Iğdır’a üniversite kurulalı tam 16 yıl oldu. Bu 16 yıl boyunca hep bir şeyi arzuladım: Iğdır Üniversitesi’nin halkla bütünleşmesini… Çiftçiye, köylüye, esnafa, tüccara yol göstermesini, onlara kılavuz olmasını… Çünkü üniversitelerin asli görevi budur. Görevi, kuruldukları bölgeyi ilmiyle, aklıyla, vizyonuyla geliştirmek; halkla iç içe olarak hem bölgeye hem ülkeye katkı sağlamaktır.
Fakülteler halkın arasında olmalı; onların yaptığı işi bilimle buluşturmalı, en modern çağın gereklerine uygun hale getirmelidir. Ne yazık ki, bugüne kadar bu özlemimiz hep yarım kaldı.
Rektörlük Iğdır Üniversitesinde yıllardır görev yapan iki profesörün basının önünde birbirine karşı kullandığı yakışıksız sözlere şahit oldum ve o durumu da kaleme almıştım. Bugün görüyorum ki aynı zihniyet, şimdi de Prof. Dr. Ekrem Gürel hocamızı kendi çekişme alanlarına çekmeye çalışıyor. Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Bunu başaramayacaklar!
Ben geçmişe takılıp kalmayı sevmem. “Şu yapamadı, bu yaptı” diye değerlendirmek bana göre değil. Gelenle istişare eder, Iğdır’ın kalkınmasında atılacak adımlara destek olurum. Bu düşüncemi daha önce görev yapan her iki rektöre de açıkça söyledim. “Iğdır Üniversitesi halkla iç içe olsun, bu şehre katkı sunsun” dedim. Ama maalesef gördüm ki geçmişte görev yapan her iki rektör de "bir yerlerden" talimat alarak kendi bildiklerini okudular. Ben de bu durumun bir tarafı olmamak için sessizce tüm ilişkilerimi kestim.
Ve nihayet Iğdırlı bir rektör atandı.
Sadece ben değil, tüm Iğdır halkı büyük sevinç yaşadı. Yüzlerce Iğdırlı hayırlı olsun ziyaretine gitti, çiçekler gönderdi, destek mesajlarını paylaştı. Çünkü Ekrem Hoca sıradan bir akademisyen değil. Yıllardır TÜBİTAK’ta projeler üreten, bu ülkenin bilim politikalarına katkı sunan, liyakatli bir isim.
Iğdırlı bir rektörün atanması zaten sevinç vericiydi ama aynı zamanda liyakat sahibi bir profesörün göreve gelmesi, bu sevinci katbekat artırdı.
Liyakatli bir rektör ne yapar? Elbette liyakatli kadrolarla çalışır. Geçmişte Iğdır Üniversitesi’nden elle tutulur bir proje duymadık. Ama bugün, üniversite yeni yeni projelerle konuşulmaya başlandı. Eğer geçmişte sorunlar varsa, onların da hesabı elbette sorulmalı.
Ekrem Hoca göreve geldiği günden beri geçmiş yönetim hakkında tek kelime etmedi. İlk basın toplantısında, sadece eksiklerden bahsetti. Kimseyi hedef göstermedi. Şimdi ise ona saldıranlar var. Neymiş, akademisyenlere baskı yapılıyormuş, eğitim engelleniyormuş… Buna kim inanır?
Kırk yıldır gazetecilik yapıyorum. Bu kadar ucuz, bu kadar isimsiz bir haber daha görmedim. Ekrem Hoca, Iğdır’da eğitimin kalitesini yükseltmenin mücadelesini verirken, “hocalara baskı yapıyor” ifadesi yakışmamıştır. Hele ki Cumhuriyet gazetesi gibi bir kurumun böyle bir habere imza atması, Iğdır’da herkesi üzmüştür.
Ne önceki rektörlerle ilgili bir karalama, ne uzaklaştırma çabası var. Ama şurası çok net: Iğdır Üniversitesi, yan gelip yatma yeri değildir. Artık bu düşünce kurumun içinde de dışarıda da yer edinmeye başlamıştır.
Çalışan, üreten, bilgisini bölgeye aktaran herkesin Ekrem Gürel’in yanında yeri vardır. Ancak geçmişte "adamcılık" yapan, üniversitenin imajını zedeleyen, çalışmadan koltuk peşinde koşanların ne üniversitede ne de Iğdır’da yeri kalmamıştır.
Kimse Rektör Prof. Dr. Ekrem Gürel’e çamur atmaya kalkmasın. Çünkü arkasında sadece bir siyasi görüş ya da bir yapı değil, tüm Iğdır halkı vardır. Azerisiyle, Kürdüyle, Türkmeniyle, bu şehirde yaşayan herkes, Ekrem Hoca’nın yanında durmaktadır.
Bu şehir yıllarca bekledi. Şimdi zamanı geldi. Ekrem Hoca’ya sahip çıkmak, aslında Iğdır’a sahip çıkmaktır.












