İnsan beyni bilinç düzeyinden ziyade bilinçaltı komutlarla ,davranışlarını yönlendiren bir yapıya sahiptir. Küçükken büyüklerimizden dinlediğimiz masallarda kahramanların çok güçlü olduğu kötülerle iyilerin keskin bir şekilde ödüllendirildiği ve cezalandırıldığı ,bütün dileklerin hızlıca gerçekleştiği , hayal sınırlarımızı aşan muhteşem hikayeler dinlerdik..
Bunların bilinçaltımızda algılarımızı şekillendiren ve gelecek nesillerin yeteneklerini ortaya çıkarma yönünde önemli genetik doneler olduğunu nerden bilebilirdik…
Bugün yaşadığımız çağda dijital ortamlarda kendi kimliklerimizi şekillendirip ,başkalarını yüceltip eleştirebiliyoruz, komşumuza ulaşamazken dünyanın diğer ucunda yaşayan bir insanla arkadaşlık kurup sohbet edebiliyoruz , internet ortamından gelir elde edip geçimimizi sağlarken, dünyadaki siyasi politik ekonomik olaylara tepki gösterip itiraz edebiliyoruz.
Masallar çağında bu bir sihirken şu an gerçekliğin ta kendisi …
Peki bu dijital evrim nasıl gerçekleşti ?
İçinde yaşadığımız gezegen yüzyıllar içinde nasıl evrilip şekil değiştirdiyse ,insan zekası ve algıları da sanat ,edebiyat, tarih, felsefe , matematik, fen gibi bilimlerinin ışığında evrilmiştir.
Matbaanının 1450 de Gutenberg tarafından icadı ile kitapların, broşürlerin, gazetelerin ve diğer yazılı eserlerin hızlı bir şekilde basılması, bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasıyla birlikte dünyada eğitim, bilim, sanat ve kültürün yayılması hızlanmıştır.
Yazılı basın ile bilginin hızla yayılması insanların düşünsel evrimi üzerinde önemli bir rol oynamıştır. Ardından teknolojinin hızla gelişmesi kitle iletişim araçlarının devreye girmesiyle birlikte radyo, televizyon, kablo ve uydu tv. Yayıncılığı ,bilgisayar sistemleri derken bizi dijıtal ortamlara taşıyarak, iletişimsel bir evrimin kapılarını aralamiştır..
21. yüzyılın en önemli iletişim kuramcılarından Marshal McLuhan teknolojik gelişmelerle “ Dünya global bir köy haline gelmiştir” ifadesiyle djıtalleşmenin insanları hızlıca yaklaştırdığıni ifade etmiştir.
Aynı zamanda McLuhan “Guthenberg Galaksisi “ adlı kitabında; “Elektronik medya (radyo, televizyon, vs.) matbaanın bireyci yapısını yıkarak insanları yeniden bir tür sözlü kültüre – kolektif bir bilince – doğru geri taşıdığını bununda insanlığı ‘küresel bir köy’e dönüştürdünü .” anlatmıştır.
Bu kıtapta , insanlık tarihindeki en büyük devrimlerden biri olan matbaanın, sadece bilgiye erişimi değil, düşünme biçimimizi, toplumsal örgütlenmemizi ve kültürel yapımızı nasıl dönüştürdüğü ortaya koyuluyor. McLuhan, medya teknolojilerinin yalnızca araç değil, aynı zamanda insan algısının biçimlendiricileri olduğunu savunarak,” İletişim araçları sadece mesajları taşımaz; insanın düşünme ve algılama biçimini şekillendirir. Bu bağlamda McLuhan, “araç, mesajdır” (the medium is the message) görüşünü temellendirirken, matbaa, sadece bilgiyi yaymakla kalmaz; bireyselliği, doğrusal düşünceyi ve modern toplumun temel yapılarını da yaratır, tezini savunmuştur.
McLuhanın "Gutenberg Galaksisi" adlı tezinde , henüz internet icat edilmemişken bile elektronik medyanın toplumu yeniden sözlü kültüre benzeyen bir forma dönüştüreceğini öngörmüştür. Dijitalleşme, bu dönüşümün temel aşamasıdır. Dijitalleşme ve sosyal ağlar, McLuhan’ın “iletişim araçları insanı dönüştürür” görüşünü bugüne taşıyan en somut örneklerdir. Dijitalleşme ,yazılı kültürün hâkimiyetini sarsarak görsel, hızlı ve kolektif bir iletişim biçimi doğurmuştur. Bu gelişmeler insanlığı tekrar bir tür "yeni sözlü kültür" evresine, ama bu kez dijital ortama taşımıştır.
