Takvim yaprakları hızla düşüyor…
Üç yıl geçti.
Ama 6 Şubat sabahına uyanan Türkiye’nin yüreğindeki enkaz hâlâ kaldırılabilmiş değil.
O sabah sadece binalar yıkılmadı. Hayatlar yarım kaldı, hayaller toprak altında kaldı, milyonlarca insanın geleceği bir gecede değişti. Çocuklar annesiz, babasız kaldı; anne babalar evlatsız… Şehirler sessizliğe gömüldü, sokaklar feryatlarla doldu. O gün, bu ülke toprağın altına sadece beton değil, binlerce canını verdi.
Aradan üç yıl geçti diyoruz…
Ama hangi acı takvimle ölçülür ki?
Acı eskimez.
Özlem azalmaz.
Kayıp telafi edilmez.
Deprem bölgesine yolu düşen herkes bilir: Yeni binalar yükselse de gözlerdeki hüzün hâlâ yerli yerinde durur. Bir zamanlar kahkahaların yankılandığı sokaklarda şimdi sessiz bir saygı hâkimdir. Her köşe başı bir hatıra, her boşluk bir yokluğu anlatır.
Bu felaket bize bir kez daha gösterdi ki; deprem kader olabilir ama yıkım kader değildir.
Asıl felaket; ihmaldir.
Asıl felaket; denetimsizliktir.
Asıl felaket; “bir şey olmaz” anlayışıdır.
Yıllarca bilim insanları uyardı. Fay hatları anlatıldı, risk haritaları çizildi, olası senaryolar konuşuldu. Ama ne yazık ki çoğu zaman kulaklar kapandı, gözler görmezden geldi. Beton rantı, insan hayatının önüne geçti. Çürük binalar ruhsat aldı, denetimler kâğıt üzerinde kaldı, sağlamlık vicdanlara emanet edildi.
Sonuç ortada…
Binlerce mezar taşı.
Yarım kalan hayatlar.
Travmalarla büyüyen çocuklar.
6 Şubat sadece bir tarih değil artık.
Bir utançtır.
Bir ihmaller zinciridir.
Bir toplumsal hafıza sınavıdır.
Bu nedenle Iğdır Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İsmail Aras’ın yıl dönümünde yaptığı açıklama sadece bir anma değil, aynı zamanda güçlü bir uyarıdır. “Temenni yetmez, tedbir şarttır” sözü aslında bu ülkenin deprem gerçeğinin kısa ama en net özetidir.
Evet, dua edelim.
Evet, hayatını kaybedenleri rahmetle analım.
Ama sadece dua ederek, sadece gözyaşı dökerek bu acılar son bulmaz.
Asıl görev; deprem olmadan önce başlar.
Sağlam şehirler kurmakla,
bilime kulak vermekle,
ranta değil insana yatırım yapmakla,
denetimi göstermelik değil gerçek yapmakla başlar.
Son yıllarda bazı olumlu adımlar atılıyor, bunu inkâr etmek haksızlık olur. Kentsel dönüşüm projeleri hız kazandı, afet yönetimi konusunda yeni sistemler kuruldu, yapı standartları güçlendirildi. Ancak mesele sadece yasa çıkarmak değil; o yasaların sahada eksiksiz uygulanmasıdır.
Çünkü bu ülkede çok iyi kanunlar vardır ama kötü uygulamalar yüzünden acılar yaşanır.
Bir binaya ruhsat verirken göz yuman,
bir projeye imza atarken görmezden gelen,
denetimde “idare eder” diyen herkesin vicdanı bu enkazın altındadır.
Deprem geldiğinde suçlu fay hattı olmaz.
Suçlu ihmal olur.
Suçlu sorumsuzluk olur.
Bugün hâlâ riskli binalarda yaşayan milyonlarca insan var. Hâlâ bazı şehirlerde plansız yapılaşma sürüyor. Hâlâ “nasıl olsa bana olmaz” düşüncesi yaygın. Oysa deprem kimseye randevu vermez. Zengini fakiri ayırmaz. Büyük şehir küçük şehir demez.
Sabaha karşı sessizce gelir…
Ve hayatı paramparça eder.
Bu yüzden 6 Şubat’ı sadece yılda bir gün hatırlamak yetmez. Bu acıyı gündelik hayatımıza rehber yapmak zorundayız. Alınan her kararın merkezine “insan hayatı” konulmak zorunda.
Bir müteahhit daha fazla kazanacak diye,
bir yetkili iş uzamasın diye,
bir proje ucuz olsun diye insanların canı tehlikeye atılamaz.
Atılırsa, bedelini yine masumlar öder.
Toplum olarak da sorumluluğumuz büyük. Ucuz diye denetimsiz binaya girmemek, riskli yapıda yaşamamak için mücadele etmek, hakkımızı aramak zorundayız. Çünkü sessizlik bazen en büyük suç ortaklığıdır.
Deprem bilinci sadece devletin değil, milletin de meselesidir.
Çocuklarımıza depremi öğretmeliyiz.
Evde, okulda, sokakta bilinç oluşturmalıyız.
Tatbikatları ciddiye almalıyız.
“Bize bir şey olmaz” cümlesini hayatımızdan silmeliyiz.
Ancak o zaman kaybettiklerimize gerçek bir vefa göstermiş oluruz.
Bugün mezar taşları başında ağlamak elbette insanidir. Ama asıl saygı, bir daha o mezarların çoğalmaması için mücadele etmektir.
6 Şubat bize çok ağır bir bedelle ders verdi.
Şimdi bu dersi unutanlar, yarının felaketlerine davetiye çıkarır.
Unutursak tekrar yaşarız.
Önlem alırsak yaşatmayız.
Bu topraklar depremle yaşamayı öğrenmek zorunda. Ama ihmalle ölmek zorunda değil.
Hayatını kaybeden on binlerce vatandaşımızı rahmetle anıyorum. Geride kalanların acısını yüreğimde hissediyorum. Ve her yıl aynı cümleyi kurmak istemiyorum:
“Keşke…”
Keşke dememek için bugün sorumluluk almalıyız.
Bugün denetlemeliyiz.
Bugün değiştirmeliyiz.
Çünkü deprem bir doğa olayıdır.
Felaket ise insan eseridir.











