Son günlerde “Çırpınırdı Karadeniz” şiiri etrafında kopan tartışma, aslında sıradan bir bilgi karmaşasının ötesinde, millet olarak yaşadığımız derin bir duygu kırılmasını yeniden hatırlattı. Bazı isimlerin, tarihsel temeli olmayan iddialarla milletin hafızasında yer etmiş değerlere yönelmesi elbette düşündürücüdür. Asıl düşündürücü olan ise, bu tür yaklaşımlara karşı toplum olarak gösterdiğimiz şaşırtıcı hoşgörü ve kırılganlıktır.
Bugün ne yazık ki biz, kendi değerlerine sahip çıkmakta tereddüt eden bir millet hâline getirildik. İçimizde bizden olmayan, bu toprağın ruhunu taşımayan ama bizdenmiş gibi davranarak hoşgörümüzün arkasına saklanan çok kişi var. Bu hoşgörü de çoğu zaman en çok değerlerimize zarar veriyor. Çünkü kendi kahramanına sahip çıkmayan toplum, başkalarının söylemlerinin rüzgârında savrulmaya mahkûm olur.
Tartışmanın merkezindeki isim Ahmet Cavad’tır. 1892’de doğan bu büyük şair, Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesinin en ateşli seslerinden biri olmuş, eserlerine vatan sevgisini, Türk milletine duyduğu bağlılığı ve özgürlük tutkusunu işlemiştir. En bilinen eseri “Çırpınırdı Karadeniz”, yalnız Azerbaycan’da değil, bütün Türk dünyasında millî duyguların sembolü hâline gelmiştir. Sovyet döneminde “milliyetçilik” suçlamasıyla tutuklanıp 1937’de kurşuna dizilmesi ise onun bedel ödeyen bir mücahit olduğunu göstermektedir. Bu şiirin her dizesinde onun azmi, acısı, inancı ve milleti uğruna göze aldığı ölüm vardır.
Tam böyle bir şairin, böyle bir şiirin, hiçbir bilimsel ya da tarihsel temeli olmayan bir iddiayla başka bir isme, üstelik 18. yüzyılda yaşamış Ermeni âşık Sayat Nova’ya mal edilmeye çalışılması dikkat çekicidir. Sayat Nova ozanıdır, ancak onun dönemi, yaşadığı siyasi şartlar ve sanat anlayışı ile “Çırpınırdı Karadeniz”in ruhu arasında hiçbir bağ yoktur. Nova’nın 1712–1795 yılları arasında yaşadığı biliniyor; o dönem Türkçülük fikrinin adı bile konmamıştı. Dolayısıyla millî bir ideolojiyle yazılmış, Türk birliğini ve Karadeniz coğrafyasını merkeze alan bir şiiri Sayat Nova’ya bağlamak gerçeklikten uzaktır.
Bu noktada Ahmet Cavad’ın torunu Cavad Ahundzade’nin tepkisi, yalnız bir aile mensubunun kırgınlığı değildir. O, aslında Türk dünyasının ortak incinmişliğini dile getirmiştir. “Tarihi iyi okumalıdır” derken sadece bir şahsa değil, tarihi çarpıtan tüm zihniyetlere seslenmiştir. Çünkü mesele bir şiirin kime ait olduğu meselesi değildir; mesele, bir milletin kahramanlarına, şehitlerine ve değerlerine sahip çıkıp çıkamadığıdır.
Asıl soru şudur: Bir asır önce yazılmış, yazarı belli, yazılış dönemi belli, siyasi arka planı açık olan bir eseri neden başka bir milletin ozanına mal etmek istenir? Buna neyin sebep olduğu üzerinde düşünmek gerekir. Bazen insanlar tek bir özellikleri sayesinde toplumda görünür hâle gelirler. Fakat bunu koruyamadıklarında, yeniden gündeme gelmek uğruna gerçeklerden uzak iddialara sarılabilirler. Bu tür girişimler, toplumun kırılma noktalarına oynayan, dikkati kendine çekmek isteyen söylemlerdir.
Ahmed Cavad bizim şairimizdir. Türk dünyasının bağrından çıkmıştır. Milleti için canını vermiş bir aydındır. Eseri de mücadelesi de bize emanettir. Onu unutturmak isteyenlere karşı durmak sadece bir vefa değil, aynı zamanda millî hafızayı koruma sorumluluğudur. Gerçekleri çarpıtanlarla mücadele de bu sorumluluğun bir parçasıdır.
Bugün yaşanan tartışma da bu açıdan ibretliktir. Bu tür iddialar gelip geçer, fakat arkasında bıraktığı sorular kalır: Biz kendi değerlerimize ne kadar sahip çıkıyoruz? Kimin neyi neden söylediğini ne kadar sorguluyoruz? Ve en önemlisi, tarihimizi kimlerin yazmasına izin veriyoruz?
Bunları sorgulamadıkça her iddia yeniden karşımıza çıkar. Oysa Cavad’ın mirasına sahip çıkmak, sadece bir şaire değil, bir milletin ruhuna sahip çıkmaktır.











