Zengezur geçidi, yalnızca bir ulaşım hattı değil; tarih, coğrafya ve güç dengelerinin kesiştiği stratejik bir düğüm noktasıdır. Yüzyıllar boyunca Anadolu ile Orta Asya arasındaki doğal bağlantıyı temsil eden bu hat, son yüzyılda oluşan siyasi sınırlar ve çatışmalar nedeniyle fiilen kesintiye uğramış, bölgesel bütünlüğün önünde ciddi bir engel haline gelmiştir.
Bugün gelinen noktada, Karabağ’ın işgalden kurtarılmasıyla birlikte, bu hattın yeniden açılması yalnızca Azerbaycan ve Türkiye açısından değil, tüm Türk dünyası ve Asya bağlantıları açısından yeni bir dönemin kapısını aralayabilecek niteliktedir. Bu bağlamda Zengezur geçidi, sembolik olarak “Turan yolu” şeklinde ifade edilse de, mesele sadece ideolojik bir birliktelik değil; ekonomik, kültürel ve stratejik bir entegrasyon meselesidir.
Ancak böylesi bir hattın kontrolü ve güvenliği, sadece bölge ülkelerinin değil, küresel aktörlerin de dikkatini çekmektedir. Amerika Birleşik Devletleri açısından bu tür bir bağlantı, Türkiye’nin Çin ile daha yakın ekonomik ve lojistik ilişkiler kurma ihtimalini güçlendirebilir. Bu durum, mevcut küresel ticaret dengeleri ve stratejik rekabet açısından bir risk olarak algılanabilir.
Benzer şekilde Çin açısından da, bu hattın sadece ekonomik değil, kültürel ve siyasi etkiler doğurma potansiyeli bulunmaktadır. Özellikle Doğu Türkistan bağlamında oluşabilecek yeni etkileşim alanları, Pekin yönetimi tarafından dikkatle izlenmektedir. Bu nedenle Çin, bu hattın gelişimini desteklerken aynı zamanda kontrol altında tutmak isteyebilir.
Rusya açısından bakıldığında ise, Zengezur geçidi Orta Asya üzerindeki geleneksel nüfuz alanını etkileyebilecek bir gelişmedir. Türkiye’nin Türk cumhuriyetleriyle doğrudan ve güçlü bir kara bağlantısı kurması, Rusya’nın bölgedeki etkinliğini dengeleyecek yeni bir güç unsuru ortaya çıkarabilir. Bu da Moskova’nın temkinli yaklaşmasına neden olmaktadır.
Tüm bu dengeler içerisinde Türkiye’nin pozisyonu kritik önemdedir. Türkiye, tarihsel ve kültürel bağlarını göz ardı etmeden, aynı zamanda uluslararası dengeleri gözeten bir politika izlemek durumundadır. Bu noktada, Cumhuriyetin kurucu vizyonunun temel taşlarından biri olan “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi, yalnızca bir ideal değil; aynı zamanda sürdürülebilir bir stratejik yaklaşım sunmaktadır.
Zengezur geçidi meselesi, bir güç mücadelesi alanı haline getirilmek yerine, bölgesel iş birliği ve karşılıklı kazanç temelinde ele alınmalıdır. Bu hat, rekabetin değil; ticaretin, kültürel etkileşimin ve istikrarın yolu haline gelirse, gerçek anlamda değer kazanacaktır.
Sonuç olarak, Zengezur geçidi ne yalnızca bir “koridor”, ne de tek taraflı bir “jeopolitik kazanım” olarak değerlendirilmelidir. Bu hat, doğru yönetildiğinde, Türkiye’den Orta Asya’ya uzanan geniş coğrafyada barış, refah ve entegrasyonun anahtarı olabilir. Asıl mesele, bu fırsatın çatışma üretmeden, dengeleri gözeterek ve bölgesel sahiplenmeyle hayata geçirilmesidir. Bu başarıldığında, Zengezur sadece bir geçit değil; yeni bir çağın başlangıç noktası olacaktır.











