Yıllardır televizyon ekranlarında, haber bültenlerinde ya da gazete manşetlerinde o kahredici cümleyi görmeye alışmıştık: "Avrupa’nın en kirli havası Iğdır’da." Her kış dönemi geldiğinde, şehrin üzerine çöken o ağır sis ve duman bulutuna bakıp, "Acaba bunun bir çaresi yok mu, bu memleketin makus talihi hiç mi değişmeyecek?" diye düşünüp duruyor, içten içe derin bir üzüntü yaşıyordum. Iğdır gibi doğanın ortasında, üç ülkeye sınır bu güzel serhat şehrinin böylesi bir çaresizlikle anılması, bu topraklara gönül veren her bir ferdin yüreğinde bir sızıydı. Kimileri meydanlarda Iğdır’ı ne kadar çok sevdiklerinden, bu memleket için canlarını vereceklerinden dem vurup duruyordu yıllarca. Ancak lafla peynir gemisinin yürümediğini, gerçek sevginin kuru vaatlerle değil, memleketin yaralarına merhem olmakla ölçüleceğini hepimiz yaşayarak öğrendik. Tam umutların tükendiği, kirliliğin ve çaresizliğin kanıksandığı bir dönemde, adeta bir Hızır gibi bir isim ortaya çıktı ve o süslü lafların arkasına sığınanların hitabetini boğazlarına tıkadı. Çünkü sevmek vardı, bir de Iğdır’ı Cantürk Alagöz gibi sevmek vardı.
Doğrusunu itiraf etmek gerekirse, 2020 yılına kadar bir Iğdırlı olarak Cantürk Alagöz’ün varlığından habersizdim. Alagöz ailesini, amcalarını, köklü geçmişlerini ve geniş çevrelerini yakından tanırdım ancak Cantürk Alagöz isimli, sessiz sedasız devasa işlere imza atan bir hemşerimizin olduğunu bilmiyordum. Allah işini gücünü rast getirsin, bir anda memleketin ufkunda belirdi ve Iğdır’ın her bir yarasına acilen merhem olmaya başladı. Tabii ki bu büyük değerin memleket siyasetine ve hizmetine kazandırılmasında emeği geçenleri de unutmamak gerekir. Onu ısrarla ve vizyoner bir bakışla partiye davet eden AK Parti Iğdır İl Başkanı Ali Kemal Ayaz’a ve bu daveti onurlandırıp Iğdır’a bu kapıyı açan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a tüm Iğdırlılar adına şükranlarımızı sunmak bir borçtur.
Cantürk Alagöz, ayağının tozuyla memlekete geldiği gibi ilk iş olarak Iğdırspor’a el attı. Spor deyip geçmemek gerek; bugün milyonluk bütçelere, devasa nüfuslara sahip metropol şehirlerin takımlarıyla yeşil sahada kora kor mücadele eden, Iğdır’ın adını Türkiye’ye duyuran bir takımımız var. Belki sporla doğrudan ilgilenmeyen bazı vatandaşlarımız "Futboldan bana ne, takımdan bana ne?" diyebilir. Fakat bu vizyonun ardındaki sosyo-ekonomik ve reklam gücünün farkında olmayan, olayların sadece vitrinine bakan insanlardır bunlar. Bir şehrin markalaşması, o şehrin her alanda ayağa kalkması demektir. Bakınız, dünya ekonomisine endeksli olarak Türkiye’mizde de uygulanan ekonomik tedbirler ve tasarruf genelgeleri nedeniyle birçok ilde yatırımlar kısıtlanırken, Iğdır’da 400 yataklı modern hastane inşaatı hızla yükselmeye devam ediyor. Bunun yanında Tuzluca Depolama Barajı gibi mega projeler, bu zorlu konjonktürde bu yatırımların kesintisiz sürmesi, tamamen Cantürk Alagöz’ün Ankara’daki ağırlığı, lobisi ve memleket sevdasının bir tezahürüdür. Kendi şirketlerinde, yatırımlarında istihdam ettiği yüzlerce, Iğdırlı vatandaşı, hanelere giren aşı ve ekmeği dile getirmeye bile gerek duymuyorum; çünkü o zaten sağ elin verdiğini sol ele göstermeyen bir ahlakla yapıyor bunu.
