Yıllardır Türkiye ile Ermenistan arasında yer alan Alican Sınır Kapısı, zaman zaman gündeme geldi, zaman zaman rafa kaldırıldı. Ancak hiçbir dönem, bugün olduğu kadar ciddi biçimde “açılıyor mu, açılacak mı?” sorusu kamuoyunda tartışılmadı. Bunun temel nedeni yalnızca diplomatik temaslar değil; bölgenin hafızasında derin izler bırakan tarih, acılar ve güvensizliktir.
Türkiye’de, özellikle de Doğu Anadolu’da yaşayan insanlar için Ermenistan meselesi basit bir dış politika başlığı değildir. Ermenistan’ın Karabağ’ı işgali sürecinde yaşananlar, Azerbaycan Türklerine yapılan zulümler, işgal altında kalan topraklar ve yıllar boyunca süren haksızlıklar, bu sınır kapısının adının bile rahatsızlık uyandırmasına neden olmuştur. Üstelik bu sadece yazılı tarih değildir; bu bölgede Ermeniler tarafından yapılan katliamların canlı tanıkları hâlâ hayattadır. Onların anlattıkları, kapının açılmasından önce hafızaların açılmasını zorunlu kılmaktadır.
2020 yılında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı ise bölgede yeni bir dönemin kapısını araladı. Ermenistan’ın, dış güçlerin de etkisiyle girdiği bu savaş, Azerbaycan’ın kararlı mücadelesi, şehitleri ve gazileri sayesinde sonuçlandı. Karabağ işgalden kurtarıldı ve Ermenistan, istemese de yeni bir gerçeklikle yüzleşmek zorunda kaldı. Bu yenilgi, Ermenistan yönetimini barış söylemlerine, kapıların açılmasına ve bölgesel normalleşmeye daha fazla vurgu yapmaya itti.
Bugün gelinen noktada Ermenistan Başbakanı’nın neredeyse her gün Türkiye ve Azerbaycan’la ilişkilerin geliştirilmesine dair açıklamalar yapması tesadüf değildir. Aynı şekilde Türkiye’den bir heyetin Alican Sınır Kapısı’nda incelemelerde bulunması, altyapı ve üstyapı hazırlıklarının hızlandırılması yönünde talimat verilmesi de bu sürecin ciddiyetini göstermektedir. Bölgeden alınan özel duyumlara göre, Ocak 2026 sonuna kadar kapının açılması ihtimali masadadır.
Ancak burada durup düşünmek gerekir.
Tarihten ders almayan milletler, tarihi tekrar yaşar. Ermenistan, tarih boyunca çoğu zaman kendi iradesiyle değil, başka güçlerin yönlendirmesiyle hareket etmiş; Osmanlı döneminde “tebaa-i sadıka” olarak anılırken, zor zamanlarda Türk milletine ihanet etmiş; bunun bedelini ise bölgemiz ağır şekilde ödemiştir. Bugün de aynı senaryoların yeniden sahneye konulmayacağının garantisi yoktur. Bir bakarsınız, diplomatik rüzgârlar tersine döner, Ermenistan bir anda başka bir merkezin aparatı haline gelir.
Bu nedenle açık konuşmak gerekir:
Ermenistan’la dost olmayacağız.
Ama komşu olabiliriz.
Komşuluk, duygularla değil kurallarla yürür. Komşuluk; sınır, ticaret, güvenlik ve karşılıklı çıkar temelinde şekillenir. Kapı açılsın; fakat her adım ölçülerek, her hamle kontrol edilerek atılsın. Ne aşırı bir iyimserlik, ne de sürekli bir düşmanlık dili bu sürece fayda sağlar.
Bölge halkının beklentisi ise oldukça yüksektir. Iğdır başta olmak üzere çevre illerde, kapının açılmasıyla birlikte ekonomik hareketlilik yaşanacağına dair ciddi bir umut vardır. Ticaretin canlanması, lojistik faaliyetlerin artması, yeni iş alanlarının oluşması herkesin arzusudur. Açık konuşmak gerekirse, ekonomik açıdan bu kapının açılması artık bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Ancak burada Nahçıvan Kapısı ile yapılan kıyaslamalara da dikkat etmek gerekir. Nahçıvan Kapısı açıldığında orada bizimle aynı dili konuşan, aynı kültürü paylaşan, aynı inancı yaşayan insanlar vardı. Akrabalık bağları vardı; amcalar, dayılar, yeğenler vardı. İnsanlar sevinçle kavuştu. Alican Kapısı’nda ise böyle bir tablo yok. Karşımızda dili, dini, kültürü bizden farklı; yıllarca bize düşman gözüyle bakan bir toplum var. Bu fark göz ardı edilirse, hayal kırıklıkları kaçınılmaz olur.
Bir başka önemli nokta da şudur: Kapı açıldığında Ermenilere düşman gözüyle bakmak da doğru değildir. Bu yaklaşım Türkiye’ye ve bölge insanına imaj kaybettirir. Soğukkanlı, mesafeli, kurallı ve devlet aklıyla yürütülen bir ilişki modeli esas alınmalıdır. Ticaret yapılacaksa yapılsın, geçişler olacaksa olsun; ama güvenlikten, denetimden ve temkinli duruştan asla taviz verilmesin.
Atalarımız boşuna dememiştir:
“Kapını kapalı tut, komşunu hırsız tutma.”
Bu söz, düşmanlık değil tedbir öğütler. Komşuyu suçlamamak için kapıyı sağlam tutmak gerekir. İlişkileri sağlıklı yürütmenin yolu da budur.
Alican Sınır Kapısı açılabilir. Açılması bölge için ekonomik bir fırsat da sunabilir. Ancak bu süreç romantik beklentilerle değil, tarih bilinciyle, devlet aklıyla ve dikkatle yönetilmelidir. Dostluk başka bir şeydir, komşuluk başka. Bizim ihtiyacımız olan şey; kontrollü, dengeli ve sağlam bir komşuluk ilişkisidir.











