Bayramlar, birlik ve beraberliğin pekiştiği, küskünlerin barıştığı, yoksulların ziyaret edildiği ve dayanışmanın zirve yaptığı mübarek günlerdir. Bu ruhu tam anlamıyla yaşatmak hepimizin sorumluluğundadır. Kendi ailem ve yakın çevrem adına bu birlikteliği en güzel şekilde hissettiğimi söyleyebilirim. Çocuklarımla bir araya gelmenin sevincini yaşarken, ben de gurbetten gelen evlatlarımla hasret gidermenin mutluluğunu doyasiya tattım. Ancak, daha geniş bir çerçeveden baktığımda, toplum olarak aynı birlik ve beraberlik ruhunu tam anlamıyla yaşatabildiğimiz söylenemez.
İslam, ayrımcılıktan uzak durmayı ve birliği esas almayı emreder. Ancak ne yazık ki, İslam alemi olarak bu birlikteliği tesis etmekte sürekli zorlanıyoruz. Mezhep farklılıkları, siyasi çekismeler ve ekonomik çıkarlar ön planda tutuldukça, toplumsal huzurun ve dayanışmanın sağlanması giderek zorlaşıyor. Oysa bizler, ortak değerlerimiz etrafında bürünmeyi başarabilirsek, sadece bayramların değil, her günün bayram havasında yaşanmasını sağlayabiliriz.
Ülkemizde de benzer bir tablo gözleniyor. Siyasi kutuplaşmaların gölgesinde, birlik ve beraberliği tam anlamıyla hissedemiyoruz. Ancak şu an bir duraklama ve sükûnet dönemine girmiş gibiyiz. Bu sükûnetin gerçek anlamda bir huzura dönüşmesi en büyük dileğimizdir. Aksi takdirde, bu sükûnetin yerini bir tufan alabilir ve bunun geri dönüzü mümkün olmayan yaralara neden olması hepimizi derinden üzer.
Unutulmamalıdır ki, bayramlar sadece bireysel mutlulukların yaşandığı günler değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın da gün yüzüne çıktığı zamanlardır. Komşularımıza, akrabalarımıza, ihtiyaç sahiplerine el uzatmaktan geri durmamalıyız. Barış, huzur ve kardeşlik için elimizden geleni yapmalıyız.
Bu vesileyle, bu bayramın ülkemiz, milletimiz, şehrimiz, çevremiz ve ailelerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Daha nice birlik ve beraberlik içinde, huzur dolu bayramlar geçirmek dileğiyle, tüm okuyucularımın bayramını en içten duygularımla kutluyorum.












