Okumakta olduğum kitabın yazarı Rutger Bregman 1988 doğumlu bir Hollandalı tarihçi ve düşünür. İnsanlık tarihine Y. N. Harari’den farklı yaklaşan, “Im Grunde Gut” adlı bu kitap (2020) şimdiye kadar 44 dile çevrilmiş. Harari de 1976 doğumlu bir düşünür. Onun da, “Eine Kurze Geschichte der Menscheit”, Türkçe’ye, “Hayvanlardan Tanrılara SAPİENS/İnsan Türünün Kısa Tarihi” adlı kitabı kırk civarında dile tercüme edilmiş.
Değerli bir akademisyen dostumla görüşürken, bizde de bu çapta genç düşünürlerin niçin çıkmadığına hayıflandım. Nasıl çıksın ki… Siyasî otoriteyi eleştirseniz “vatan haini”, dinî otoriteyi eleştirseniz “zındık” diye yaftalanırsınız. Hâlbuki düşünce, dayatmanın, sınırlamanın, tabuların ve biat kültürünün baskın olduğu yerden kaçar.
İnanmakla düşünmek arasında
Bazıları kabullenmek istemese de bizde inanmışlık, düşünürlük veya bilgelikten önce gelir. İnanmışlık, itaat ister fakat itiraz istemez. İnanmışlık sadece dinî bağlamda değil, siyasî veya ideolojik olarak da bir kesime inanmışlığınızı göstermeniz gerekir. Bir şeye inanmış olmak, onun en doğru ve en hakikat olduğunu kabullenmektir. Ne olacağımıza, neyi yapıp yapmayacağımıza inancımız veya inandıklarımız karar verir, düşüncelerimiz değil! Tekrar olsa da; Alman Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) gençlik kolları başkanı, kendi iktidar partilerinin bazı politikalarını ve dolayısıyla genel başkanlarını kamuoyunda açık açık eleştirmesini, Almanya’yı bildiğimden dolayı, yadırgamadım fakat bizimkilerle kıyaslama yaptım gayriihtiyari… Bizim liderlik sultasının hâkim olduğu partilerde gençlik kolları başkanı, genel başkanın “emir eri” gibidir.
İnsan insana düşmanlık
Bu yazıyı hak hukuk tanımaz, insanlıktan nasibi almamış İsrail ve ABD gibi haydut devletlerin İran’a en öldürücü silahlarıyla kan kusturduğu bir ortamda yazdığımın bilincindeyim.
Bilinen bir hikâye: Torunuyla sohbet eden dede dedi ki; “Benim içimde iki kurt devamlı olarak birbiriyle kavga ediyor. Kurtlardan birisi kötü huylu, kötü niyetli, diğeri ise iyi huylu, yardımsever ve kimseye zararı dokunmaz. Bu kurtlardan senin ve diğer insanların içinde de var.”
Dedesini dikkatle dinleyen çocuk, “Bu kurtlardan hangisi kazanır?” diye sordu.
Yaşlı adam gülümseyerek, “Beslediğin kurt kazanır,” dedi torununa.
İçimizdeki “Kötü Kurt”u beslediğimizde, Hitler, Stalin, Netanyahu ve Trump gibi insanlık düşmanı yaratıklar çıkıyor. İnsan atalarımız avcı ve toplayıcı olduğu çağlarda birbiriyle savaşmadan, yardımlaşarak yaşarken, mülk edinme keşfedilince insanlar arasındaki eşitsizlik giderek artmaya başladı. Hatta mülk sahibi öldükten sonra arkadan gelen kuşağa devredilince, zenginle fakir arasındaki uçurum giderek büyüdü. Buzul döneminin sona ermesiyle ilk savaşların patlak vermesi, tam da yerleşim dönemine ve güvenli alanların inşa edilmesine denk düşmektedir. (Rutger Bregman, Im Grunde Gut, s.124)
Bir başka ifadeyle; mal-mülk edinme dönemi başlayınca, paylaşım adaletsizliği veya zorbalığı yüzünden ilk savaşlar başlıyor. Elbette ki, J. Gray’in dediği gibi, “Savaşlar, can sıkıntısını gidermek için yapılmaz.” Dinler ve kimlikler savaşının yanı sıra, petrol, doğal gaz ve teknolojide kullanılan değerli elementlere sahip olmak için ABD gibi emperyalist devletlerin sürdürdüğü savaşlardan birisi bugün ABD-İsrail ortaklığıyla İran’a karşı yapılmaktadır.
Günümüz savaşlarının başlıca sebeplerini sıralayan R. Overy’in tespiti yerindedir: “Kaynaklar sınırlı fakat talep hızla artıyor: Geleceğin savaşları sadece güvenlikten dolayı değil, ekolojik gerçeklerden dolayı sürekli olarak artan dünya nüfusunun gıda ve su ihtiyacının yetersizliği yüzünden olabilir. Buna ilaveten, modern savaş silahlarına sahip ülkelerin bu silahları kullanma ihtiyacı duymaları da önemli etkenlerden biridir.” (Richard Overy, Warum Krieg, s.314-315) En öldürücü silahı keşfettikçe barbarlaşan bazı sözde medenî ülkeler, bu silahlarını masum insanların kanını akıtma pahasına yok yerden savaş çıkarırlar.
İran haklıdır fakat Amerika da haksız değildir mi?
Şu bazen dengeci, bazen de güçten yana tavır alan insan tipleriyle oldum olası yıldızlarım barışmadı. Haklının yanında yer almak için “bizden” olup olmadığına göre mi safınızı belirlersiniz, yoksa haklı olduğu hâlde sizden değilse, her iki tarafa eşit mesafede durarak kendinizce denge mi kurarsınız?
“İran haklıdır fakat Amerika da haksız değildir,” babında bir ifade tarzı geliştirerek, “Canım, onlar da Amerika ve İsrail’e kafa tutmasalardı” mı demek istiyorsunuz? Ya da, “Onlar haklı da olsa Şii’dir. Amerika gibi bir güce diğer Müslüman ülkeler gibi onlar da boyun eğseydi,” demeye mi getiriyorsunuz? Değil Müslümanların, insanlığın ayaklar altına alındığı, bir devlet gibi değil, eşkıya gibi, haydut gibi saldırılar, işgaller yapıldığı, kız çocuklarını seks kölesi gibi kullananların İran’da 168 kız öğrenciyi katlettiği bir vahşet karşısında tarafınız belli olmayacak ve sesiniz yükselmeyecekse, siz tepeden tırnağa “Müslüman” olsanız ne yazar!
DENİZ PARILTI