Sonuç olarak; McLuhan’ın öngördüğü gibi, iletişim araçları düşünceyi ve toplumu biçimlendiriip dijitalleşme ile birlikte, insanlığı yeni bir sözlü kültür evresine sokmuştur— ama bu kez sanal ortamda.
Burda sorulması gereken en önemli sorulardan biri ; insanliğın sanal ortamlarda farklı bir sözlü kültür evresine girmesi onun algılarını nasıl değiştirip dönüştürmüştür?
Teknolojinin hızla ilerlemesiyle birlikte, sanal gerçeklik, sosyal medya, video oyunları, artırılmış gerçeklik gibi dijital alanlar, insanların dünyayı algılama biçimlerini, etkileşimlerini ve hatta kişisel kimliklerini değiştirebilir bir hale gelmiştir. Bu etkiler hem olumlu hem de olumsuz olmuştur.
Bunları incelediğimizde karşımıza çıkan tablo kısaca şöyledir;
Sanal ortamlar, bireylerin kimliklerini şekillendirme ve sosyal ilişkiler kurma biçimlerini değiştirmiştir. Örneğin: Özellikle gençler ve ergenler için sanal dünyalar, kimliklerini keşfetme ve dışa vurma açısından önemli bir araç olmuştur. Sosyal medya ve çevrimiçi platformlar, bir taraftan ,bireylerin dış dünyaya nasıl göründüklerini kontrol etmelerine olanak tanımış , diğer taraftan ,gerçeklikten uzak ve idealize edilmiş bir kimlik oluşturulmasına neden olmuştur.
Çevrimiçi ortamlar, bireylerin daha geniş bir sosyal ağ oluşturmasına yardımcı olurken diğer taraftan, yüz yüze etkileşimlerin yerini alan dijital etkileşimler, empati ve duygusal bağ kurma yeteneğini zayıflatmiştir.
Sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) teknolojileri, gerçek dünyayla olan bağımızı sorgulatmaya başlamıştır. Bu tür ortamlar, fiziksel gerçeklikten kopma ve sanal gerçeklik içinde kaybolma hissi yaratarak Uzun süreli etkileşimlerle insanların dünya algısını değiştirmiştir.
Sanal dünyalarda, fiziksel zaman ve mekan kuralları genellikle farklı işler. Bu da insanların zaman ve mekan algısını kaybetmelerine veya bunlara karşı daha az duyarlı olmalarına neden olmuştur.
Duygusal açıdan baktığımızda; Sosyal medya, insanların kendilerini başkalarıyla kıyaslamalarına benlik saygısının düşmesine, yalnızlık hissine veya depresyona yol açmıştır. İnsanlar genellikle sadece en iyi anlarını paylaştıkları için, izleyicilerde mükemmel hayatlar algısı yaratarak, başkalarına karşı olumsuz duygular beslemeye başlamışlardır.
Dijital dünyada geçirilen zaman arttıkça, dijital bağımlılık gelişmiş. Bu da, zihinsel ve duygusal tükenmişlik, anksiyete veya depresyon gibi olumsuz sonuçlara yol açmıştır.
Sanal ortamlar, insanların düşünme biçimlerini de etkilemiş ,çevrimiçi oyunlar, sosyal medya veya sürekli bildirimlere dayalı uygulamalar, insanların dikkatini dağıtarak , bilişsel yüklerini artırmıştır Sürekli uyarı ve etkileşimle başa çıkmaya çalışan beyin, zamanla konsantre olmada zorlanmaya başlamıştır.
Dijital ortamlar, bilgiye hızla erişim sağlamamızı kolaylaştırırken derinlemesine düşünme veya bilgi işleme becerisini zayıflatmıştır. İnsanlar daha hızlı kararlar vermek zorunda kaldıkça, daha yüzeysel düşünme eğiliminde olmak zorunda kalmışlardır.
Çevrimiçi etkileşimler, yüz yüze iletişimdeki ses tonu, yüz ifadeleri ve beden dilinin eksikliği nedeniyle empati eksiklikleri ortaya çıkarmış, bu durum, insanlar arası anlayışın azalmasına yol açmıştır.
Sonuç olarak:Sanal ortamların insan algıları üzerindeki etkileri, kişisel, kültürel ve teknolojik faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterirken ,teknolojinin gelişmesiyle birlikte, bu etkilerin daha da derinleşmesi bekleniyor. Ortaya çıkan bu olumlu ve olumsuz etkiler, sanal ortamların nasıl kullanıldığına ve bireylerin bu ortamlara nasıl adapte olduğuna bağlı olarak zaman içinde şekillenip ,değişecektir.












