Tamı tamına kırk yıldır bu topraklarda gazetecilik yapıyorum. Dile kolay, koca bir ömür... Bizim
buralarda gazetecinin, kalemin, fikrin pek öyle aman aman bir değeri olmasa da, ben her şeye
rağmen memleketin sorunlarını dile getirmeye, bu şehrin yükünü omuzlamaya her daim özen
gösterdim.
Yıllar boyu meslek hayatım boyunca sıkıntıları yazdım, yetkililere çare bulmaları için samimi
tavsiyelerde, yeri geldiğinde ise sert uyarılarda bulundum. Ancak benim meslek anlayışım sadece eleştirmek üzerine kurulu değildir. Bazı zamanlarda da memlekete iyi hizmet edenleri, kalıcı bir eser bırakanları takdir etmeyi, onlara açıkça destek vermeyi bir borç bildim. Eğilip bükülmeden, kim ne der diye bakmadan doğruları söylemek, benim gazetecilik şiarımdır.
Geçtiğimiz ay, Iğdır’ımıza çok büyük emekleri geçmiş, hemen herkes tarafından sevilen ve takdir edilen eski valimiz Şemsettin Uzun’u maalesef rahmet-i rahmana uğurladık. Kendisi Sakarya’da ebedi istirahatgahına defnedildi; ben de vefa borcumuzu ödemek adına cenazesine bizzat katılarak o son yolculuğuna şahitlik etme şansına nail oldum. Merhum valimiz, 1993 ile 1999 yılları arasında, Iğdır’ın en zorlu, en sancılı dönemlerinde tam 6 yıl boyunca bu şehirde görev yaptı. Kendisini sevmeyenler, o dönemki icraatlarından rahatsız olanlar da çıkabilir, nitekim olmuştur da. Fakat onu sevmeyenlerin, arkasından konuşanların neden sevmediğini ben çok iyi biliyorum. O nedenler, o sırlar bende kalsın; bugünün konusu bu değil.
Geçen gün, zamanında Şemsettin Uzun Valimizin bizzat projelendirdiği ve üzerinde Özel İdare’nin tüm imkanlarını seferber ederek ciddi çalışmalar yaptırdığı Millet Bahçesi’nde üniversitemizin güzel bir programı vardı. Ben de bir basın mensubu, bu şehrin kırk yıllık bir şahidi olarak orada yerimi aldım. Millet Bahçesi’ni gezerken bir gazeteci gözüyle yapılan işi gerçekten çok beğendim, takdir ettim. Eve gelince de o eski günleri yad ederek, hafızamı tazeleyerek, bu eserin temellerinin nasıl atıldığını anlatan bir makale kaleme aldım. Vefa bunu gerektirirdi.
Ancak ne hikmetse, benim bu masum ve hakikatli birileri ciddi manada rahatsız olmuş.
Vay efendim, ben neden projenin ilk döneminden söz etmişim de, parkın bitirilip tamamlandığı son dönemi yazmamışım... Hatta daha da ileri gidip, "Neden Cumhurbaşkanından hiç bahsetmedin?" diye hesap sormaya kalkanlar bile oldu. İşin en trajikomik tarafı ne biliyor musunuz? Bu eleştiriyi yönelten, Cumhurbaşkanından söz etmediğim için beni ayıplayan şahıs, normalde Cumhurbaşkanının partisine Belediye seçiminde oy dahi vermemiş biridir! İşte bizim memleketin tezatlar dünyası tam olarak budur.
* * *
Açık ve net söylüyorum: Biz kime, neyi, nasıl yazacağımızı kimseye sormayız! Bugüne kadar siyasi partilerle doğrudan bir bağım, bir organik ilişkim yoktu. Ancak gelinen bu noktada, sırf bu haksız baskılar ve tutarsızlıklar yüzünden, adeta zorla partili olmak durumunda kaldım. Ben hayatım boyunca yalpa yapmayı, insanların yüzüne başka konuşup arkalarından başka kuyu kazmayı hiç sevmedim, beceremedim de. Doğru neyse onu söylerim ve her zaman söylediğim sözün arkasında dimdik dururum.
Bugün bu memleketin bir milletvekili var. Ben o daha aday olduğu ilk gün karşısına geçip, "Senin arkandayım" dedim. Çünkü onu bu memleket için uygun gördüm, inandım. Bugün de aynı noktadayım; arkasındayım ve o siyaseten nerede duruyorsa, memleket menfaati için ben de oradayım. Söz ağızdan bir kere çıkar.
Elbette bir gazeteci olarak her zaman doğruları yazacağım, kendi hür irademle, istediğim gibi kalem oynatacağım. Ancak bunu yaparken bu memleketin gerçeklerini, sosyolojisini, geçmişini asla göz ardı etmem, edemem. Iğdır’a taş üstüne taş koyan, hizmet ederken arkasında silinmeyecek bir eser bırakan her validen Allah bin kere razı olsun. Ben her valiyi, her bürokratı tek tek yazmak ya da övmek zorunda değilim. Benim de kendi kriterlerim var; beğendiğim hizmetler var, beğenmediğim, eksik bulduğum icraatlar var.
"Benim takdir ettiğim, bu şehirde iz bıraktığına inandığım valilerin başında Şemsettin Uzun
gelir. Onu her fırsatta, her platformda rahmet, minnet ve şükranla yad etmeye devam edeceğim.
Onun Iğdır’a çok büyük, unutulmaz hizmetleri oldu. Unutulmasın ki, onun döneminde Iğdır il
statüsüne kavuşmuş ilçe görünümdeydi; ondan önce burası görünüm olarak sadece büyükçe bir ilçeden ibaretti."
Geleceğe baktığımda Iğdır’ın önünün son derece açık olduğunu, büyük bir potansiyel barındırdığını çok net görebiliyorum. Bizim artık kısır çekişmelerle kaybedecek tek bir saniyemiz bile yok. Birbirimizle uğraşmayı, dedikodu üretmeyi, arkadan dolanmayı bir kenara bırakmalıyız. Birlik ve beraberlik içinde, ortak bir akılla bu memlekete nasıl daha fazla hizmet edebiliriz, bunun derdine düşmeliyiz. Herkes kendi işine baksın, kendi kapısının önünü süpürsün.
Bu coğrafya çok ağır bedeller ödedi, kapkara bir terör dönemi geçirdi. Şükürler olsun ki o karanlık günler geride kaldı, şimdi memleketimizde huzur ve güven iklimi hakim. Bizim asıl görevimiz, bu topraklara daha çok huzur gelsin, istikrar kalıcı olsun diye var gücümüzle, elimizdeki tüm imkanlarla çalışmaktır. Huzurun olmadığı yerde ne refah olur ne de kalkınma. Eğer bu birliği sağlayamazsak, birbirimizi yemeye devam edersek, inanınız ki yapılacak hiçbir hizmetin, dikilecek hiçbir binanın, açılacak hiçbir parkın zerre kadar değeri kalmayacaktır. Gelin, kişisel hesapları bırakalım ve sadece Iğdır’ın geleceğine odaklanalım.













