
19 Ocak… Takvim her bu günü gösterdiğinde içimde ağır bir karanlık çöker. Aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, o günün acısı hâlâ taptaze durur yüreğimin bir köşesinde. 19 Ocak 1988 de bir pazartesi gününe denk gelmişti. Hayatımın en zor, en unutulmaz günüydü.
Babam, Erzurum Araştırma Hastanesi’nde Genel Cerrahi Servisi’nde hasta yatıyordu. Günlerdir süren bekleyiş, belirsizlik ve endişe içinde bir umut arıyorduk. O gün doktor odanın kapısından içeri girdi ve “Ameliyata alacağız” dedi. O an içimde tarif edemediğim bir sevinç belirdi. Sanki her şey düzelecek, babam iyileşip ayağa kalkacakmış gibi hissettim. Umut, insanın kalbine ne çabuk yerleşiyor.
Ama o umut çok kısa sürdü. Doktorun ardından gelen cümle, dünyamı başıma yıktı: “Her şeye hazır olmalısınız.” Ne dediğini tam anlayamadım önce. Ayakta zor duruyordum, neredeyse bayılacaktım. “Ne demek bu doktor?” dedim. Gözlerimin içine bakarak gerçeği anlattı. Başka bir çare yoktu. Ameliyat belki ömrünü biraz uzatabilirdi, hepsi buydu. Küçük de olsa bir ihtimal vardı ve ben o ihtimale tutundum. İçimde az da olsa bir umut kırıntısı kalmıştı.
Babam ameliyata alındı. Yaklaşık üç saat boyunca ameliyathane kapısının önünde bekledik. Zaman sanki hiç geçmedi, her dakika bir ömür gibiydi. Sonunda kapılar açıldı ve babamı sedye üzerinde dışarı çıkardılar. Odaya getirdiler. Yatağa koyarlarken… ellerimin arasından kayıp gitti. O an, hayatımda bir şeyler geri dönülmez şekilde kırıldı.
Yaşım çok gençti. Otuz yaşlarındaydım. Sanki arkamdan koskoca bir dağ yıkıldı. Güvenim, dayanağım, sığınağım bir anda yok oldu. Babamın yerini bugüne kadar kimse dolduramadı. Dolduramadı değil, dolduramazdı zaten. O gün anladım ki baba gerçekten bambaşkaymış.
Babam deli dolu bir adamdı; dobra, korkusuzdu. Ama bir o kadar da merhametli ve adaletliydi. Kimsenin kimseye haksızlık etmesine tahammül etmezdi. Kendisinin de kimseye haksızlık etmediğine inanırım. Doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, mazlumdan yana duran bir yapısı vardı. Onun hayata bakışı, duruşu, adalet anlayışı bugün bile bana yol gösterir.
Yıllar geçti… Ama onu unutmak mümkün mü? Zaman her şeyin ilacı derler, ama bazı acıların ilacı yok. Özlem bazen dinlenir gibi olur, sonra ansızın yeniden gelir. Zaman zaman onu çok özlüyorum. Nasihatları kulağımda çınlıyor. Ardından bir Fatiha gönderiyorum. Herkes ölecek, biz de öleceğiz; bunun bilincindeyim. Ama bilmek, özlemeyi azaltmıyor.
Yine 19 Ocak geldi. Yine onu hatırladım. Bir tesadüf mü bilinmez, yine pazartesi… Ve yine aynı saatlerde, bu küçük kalbimden dökülen kelimeleri paylaşma ihtiyacı duydum.
Canım babam… Seni çok özledim. Sana layık bir evlat olmaya çalışıyorum ama senin istediğin gibi bir evlat olabildim mi, bundan hiçbir zaman tam emin olamadım. Bildiğim tek şey, seni hiç unutmadığım. Elimden geldiğince sana Fatihalar gönderiyorum, göndertiyorum.
Ruhun şad, mekânın cennet olsun.
Seni çok seven oğlun
İsmail












