on günlerde Türkiye gündeminde yer alan füze tehditleri, yalnızca fiziksel bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda stratejik akıl ve sorumluluk sınavıdır. Burada net bir ayrım yapmak gerekir: Türkiye’ye veya Azerbaycan’a yönelik herhangi bir saldırı, resmi bir devlet politikası sonucu mu, yoksa içten veya dış odakların provokatif eylemi mi?
İran durup dururken kendi aleyhine olacak bir cepheyi genişletip Türkiye ve Azerbaycan’a karşı hareket etmez. Bu, mantıksal olarak akla uygun değildir ve kendi ulusal güvenliğini tehlikeye atar. Dolayısıyla mevcut veya olası füze girişimleri, büyük olasılıkla İran içindeki ajanlar veya başka odakların işi olarak değerlendirilmelidir.
Bu bağlamda kritik nokta şudur:
Eğer olası üçüncü bir füze gerçekten gelirse ve İran içindeki bir ajan veya grup tarafından yapılmışsa, bu durumda sorumluluk İran devletinin içindeki kaynakları bulup gereğini yapmak üzerinedir.
Eğer saldırıyı başka bir dış odak yapıyorsa, Türkiye’nin güvenlik aklı devreye girer, tespiti yapar ve gereken önlemler alınır.
Türkiye’nin rolü, provokasyonlara gelmemek, toplumu paniğe sevk etmeyen ve gerçekleri ayırt edebilen bir stratejik akıl göstermek olmalıdır. Devlet aklı, olası tehditleri ayrıştırabilecek bilgi ve yetkinliğe sahiptir; provokatif ve kötü niyetli girişimlere karşı doğru şekilde adım atabilir.
Sonuç olarak, füze tehditleri yalnızca fiziksel bir mesele değil, stratejik sorumluluk ve akıl meselesidir. Provokasyonları ayırt edebilmek ve gerçek tehdide göre hareket etmek, Türkiye’nin hem ulusal güvenliğini hem bölgesel istikrarı koruması açısından kritik önemdedir.
Yani bu bağlamda, ajan veya dış odakla içimize gelecek füze bahanesiyle, İran’a cephe açmak filan da asla Türk aklı olamaz.











