Muğlaspor deplasmanı maalesef futbolseverler için tam anlamıyla kalp kıran, nefesleri kesen ama sonunda derin bir düş kırıklığı bırakan bir skorla tamamlandı. Sahaya yansıyan mücadele, maçın başındaki heyecan ve yakalanan ivme düşünüldüğünde, elde kalan sonuç kesinlikle hak edilen bir tablo değil.
Maça oldukça etkili ve istekli başladık, aradığımız golü de erken bularak moral üstünlüğünü elimize geçirdik. Ancak ağlarla buluşan ikinci golümüzün VAR incelemesi sonrasında iptal edilmesi, bir bakıma rakibin direncini artırdı ve onlara cesaret verdi. Yine de oyunun kontrolü bizdeyken ve ilk yarının bu skorla biteceği tahmin edilirken, ölü toptan yediğimiz o gol kelimenin tam anlamıyla kabul edilebilir türden değildi. Akan oyunda rakibe neredeyse hiç net pozisyon vermeyen takımımız, ne yazık ki duran toplarda hem savunmanın hem de kalecimizin zincirleme hatalarıyla kalesinde golleri gördü ve rakibe pozisyonlar ikram etti.
İkinci yarıya da organizasyonu yüksek, istekli bir giriş yaptık. Yeniden öne geçmeyi başardık ve durumu 2-1'e getirdik. Fakat bu dakikadan sonra rakibin fişini çekecek ve maçı koparacak üçüncü golü bir türlü bulamadık. Skor tabela farkına dönüşmeyince, takım ister istemez skoru koruma stresine girdi ve korktuğumuz senaryo adım adım gerçekleşerek can yakan o puan kaybı yaşandı.
Saha içi analizi detaylandırdığımızda, maalesef taşların yerine oturmadığı bir performans tablosuyla karşı karşıyayız. Kalecimiz, geldiği günden bu yana belki de en kötü ve güvensiz maçını oynadı. Yan toplarda yaptığı ciddi kademe ve zamanlama hatalarının yanı sıra duran toplarda savunma hattını ve barajı organize etmede yetersiz kaldı. Stoperlerimiz yüksek toplarda rakip hücum hattına hiçbir üstünlük kuramadı; havadan gelen her topta rakibin kafa vurmasına göz yumuldu, ceza sahasına düşen toplar bir türlü uzaklaştırılamadı. Orta saha oyuncularımız ikili mücadelelerde ve pres gücünde oldukça iyi bir direnç gösterse de topu kullanma, oyunu yönlendirme ve geçiş temposunu ayarlama konusunda vasatın üzerine çıkamadı. Santraforumuz Arda, sahada kaldığı süre boyunca gücünün son damlasına kadar mücadele etti, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. Saha içindeki en etkili ve diri isimlerden biri ise kuşkusuz Serdar Gürler’di; yorulup oyundan düşene dek hem savunmaya yardıma koştu hem de hücumda takımı sürekli ileri taşıdı. Buna karşın sol açık Gyan; topu kullanmada, saha içine akıl koymada ve savunmaya yardım etmede son derece yetersiz ve vasat bir görüntü çizdi. Oyuna sonradan giren hamle oyuncuları ise takıma canlılık getirmek bir yana, yapılan bencilce ve kontrolsüz tercihlerle takıma açıkça zarar verdiler.
Gelelim maçın kaderini tayin eden, teknik heyetin imzasını taşıyan o kritik hatalara... Buradan Kenan Hoca’ya sormak gerekiyor: 2-1 öndeyken skoru korumak adına bir stoper olan Arda Öztürk’ü oyuna alarak rakibe "Ben tamamen geriye çekiliyorum, gel beni ceza sahası çizgisi üzerinde karşıla" mesajı verdiniz. Bu hamle, rakibi adeta üzerimize çekmek için çıkarılmış açık bir davetiyeydi. İkinci olarak, önde olan ve gole ihtiyacı olmayan bir takım, skor 2-1 iken neden oyuna iki tane birden santrafor sokar? Skor avantajı sizdeyken orta sahayı bu derece boşaltırsanız, dönen tüm ikinci topları rakip toplar ve kalenize atak üstüne atak tazeler. Zaten yan top ve duran top zafiyeti yaşadığımız bir maçta, bu taktiksel boşluk son saniye golünü karemizde görmemize zemin hazırladı.
Ayrı bir parantezi de doğrudan Teknik Direktörün saha içi disiplinine açmak şart: Kenan Hoca, sen nasıl kırmızı kart görüp takımını bu kritik Muğlaspor mücadelesinde kulübede yalnız bırakırsın? Bir teknik adamın birincil görevi sahada, kenarda kalıp takımı anlık olarak yönetmek ve oyuna zamanında, doğru müdahalelerde bulunmaktır. Sen oyundan atılıp tribüne çıkarsan, kenardaki yardımcı hoca da yanlış değişiklikler ve yetersiz hamlelerle eldeki maçı rakibe böyle tepside ikram eder.













