Son yıllarda artan çocuk suçları, yalnızca kriminal istatistiklerde birer rakam değil, toplumların vicdanında açılan derin yaralardır. Özellikle çocukların hem mağdur hem de fail olduğu cinayetler, hukuk ve ahlak terazisini aynı anda zorlayan olaylardır. Çocukların bir yandan şiddete maruz kalırken, diğer yandan şiddetin faili haline gelmeleri; aslında sistemsel boşlukların, ihmallerin ve devletin icra organlarının görevlerini tam manasıyla yerine getirememesinin bir sonucudur.
Türkiye’de son dönemde yaşanan okul içi saldırılar, akran kavgalarının ölümle sonuçlanması, hatta bıçaklı saldırıların medyada yer bulması bu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Aynı tablo Almanya, ABD, Güney Afrika gibi farklı ülkelerde de görülmektedir. Bu bağlamda mesele, sınırları aşan bir küresel sorun niteliği taşımaktadır.
Çocuk Fail mi, Çocuk Mağdur mu?
Çocukların suç faili oldukları olaylarda dahi, aslında onların da çeşitli mağduriyetler taşıdığı unutulmamalıdır. Yoksulluk, aile içi şiddet, eğitim eksiklikleri, sosyal destek yetersizliği ve medya şiddetinin normalleştirici etkisi çocukları bir yandan kırılgan, diğer yandan tehlikeli hale getirmektedir.
Türkiye örneği:
14 yaşındaki bir öğrencinin sınıf arkadaşını darp etmesi sonucu mağdur çocuğun yoğun bakımda yaşam mücadelesi vermesi.
Liselerde artan bıçaklı kavgalarda, bir çocuğun hayatını kaybetmesi, diğerinin ise “katil” damgası ile çocuk cezaevine gönderilmesi.
Dünya örnekleri:
Almanya (Freudenberg, 2023): 12 ve 13 yaşındaki iki kız çocuğunun yaşıtları Luise’yi öldürmesi. Fail çocukların ceza sorumluluk yaşının altında olması, toplumu “bu çocuklar nasıl bu noktaya geldi?” sorusuyla baş başa bıraktı.
ABD (Michigan, 2021): 15 yaşındaki Ethan Crumbley’nin okulunda silahlı saldırı düzenleyerek 4 arkadaşını öldürmesi. Fail, ebeveyn ihmali yüzünden aynı zamanda mağdurdu.
Güney Afrika (2024): 14 yaşındaki bir öğrencinin kavga sırasında arkadaşını bıçaklayarak öldürmesi; olayın ardından okul güvenliği ve çocuk çeteleri tartışmaları yeniden alevlendi.
Bu örnekler gösteriyor ki; coğrafya farklı olsa da çocuk suçlarının arkasındaki dinamikler benzer: aile desteği eksikliği, devletin koruyucu mekanizmalarının zayıflığı ve medyanın sorumsuz dili.
Medyanın Rolü: Çocukları Katil İlan Etmek mi, Sistemi Sorgulamak mı?
Türkiye’de medyanın refleksi çoğunlukla “katil çocuk” manşetleriyle sansasyon yaratmak üzerine kuruludur. Oysa Almanya’da Luise cinayetinde medya, fail çocukların kişisel bilgilerini gizlemiş, olayı daha çok sistemsel boşluklar üzerinden tartışmıştır. ABD’de ise medya, saldırının failinden çok silah kontrolü ve ebeveyn sorumluluğu tartışmalarını gündeme taşımıştır.
Medyanın yanlış dili, bir çocuğu toplumsal linçin hedefi haline getirebilir; doğru dili ise toplumsal çözüm için baskı unsuru olabilir.
İcra Organlarının Yetersizliği
Çocuk cinayetlerinde en fazla sorumluluk taşıyan kurumlardan biri icra organlarıdır:
Polis ve güvenlik güçleri: Çocuk suçlarını sıradan asayiş olayları gibi ele almakta, olayın pedagojik ve psikolojik boyutunu görmezden gelmektedir.
Adalet sistemi: Çocuk mahkemeleri sayıca yetersizdir, çoğu davada cezalandırıcı refleks ağır basmaktadır. Rehabilitasyon yerine hapis çözümü tercih edilmektedir.
Milli Eğitim: Okullarda rehberlik servisleri işlevsiz kalmakta, öğretmenler erken şiddet sinyallerini yakalayamamaktadır.
Sosyal hizmetler: Aileye yönelik destek ve koruyucu programlar sınırlı, çoğu zaman kriz yaşandıktan sonra devreye girmektedir.
Sonuçta, devletin icra organları “önleyici ve koruyucu” rolünü yerine getiremeyince, çocuklar suçun hem faili hem mağduru haline gelmektedir.
Sonuç
Çocuk cinayetleri, bireysel birer “trajedi” değil, devletin koruma ve önleme mekanizmalarının sınıfta kaldığını gösteren acı tablolardır. Türkiye’de ve dünyada vakalar farklı biçimlerde yaşansa da ortak sonuç şudur: çocukların korunması gereken bir çağda, çocukların birbirinin canına kıyması toplumsal iflasın göstergesidir.
Medya sansasyon değil, çözüm odaklı sorumluluk üstlenmeli; icra organları cezalandırıcı refleks yerine koruyucu ve önleyici görevlerini yerine getirmelidir. Çocuk suçlarını konuşurken, aslında konuştuğumuz şey devletin, toplumun ve yetişkinlerin sorumluluğudur. Çünkü bir çocuğun suç işlemesi, en büyük suçun biz yetişkinlere ait olduğunu göstermektedir.











