bazı yetersizlikleri vardı elbette ki başında güvenlik geliyordu.Karşılıklı huzur ve güven ortamının tesisi ara ara sarsılıyordu elbette.Yanlış kişiler, ilişkiler.
Türkiye ve Azerbaycan'da karşılıklı enflasyon, devalüasyon, hükümet değişimleri gibi sorunlar borç ödemelerinde karşılıklı zorbalık, adaletsizlik yaratabiliyordu.Karşılıklı bu bolluk bereketin içinde tabiki sorunlar olacaktı.Bırakın Iğdır'ı dünya değişiyordu.Koca dünya yeni doğan 16 devletin sancısını yaşıyordu.Kavuşmanın tatsız olmasının en büyük sebeplerinden biri şu ki o senelerde Türkiye, PKK'ya karşı en büyük mücadeleyi verdiği senelerdi ve Iğdır en kırılgan şehirlerden biriydi.Iğdır her gece silah seslerinden uyuyamaz olmuştu.Fakat 20 Ocak 1990 ve Hocalı Katliamları gibi olaylara gerçekleşen protestolarda Iğdır halkı herkese gereken cevabı zaten vermişti.Iğdır'a gelen kimi soydaşımız meyve sebze sattı, kimileri semaver, tablo, halı, müzik ensturmanı sattı, kimileri beden gücüyle parasını kazandı.
Zanaatkârları bahçelerimize duvar yaptı, evlerimizi onardı.
Mühendisler cihazlarımızı tamir ettiler.
Hatta yeri geldi teröre karşı evlerini savunmaları için Iğdır halkına Nahçıvan'dan silah temininde aracı oldular.Sovyet rejimi sebebiyle ticaretten uzak kalan bir toplum ticareti öğreniyordu ve yeniden bir Azerbaycan kuruluyordu.Plaklar, kasetler sayesinde artık Rus radiosunda Azerbaycan saatini beklemek yerine insanlar istedikleri mahnıları dinler olmuştu ki "Beyaz Geceler" kasedinin satış rekorunu halen hiçbir sanatçı kıramayacaktı.
Kargolar İstanbul, İzmir, Ankara'daki Iğdır ve Karslılara kaset ve ensturman taşıyordu.Iğdırlı gençler artık, Ferdi, Orhan, Müslüm'de neymiş! Şuradan bir Zeynep Xanlarova-Bülbülüm Segâhı doldur ! Diyordu.Rus Radiosu Azerbaycan Saati'nde tar sesine Can Azerbaycan diye ağlayan nineler dedelerin yerine artık gençler kaset doldurup sevgilileri için dertleniyordu.Hızlı bir şekilde Nahçıvan, Gence, Bakü Iğdır arasında binlerce evlilik, akrabalık meydana gelmişti.O günlerde gelişen tekstil, akaryakıt ticaretinden dolayı Iğdırlı çiftçiler bile artık çocuklarına dolarla harçlık veriyor, çocuklar okul kantinlerinden dolarla çikolata alıyordu.
Tarlasından çıkan kamyon almış, mazot taşıyordu...
Kaçakçılık yapanı Allah affetsin.
Karşılıklı olarak yeni zenginler, yeni asilzadeler ortaya çıkıyordu.
İki kesimin de en büyük düşmanı olan tekelleşme gerçek yüzünü zamanla gösterecekti...
Iğdır'da tarım bitmeye yüz tutacak, köyler boşalma derecesine gelecekti.Para ve ekonomi, artık tarih ve kültür bilinci olmayan sınıfın eline geçecek, bu durum bir süre sonra siyaset ve bürokrasiye de yansıyacaktı.
Eğitimsiz ancak kalabalık iş gücüne sahip aileler bazı durumları yönetmeye başlayacaktı.Aynı durumun Azerbaycan tarafında da yaşandığı kanaatindeyim.Türk olmayanlar bile Iğdır ve Nahçıvan merkezlerinde, Azerbaycan dili konuşuyor, toylarda ceplerindeki Azerbaycan bayraklarını çıkararak bozkurt işaretiyle "hoş gelişler ola" oynuyor, olağanüstü ticaret yapıyordu.
