Kendimi bildim bileli kafamda oturmuş bir futbol anlayışı, bir oyun formülü vardır. Bu formülün temelinde denge, organizasyon ve sahaya doğru yerleşim bulunur. Ve bu anlayışın içinde hiçbir zaman çift santrafora yer yoktur. Çünkü modern futbolda mesele sadece hücum etmek değil, doğru hücum etmektir. Dengeyi kaybettiğiniz anda, sahada çoğalmak yerine dağılmaya başlarsınız. Son haftalarda takımın sahaya yansıttığı görüntü tam da bunu anlatıyor. Teknik direktör Hikmet Karaman’ın çift santrafor ısrarı, ne yazık ki sahada karşılığını bulmuyor. Erzurum deplasmanında ikinci yarıda yapılan bu hamle, oyun üstünlüğü getirmek bir yana, takımın mevcut düzenini bozarak adeta bir karmaşaya dönüştürdü. Aynı anlayışın Keçiörengücü karşısında maça başlarken tercih edilmesi ise, bu durumun bir anlık deneme değil, ısrar haline geldiğini açıkça gösterdi. Oysa futbol, ısrarla değil, doğruyla kazanılır. Bir sistem işlemediğinde onu zorlamak, sadece zaman kaybettirir. Erzurum maçında skor 1-1 iken yapılan çift santrafor hamlesi, oyunu kazanma isteğinden çok, kontrolü kaybetme sonucunu doğurdu. Bugün gelinen noktada, bu tercihler sadece puan kaybı değil, aynı zamanda taraftarın güvenini de zedeliyor. Hikmet Karaman’ın göreve geldiği ilk günlerden itibaren bir arayış içinde olduğu açık. Ancak bu arayış, zaman zaman oyuncu tercihleriyle de tartışmalı bir hale büründü. Yaşı ilerlemiş Güray’ı sağ açıkta, Ahmet Engin’i sol kanatta kullanmak gibi tercihler, oyunculardan maksimum verim alma anlayışından oldukça uzaktı. Şimdi ise aynı durum, çift santrafor tercihiyle taktiksel anlamda devam ediyor. Futbol bir bütündür. Hücum hattını güçlendirmek adına yapılan her hamle, orta saha ve savunma dengesini doğrudan etkiler. İki santraforla oynadığınızda, eğer orta sahada yeterli bağlantıyı kuramıyorsanız, bu oyuncular topa daha az dokunur, oyundan kopar ve sistem çöker. Bugün sahada gördüğümüz tablo da tam olarak budur. Artık gerçekçi olmak gerekiyor. Ligin sonuna yaklaşılırken, olmayacak denemelerle vakit kaybetmenin kimseye faydası yok. Bu süreç, mevcut kadronun en doğru şekilde kullanılması ve gelecek sezonun planlanması açısından değerlendirilmelidir. Yeni sezona dair en önemli adımlar ise şimdiden belli olmalı. Her şeyden önce takım mutlaka Iğdır’da kalmalı ve şehirle olan bağı güçlendirilmelidir. Kadro gençleştirilmeli, dinamizm artırılmalı ve uzun vadeli bir yapı kurulmalıdır. Teknik heyetin içinde Iğdırlı antrenörlere yer verilmesi, hem aidiyet duygusunu artıracak hem de kulübün kimliğini güçlendirecektir. Yabancı oyuncu tercihleri ise artık tesadüfe bırakılmamalı. Nokta atışı transferlerle, hem savunmada güven veren hem de hücumda fark yaratan isimler takıma kazandırılmalıdır. Kısacası, “atan ve tutan iyi olacak” bir takım inşa edilmeden başarıdan söz etmek mümkün değildir. Bugün eleştirdiğimiz tablo, aslında yarının doğru planlaması için bir fırsattır. Yeter ki hatalardan ders çıkarılsın ve aynı yanlışlarda ısrar edilmesin. Çünkü futbol, en çok da doğru zamanda doğru kararı verenlerin oyunudur.











