Bugün 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü. 1860 yılında Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmasıyla temelleri atılan bu özel gün, gazetecilik mesleğine ve basın özgürlüğüne dikkat çekmek amacıyla her yıl anılıyor. Ancak sormadan edemiyorum: Gerçekten kutlanacak bir gün mü bu?
Dünyanın dört bir yanında kalemiyle, kamerasıyla, mikrofonuyla gerçeğin peşine düşen binlerce gazeteci susturuluyor, hapsediliyor, öldürülüyor. Özellikle son dönemlerde Gazze’de yaşananlar, bu mesleğin nasıl hiçe sayıldığının en acı örneği. Onlarca gazeteci görevi başında, haber yaparken, sadece gerçeği göstermek isterken yaşamını yitirdi. Peki o zaman neden kimsenin sesi çıkmadı? Nerede bu “dünya gazeteciler günü”nü kutlayanlar?
Gazetecilik bir meslekten öte, bir vicdan meselesidir. Gerçeği anlatmak, halkı bilgilendirmek, doğruları savunmak için büyük bedeller ödeyen insanların işidir. Ama bugün geldiğimiz noktada, gazeteciler ne yazık ki alkışlanmıyor, korunmuyor, değer görmüyor. Onlar susturuluyor, yalnız bırakılıyor.
Bugün sosyal medyada “Gazeteciler Günü kutlu olsun” yazmak kolay. Ama o satırların ardındaki gerçeği görmek cesaret ister. Oysa dünyada hâlâ kalemini kırmayan, gerçeği söylemekten vazgeçmeyen binlerce gazeteci var. Onların tek beklentisi “kutlama mesajı” değil, mesleklerine ve hayatlarına saygı duyulması.
Eğer gazeteciler özgür değilse, hiçbirimiz özgür değiliz. Eğer gerçeği yazanlar susturuluyorsa, yarın kimse gerçeği öğrenemeyecek.
Bu yüzden bugün “kutlama” değil, “utanç” günüdür. Gazetecilik mesleği hâlâ ayakta kalmaya çalışan bir direniştir. O yüzden lütfen artık bu günü kutlamayın. Çünkü dünyada gazetecilerin gerçek anlamda bir değeri kalmadı.
Gazeteciler sadece bir gün değil, her gün hatırlanmayı, korunmayı ve desteklenmeyi hak ediyor.
Ama ne yazık ki bugün bile, onların sesi dünyanın gürültüsü içinde kayboluyor.