Iğdır %14 ile Doğu'da tek göç alan il oluyordu.Iğdır %80'i kerpiç evlerden oluşan bir kasaba konumundayken, 1995-2000 seneleri arasında yaklaşık 5 Iğdırlı şirket Doğu Anadolu vergi rekortmenliğini üstlenmiş, şehir bolluk havasında adeta Iğdır'da Azerbaycan ile aynı tarihte özgürlüğünü kazanmıştı.
Malum günümüzde halen Türkiye'nin nakliye başkenti olarak biliniyor.
Zengezur Koridoru'na ne kadar hazırız bilinmiyor...
Şu an bile Azerbaycan'dan alışverişe gelenleri yeteri kadar ağırlayamıyor, ticaret yapamıyoruz.
En büyük üzüntüm Iğdır mimarisinin Nahçıvan'a benzeyememiş olması.İddialara göre haksız kazançlar, vergisiz akaryakıt, Iğdır'da teröre maddi yardım gibi gerekçelerden dolayı sınır ticaretine son verildi ve film bitti...Halk yine kendisiyle baş başa kaldı ve para kazananlar hızla Batı'ya göç etti.
Geriye büyük bir enkaz kalmıştı. Memleket büyük bir kamyon hurdalığına dönmüş, sosyolojik olarak çökmüştü.
Tarih boyunca, gerçek sahiplerinin Azerbaycan Türkleri olan Iğdır'da artık Azerbaycan Türklerinin azınlığa düşmesini ve hatta kısa bir gelecekte yok olması ihtimalini tartışıyor olduk. 1918'den beri evimizde, iş yerimizde asılı Azerbaycan bayrağının vatandaşlarıyla böyle tanışmıştık.İki cehah oluşmuştu.
Biri Azerbaycan'a aidiyet duyan, tarihsel ve kültürel bağı güçlü olan, bir diğeri sadece para kazanmaya çalışan, rengi ve milliyeti belli olmayan insanlar..."Kim olursa olsun gurbetciye, göçene, mülteciye ve hele ki, Can'Azerbaycanlı Soydaşlarımıza kimsenin el kaldıramayacağını o günlerde büyüklerimizden yaşayarak öğrendik."Artık evlerimizde Ahmed Cavad, Göyceli Aşıq Elesgerin kitapları girmişti, Sedef Garmonlar, plaklar, satranç takımları neredeyse her evdeydi.Bu süreçte yoğrularak büyüyen biri olarak,
milli duygularım o günlerde pekişmeye başladı ki daha sonrasında H.Ekber Dedemizin tarihiyle, hatıralarıyla birçok şeyi öğrendim.
Ankara'da daha çok şey öğrendim.
Azerbaycan Sevdamız sınırları aştı.Benim gözümde;
O dönem yaşandığı gibi şimdi de iki cenah halen varlığını sürdürüyor.
Biri Azerbaycan'a aidiyet duyan, tarihsel ve kültürel bağı, milli duyguları güçlü olan, dostluğu pekiştirmek için çaba sarfeden insanlar ki bu insanlar daha çok sessizliği seçiyor.Bir diğeri de sadece para kazanmaya çalışan, rengi ve milliyeti belli olmayan simsar insanların yanı sıra ne idüğü belirsiz olan dernekler kuran showenist insanlar da türedi...(Başka bir yazı başlığı)Hasete, fitneliklere, cambazlıklara, showmenliklere sadece gülüp geçer olduk.
Kişilere, olaylara takılmamayı öğrendik.
Zamanın isimleri, ideolijileri nasıl erittiğine şahit olduk.Kime değer verilmesi gerektiğini öğrendikSon günlerde;Sosyal mecralarda Azerbaycan'a karşı mezhepsel yaklaşan hem sünni hem şia din adamlarının saldırılarını izlerken tüylerimizin diken diken olduğu dönemde yaşıyorken dertler anlatmakla bitmez.
