Kafkasya coğrafyası tarih boyunca sadece devletlerin değil, büyük güçlerin hesaplaşma alanı olmuştur. Bu bölgede yaşayan milletler ise çoğu zaman emperyal projelerin bedelini ödemiştir. Bugün Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın yaptığı açıklamalar da aslında yeni bir gerçeğin keşfi değil, yıllardır bilinen hakikatin gecikmiş bir itirafıdır.
Paşinyan’ın Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunu kabul etmesi bazı çevrelerde şaşkınlık oluşturdu. Oysa tarihi bilenler için bu açıklama sürpriz değildir. Çünkü Karabağ meselesi hiçbir zaman tarihi gerçeklerden değil, siyasi hesaplardan beslenmiştir. Bugün dile getirilen gerçek, yıllardır inkâr edilen bir hakikatin mecburi kabulünden ibarettir.
Tarihe biraz dönüp baktığımızda, bugünkü Ermenistan’ın bulunduğu coğrafyada modern devlet yapısının hangi şartlarda ortaya çıktığını açıkça görebiliriz. 19. yüzyılın başında Çarlık Rusyası’nın Kafkasya politikaları bölgenin kaderini değiştirmiştir. 1826-1828 İran-Rus Savaşı sonrası imzalanan Türkmençay Antlaşması ile bölge Rus hâkimiyetine geçti. Ardından Rusya, Osmanlı ve İran coğrafyasındaki Ermenileri sistemli şekilde Kafkasya’ya taşıdı. Böylece bölgenin demografik yapısı değiştirildi.
Bu gerçek, sadece Azerbaycanlı tarihçilerin değil, birçok yabancı araştırmacının da kabul ettiği bir durumdur. Çünkü Çarlık Rusyası, Kafkasya’da kendisine bağlı bir tampon yapı oluşturmak istiyordu. Ermeniler bu stratejide önemli bir unsur olarak kullanıldı. Sonrasında yaşanan göçler, nüfus değişimleri ve siyasi projeler bugünkü Ermenistan’ın temelini oluşturdu.
Elbette mesele sadece bir toprak tartışması değildir. Asıl mesele, yıllardır bölgede yaşanan acılar ve dökülen kandır. Karabağ işgali sırasında binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca Azerbaycan Türkü yurtlarından edildi. Hocalı’da yaşanan katliam ise insanlık vicdanında derin bir yara olarak kaldı. Buna rağmen yıllarca dünya kamuoyu gerçekleri görmek istemedi.
Bugün Paşinyan’ın “Karabağ bizim değildi” demesi, aslında geçmişte uygulanan yanlış politikaların da dolaylı itirafıdır. Eğer bu gerçekler 1990’lı yılların başında kabul edilseydi, belki de binlerce genç toprağa düşmeyecek, anneler gözyaşı dökmeyecekti. Belki de Kafkasya bugün çok daha huzurlu bir bölge olacaktı.
Ancak tarih, keşke’lerle yazılmıyor.
Azerbaycan, yıllar süren mücadeleden sonra Karabağ’da egemenliğini yeniden sağladı. Bu zafer sadece askeri bir başarı değil, aynı zamanda diplomatik ve milli birlik açısından da önemli bir dönüm noktası oldu. Türk dünyasının verdiği destek de bu süreçte dikkat çekti. Özellikle Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağı, bölgedeki dengeleri değiştiren en önemli unsurlardan biri haline geldi.
Bugün bazı çevreler Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapılarının açılmasını tartışıyor. Elbette hiçbir millet sonsuza kadar düşmanlık istemez. Barış, istikrar ve ekonomik iş birliği herkesin yararınadır. Ancak geçmişin acıları unutulmadan, yaşanan gerçekler kabul edilmeden kurulacak ilişkilerin sağlam olması da mümkün değildir.
Türk milleti kimseye düşmanlık peşinde değildir. Fakat tarih boyunca yaşananları da unutmamaktadır. Erzurum’dan Kars’a, Iğdır’dan Van’a kadar Doğu Anadolu’nun birçok yerinde Ermeni çetelerinin yaptığı katliamların izleri hâlâ hafızalardadır. Bu acılar sadece arşiv belgelerinde değil, halkın ortak hafızasında yaşamaktadır.
Bu nedenle Paşinyan’ın açıklamaları önemlidir ama yeterli değildir. Gerçeklerle yüzleşme sadece Karabağ konusunda değil, geçmişte yaşanan tüm olaylar konusunda samimiyet gerektirir. Diaspora siyasetiyle yıllarca düşmanlık üreten anlayışın artık bölge halklarına hiçbir faydası kalmamıştır.
Kafkasya artık çatışmaların değil, iş birliğinin merkezi olmalıdır. Bunun yolu da tarihi çarpıtmaktan değil, gerçekleri kabul etmekten geçmektedir. Güçlü devletler sadece askeri başarıyla değil, tarih bilinciyle de ayakta kalır. Türk dünyasının bugün yapması gereken en önemli şey ise birlik ruhunu güçlendirmektir.
Çünkü parçalanmış bir Türk dünyası, dış müdahalelere her zaman açık olacaktır. Ancak ortak hareket eden, birbirine destek veren bir Türk dünyası hem bölgesel barışın hem de geleceğin en önemli gücü olabilir.
Bugün Paşinyan’ın sözleri belki geç kalmış bir itiraftır. Ama yine de önemli bir kırılmadır. Gerçeğin kabul edilmesi, yalanın sonsuza kadar sürdürülemeyeceğini göstermektedir.
Tarih bazen geç konuşur. Ama sonunda mutlaka konuşu