Şimdi asıl meseleye, içimizi yakan o hava kirliliği konusuna tekrar dönmek istiyorum. Hava kirliliği, sadece mevsimsel bir çevre sorunu değildir; doğrudan insan sağlığıyla, kanser vakalarıyla ve en önemlisi gelecek nesillerimizin, çocuklarımızın yaşam hakkıyla ilgili hayati bir konudur. Yıllardır sokaklarda, kahvehanelerde, taziyelerde "Iğdır’da kanser oranı çok arttı, her evde bir hasta var" diye dilden dile bir feryat dolaşılıyor. Bugüne kadar bu şehrin havasını temizlemek, doğalgazı ve çevre projelerini gerçek anlamda hayata geçirmek için köklü bir projeden bahseden ne bir siyasetçi gördüm ne de duydum. Herkes sorunu konuştu, çözümü ise kimse üstlenmedi. İşte bu yüzden, Cantürk Alagöz ortaya çıkıp "Bu sorunu çözeceğim, Iğdır’ın havasına dokunacağım" dediğinde bıyık altından gülenler, inanmayanlar oldu. Şimdi o inanmayanlara sesleniyorum: Artık inanın! Birileri sadece söyler, konuşur, kürsülerde nutuk atar; ama Cantürk Alagöz konuşmaz, yapar.
Benim yıllarım siyasetçilerle, devlet büyükleriyle beraber bu memleketin meseleleri üzerine kafa yormakla, hizmet etmekle geçti. Bir gazeteci olarak aklımıza gelen, memleketin hayrına olan her şeyi yeri geldi sorduk, yeri geldi rapor ettik, önerdik. Bu süreçte önerilerimizden yapılanlar da oldu, kulak arkası edilip yapılmayanlar da oldu. Hatta öyle dönemler gördük ki, kibirlerinden yanına yanaşılmayan, randevu alınmayan siyasetçiler bu sokaklardan gelip geçti. Ama Cantürk Alagöz ezberleri bozdu. Eski, alışılmış, seçim bitince unutulan o bayat vaatleri yerle bir etti. Söz ağzından bir kere çıktı mı, o sözün arkasında dağ gibi durdu. Hatta öyle ki, milletin aklına dahi gelmeyen, "Bu kadarını da yapamazlar, bu kadarı da olmaz" denilen ne varsa birer birer hayata geçirmeye başladı.
Siyaset, bazı çevrelerin zannettiği gibi milleti yalan vaatlerle uyutma sanatı değildir; aksine milleti uyandırma, ona hak ettiği hizmeti sunma sanatıdır. İşte Cantürk Alagöz, icraatlarıyla bu gerçeği Iğdır’da herkesin kulağına fısıltıyla değil, gümbür gümbür haykırarak söylemeye başladı. Bugün onun bu devasa hizmetlerine, emeği olmadan sahip çıkmak, onun gölgesinde siyasi prim kasmak isteyenlerin olduğunu da görmüyor değiliz. Buradan bir dost, bir memleket sevdalısı ve yılların gazetecisi olarak açık bir tavsiyede bulunmak istiyorum: Iğdır’da siyasi olarak kimse Cantürk Alagöz’le karşı karşıya gelmeye, onunla aşık atmaya kalkmasın. Benden tavsiye; o ancak ve ancak işin başındayken kendi taraftarına, davasına ya da memleketine bir ihanet görürse durur, yoksa onu hizmet yolundan döndürecek hiçbir güç yoktur. Verdiği her sözün arkasında duran, memleketin çehresini değiştiren bu güzel insana sadece dua edilir. Allah işini gücünü rast getirsin, yolunu açık etsin. Iğdır seninle nefes alıyor, seninle yürüyor.