Cahile ne anlatılabilir ?Hele ki bazı "Azerbaycan gibi kardeş ülke olmaz olsun, böyle gümrük, böyle ticaret olmaz olsun, hep zulüm veriyorlar" gibi ifadeler kullanan iş adamlarının açgözlülüğü, 3 senede kazanması gereken parayı 6 ayda kazanmak istemesi, bunu da Azerbaycan'a yafta yakarak yapmaları hele ki Trabzon, Hatay, Mersinli bazı iş adamlarının galeyanına gelerek söylemek ahlak dışı bir davranış.Gördünüz ki devlet babamız da gerekeni yaptı !Değerli dostlar velhasıl !
Şükürler olsun ki o günlerden sonra Zengezur Koridoru'nu konuşuyoruz.
Azerbaycan ne o eski Azerbaycan ne de biz O eski Türkiye değiliz.Bizi aidiyet duygumuzla yürütülen diplomasi, asalet, mantık, nezaket ve iyilik kurtaracak.
Vesselam.Son olarak sizlere Azerbaycan ile Türkiye arasında ilk kucaklaşmanın hatırası, ilk fotoğrafı bırakıyorum.Bu fotoğraftaki insanlar aralarındaki o tel örgülerinden birer parça keserek evlerine hatıra götürdüler.Hasret Köprüsü Açılışı.Sınırı geçen ilk kafile.Sederek Kasabası
H.Ali Parim
Ziyaddin Ağa
H.Mehmet Güneş
H.Atalay Tufan
H.Muzaffer Türkoğlu
Şahin ŞurgunDOĞUKAN BEY
Elbette bu dostluğun başlıca mimarı Umummilli Lider Haydar Aliyev ve Iğdır'la olan özel münasebetleriydi.(Haydar Aliyev'in 1993 Iğdır Belediye Meydanı konuşmasını iftar saati olmasına rağmen onbinlerce kişi dinlemesi ayrı bir tez konusudur.)Çocukluğumda bazen çarşıda olaylar çıkıyordu.
Yaşımdan dolayı mana veremiyordum fakat birilerinin orada Azerbaycanlı soydaşlarımızı istemediğini ancak;
Nazım Karadağ,
Asım Parlar, Mehmet Güneş, Özcan Zorman, İsmail Aras, Yunus Akdağ, Babam Atalay Tufan gibi iş yeri sahiplerinin soydaşlarımızı korumaya çalıştığını, onlara zarar gelmemesi için mücadele ettiklerini, başlarına bir iş gelince toplanıp çözüm aradıklarını görünce elbette çocuk olarak bir bilinç, bir travma, bir sevgi oluştu...2000'li senelere kadar Cumhuriyet Caddesinde iş yeri sahipleri, esnaflar adeta Azerbaycan Konsolosluğu ve Bankası gibi çalışıyorlardı.
İlçe konumundan il konumuna geçen bir yörenin kurumsal olarak kendine göre de bazı yetersizlikleri vardı elbette ki başında güvenlik geliyordu.Karşılıklı huzur ve güven ortamının tesisi ara ara sarsılıyordu elbette.Yanlış kişiler, ilişkiler.
Türkiye ve Azerbaycan'da karşılıklı enflasyon, devalüasyon, hükümet değişimleri gibi sorunlar borç ödemelerinde karşılıklı zorbalık, adaletsizlik yaratabiliyordu.Karşılıklı bu bolluk bereketin içinde tabiki sorunlar olacaktı.Bırakın Iğdır'ı dünya değişiyordu.Koca dünya yeni doğan 16 devletin sancısını yaşıyordu.Kavuşmanın tatsız olmasının en büyük sebeplerinden biri şu ki o senelerde Türkiye, PKK'ya karşı en büyük mücadeleyi verdiği senelerdi ve Iğdır en kırılgan şehirlerden biriydi.Iğdır her gece silah seslerinden uyuyamaz olmuştu.Fakat 20 Ocak 1990 ve Hocalı Katliamları gibi olaylara gerçekleşen protestolarda Iğdır halkı herkese gereken cevabı zaten vermişti.Iğdır'a gelen kimi soydaşımız meyve sebze sattı, kimileri semaver, tablo, halı, müzik ensturmanı sattı, kimileri beden gücüyle parasını kazandı.
Zanaatkârları bahçelerimize duvar yaptı, evlerimizi onardı.
