—İsrail ve ABD'nin Çoban Matı Hamlesi Sökmedi—Demek ki poker hamlesiyle satranç oynamak, işe yaramıyormuş.Çünkü satrançta mesele yalnızca şahı sıkıştırmak değildir; hangi taşın neden feda edildiğini, hangi piyonun hangi denizde petrol taşıdığını, hangi filin “özgürlük” diye çapraz yürürken hangi ülkenin madenine bastığını da bilmektir.ABD, masaya kovboy edasıyla oturdu. Elinde iskambil destesini sallayıp satranç tahtasına blöf yaptı.
İsrail ise oyunu üç hamlede bitireceğini düşündü; klasik “çoban matı”…Önce medya atı çıktı, ardından yaptırım fili çapraz yürüdü, sonra uçak gemisi kaleyi andırarak Körfez’e yanaştı.Fakat hesap etmedikleri bir şey vardı:
Karşılarındaki oyuncu yalnızca şahını korumuyordu; tahtanın devrilmesini engellemeye çalışıyordu.İran’ın en etkili silahı füzeleriydi.
Belki çoğu satrançtaki piyonlar gibi görünüyordu; tek tek bakıldığında sıradan, hatta harcanabilir…Ama bir de “Fettah-2” vardı.O artık piyon değildi.
Adeta havada süzülen bir vezir gibi oyunun ağırlık merkezini sarstı.
Tahtanın üzerine sadece hız değil, psikolojik baskı da bıraktı.Bir anda ABD ve İsrail’in hesap cetvelleri karıştı.
Çünkü satranç tablası petrol gemisinin güvertesinde kaymaya başlayınca, taşları dizmek bile zorlaştı.Artık ne klasik çoban matı kurulabiliyordu, ne de poker masasındaki “kare as” güven veriyordu.Hele Hürmüz…Orası artık bir boğaz değil, küresel ekonominin ortasına bırakılmış dev bir bilmeceydi.
Her hamle petrol fiyatına, her açıklama sigorta şirketlerine, her füze dünya borsalarına çarpıyordu.Bahis büyüdükçe öngörü küçüldü.Ve dünya şunu fark etti:
Bazıları satranç oynadığını sanırken, masa çoktan jeopolitiğin sert rüzgârında tavlaya dönmüştü.Şimdi herkes aynı sorunun etrafında dolaşıyor:
Bu maç Kasparov sabrıyla mı bitecek, yoksa bir poker masasında bütün fişlerin havaya saçıldığı an gibi mi?Çünkü görünen o ki;
Bu oyunu artık yalnız generaller değil, enerji şirketleri, medya baronları, borsalar ve korkular da oynuyor.İşte tam bu yüzden, masanın kenarında barışı önceleyen bir hakem heyeti arayanların sayısı da az değil.Çünkü bazen en büyük zafer, şahı devirmek değil;
Tahtayı devirmeden oyunu bitirebilmektir.DENİZ PARILTI
İsrail ise oyunu üç hamlede bitireceğini düşündü; klasik “çoban matı”…Önce medya atı çıktı, ardından yaptırım fili çapraz yürüdü, sonra uçak gemisi kaleyi andırarak Körfez’e yanaştı.Fakat hesap etmedikleri bir şey vardı:
Karşılarındaki oyuncu yalnızca şahını korumuyordu; tahtanın devrilmesini engellemeye çalışıyordu.İran’ın en etkili silahı füzeleriydi.
Belki çoğu satrançtaki piyonlar gibi görünüyordu; tek tek bakıldığında sıradan, hatta harcanabilir…Ama bir de “Fettah-2” vardı.O artık piyon değildi.
Adeta havada süzülen bir vezir gibi oyunun ağırlık merkezini sarstı.
Tahtanın üzerine sadece hız değil, psikolojik baskı da bıraktı.Bir anda ABD ve İsrail’in hesap cetvelleri karıştı.
Çünkü satranç tablası petrol gemisinin güvertesinde kaymaya başlayınca, taşları dizmek bile zorlaştı.Artık ne klasik çoban matı kurulabiliyordu, ne de poker masasındaki “kare as” güven veriyordu.Hele Hürmüz…Orası artık bir boğaz değil, küresel ekonominin ortasına bırakılmış dev bir bilmeceydi.
Her hamle petrol fiyatına, her açıklama sigorta şirketlerine, her füze dünya borsalarına çarpıyordu.Bahis büyüdükçe öngörü küçüldü.Ve dünya şunu fark etti:
Bazıları satranç oynadığını sanırken, masa çoktan jeopolitiğin sert rüzgârında tavlaya dönmüştü.Şimdi herkes aynı sorunun etrafında dolaşıyor:
Bu maç Kasparov sabrıyla mı bitecek, yoksa bir poker masasında bütün fişlerin havaya saçıldığı an gibi mi?Çünkü görünen o ki;
Bu oyunu artık yalnız generaller değil, enerji şirketleri, medya baronları, borsalar ve korkular da oynuyor.İşte tam bu yüzden, masanın kenarında barışı önceleyen bir hakem heyeti arayanların sayısı da az değil.Çünkü bazen en büyük zafer, şahı devirmek değil;
Tahtayı devirmeden oyunu bitirebilmektir.DENİZ PARILTI