Mühendisler cihazlarımızı tamir ettiler.
Hatta yeri geldi teröre karşı evlerini savunmaları için Iğdır halkına Nahçıvan'dan silah temininde aracı oldular.Sovyet rejimi sebebiyle ticaretten uzak kalan bir toplum ticareti öğreniyordu ve yeniden bir Azerbaycan kuruluyordu.Plaklar, kasetler sayesinde artık Rus radiosunda Azerbaycan saatini beklemek yerine insanlar istedikleri mahnıları dinler olmuştu ki "Beyaz Geceler" kasedinin satış rekorunu halen hiçbir sanatçı kıramayacaktı.
Kargolar İstanbul, İzmir, Ankara'daki Iğdır ve Karslılara kaset ve ensturman taşıyordu.Iğdırlı gençler artık, Ferdi, Orhan, Müslüm'de neymiş! Şuradan bir Zeynep Xanlarova-Bülbülüm Segâhı doldur ! Diyordu.Rus Radiosu Azerbaycan Saati'nde tar sesine Can Azerbaycan diye ağlayan nineler dedelerin yerine artık gençler kaset doldurup sevgilileri için dertleniyordu.Hızlı bir şekilde Nahçıvan, Gence, Bakü Iğdır arasında binlerce evlilik, akrabalık meydana gelmişti.O günlerde gelişen tekstil, akaryakıt ticaretinden dolayı Iğdırlı çiftçiler bile artık çocuklarına dolarla harçlık veriyor, çocuklar okul kantinlerinden dolarla çikolata alıyordu.
Tarlasından çıkan kamyon almış, mazot taşıyordu...
Kaçakçılık yapanı Allah affetsin.
Karşılıklı olarak yeni zenginler, yeni asilzadeler ortaya çıkıyordu.
İki kesimin de en büyük düşmanı olan tekelleşme gerçek yüzünü zamanla gösterecekti...
Iğdır'da tarım bitmeye yüz tutacak, köyler boşalma derecesine gelecekti.Para ve ekonomi, artık tarih ve kültür bilinci olmayan sınıfın eline geçecek, bu durum bir süre sonra siyaset ve bürokrasiye de yansıyacaktı.
Eğitimsiz ancak kalabalık iş gücüne sahip aileler bazı durumları yönetmeye başlayacaktı.Aynı durumun Azerbaycan tarafında da yaşandığı kanaatindeyim.Türk olmayanlar bile Iğdır ve Nahçıvan merkezlerinde, Azerbaycan dili konuşuyor, toylarda ceplerindeki Azerbaycan bayraklarını çıkararak bozkurt işaretiyle "hoş gelişler ola" oynuyor, olağanüstü ticaret yapıyordu.
Iğdır %14 ile Doğu'da tek göç alan il oluyordu.Iğdır %80'i kerpiç evlerden oluşan bir kasaba konumundayken, 1995-2000 seneleri arasında yaklaşık 5 Iğdırlı şirket Doğu Anadolu vergi rekortmenliğini üstlenmiş, şehir bolluk havasında adeta Iğdır'da Azerbaycan ile aynı tarihte özgürlüğünü kazanmıştı.
Malum günümüzde halen Türkiye'nin nakliye başkenti olarak biliniyor.
Zengezur Koridoru'na ne kadar hazırız bilinmiyor...
Şu an bile Azerbaycan'dan alışverişe gelenleri yeteri kadar ağırlayamıyor, ticaret yapamıyoruz.
En büyük üzüntüm Iğdır mimarisinin Nahçıvan'a benzeyememiş olması.İddialara göre haksız kazançlar, vergisiz akaryakıt, Iğdır'da teröre maddi yardım gibi gerekçelerden dolayı sınır ticaretine son verildi ve film bitti...Halk yine kendisiyle baş başa kaldı ve para kazananlar hızla Batı'ya göç etti.
Geriye büyük bir enkaz kalmıştı. Memleket büyük bir kamyon hurdalığına dönmüş, sosyolojik olarak çökmüştü.
Tarih boyunca, gerçek sahiplerinin Azerbaycan Türkleri olan Iğdır'da artık Azerbaycan Türklerinin azınlığa düşmesini ve hatta kısa bir gelecekte yok olması ihtimalini tartışıyor olduk. 1918'den beri evimizde, iş yerimizde asılı Azerbaycan bayrağının vatandaşlarıyla böyle tanışmıştık.İki cehah oluşmuştu.
Biri Azerbaycan'a aidiyet duyan, tarihsel ve kültürel bağı güçlü olan, bir diğeri sadece para kazanmaya çalışan, rengi ve milliyeti belli olmayan insanlar..."Kim olursa olsun gurbetciye, göçene, mülteciye ve hele ki, Can'Azerbaycanlı Soydaşlarımıza kimsenin el kaldıramayacağını o günlerde büyüklerimizden yaşayarak öğrendik."Artık evlerimizde Ahmed Cavad, Göyceli Aşıq Elesgerin kitapları girmişti, Sedef Garmonlar, plaklar, satranç takımları neredeyse her evdeydi.Bu süreçte yoğrularak büyüyen biri olarak,
milli duygularım o günlerde pekişmeye başladı ki daha sonrasında H.Ekber Dedemizin tarihiyle, hatıralarıyla birçok şeyi öğrendim.
Ankara'da daha çok şey öğrendim.
Azerbaycan Sevdamız sınırları aştı.Benim gözümde;
O dönem yaşandığı gibi şimdi de iki cenah halen varlığını sürdürüyor.
Biri Azerbaycan'a aidiyet duyan, tarihsel ve kültürel bağı, milli duyguları güçlü olan, dostluğu pekiştirmek için çaba sarfeden insanlar ki bu insanlar daha çok sessizliği seçiyor.Bir diğeri de sadece para kazanmaya çalışan, rengi ve milliyeti belli olmayan simsar insanların yanı sıra ne idüğü belirsiz olan dernekler kuran showenist insanlar da türedi...(Başka bir yazı başlığı)Hasete, fitneliklere, cambazlıklara, showmenliklere sadece gülüp geçer olduk.
Kişilere, olaylara takılmamayı öğrendik.
Zamanın isimleri, ideolijileri nasıl erittiğine şahit olduk.Kime değer verilmesi gerektiğini öğrendikSon günlerde;Sosyal mecralarda Azerbaycan'a karşı mezhepsel yaklaşan hem sünni hem şia din adamlarının saldırılarını izlerken tüylerimizin diken diken olduğu dönemde yaşıyorken dertler anlatmakla bitmez.
Cahile ne anlatılabilir ?Hele ki bazı "Azerbaycan gibi kardeş ülke olmaz olsun, böyle gümrük, böyle ticaret olmaz olsun, hep zulüm veriyorlar" gibi ifadeler kullanan iş adamlarının açgözlülüğü, 3 senede kazanması gereken parayı 6 ayda kazanmak istemesi, bunu da Azerbaycan'a yafta yakarak yapmaları hele ki Trabzon, Hatay, Mersinli bazı iş adamlarının galeyanına gelerek söylemek ahlak dışı bir davranış.Gördünüz ki devlet babamız da gerekeni yaptı !Değerli dostlar velhasıl !
Şükürler olsun ki o günlerden sonra Zengezur Koridoru'nu konuşuyoruz.
Azerbaycan ne o eski Azerbaycan ne de biz O eski Türkiye değiliz.Bizi aidiyet duygumuzla yürütülen diplomasi, asalet, mantık, nezaket ve iyilik kurtaracak.
Vesselam.Son olarak sizlere Azerbaycan ile Türkiye arasında ilk kucaklaşmanın hatırası, ilk fotoğrafı bırakıyorum.Bu fotoğraftaki insanlar aralarındaki o tel örgülerinden birer parça keserek evlerine hatıra götürdüler.Hasret Köprüsü Açılışı.Sınırı geçen ilk kafile.Sederek Kasabası
H.Ali Parim
Ziyaddin Ağa
H.Mehmet Güneş
H.Atalay Tufan
H.Muzaffer Türkoğlu
Şahin ŞurgunDOĞUKAN BEY












