Karşımıza çıkan “hafıza” sözünü asla unutmamalıyız. Hafıza, adalet ve gelecek… Bu üç kelime yalnızca birer sözcük değil; içi büyük acılarla, mücadelelerle ve kararlılıkla doldurulmuş kavramlardır. Bu kelimelerin her biri, geçmişin karanlığından geleceğe uzanan birer ışık gibi önümüzde duruyor. 15 Temmuz'u bir daha yaşamamak için, bu kelimelere sıkı sıkıya sarılmalıyız.

O karanlık geceyi geride bırakalı dokuz yıl oldu. Ama acısı hâlâ taze, hâlâ derin. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın düzenlediği “15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü” programlarıyla, biz basın mensupları olarak bir kez daha hafızamızı tazeledik. Yaşananları yeniden hatırladık, yeniden hissettik. O geceyi sanki bir kez daha yaşar gibi oldum. Gözlerim doldu, içim burkuldu. Çünkü 15 Temmuz sadece bir tarih değil; milletimizin yazdığı destanın adıdır.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın konuşmaları, kuşkusuz hepimizi derinden etkiledi. Ancak özellikle panelde konuşan gazeteci Hande Fırat’ın söyledikleri beni fazlasıyla düşündürdü. Bir gazeteci olarak kendime dönüp yeniden bakmama vesile oldu.
Hande Fırat, “Gazeteci haber yapar ama sadece yıpratıcı haber yapmaz. Gazeteci de bu ülkenin bir vatandaşıdır,” dedi. Ne kadar doğru… Bu ülke bir binaysa, her bir kurumu, her bir bireyi o binanın kolonlarıdır. Basın da bu kolonlardan biridir. Eğer bir kolon eksik olursa, bina ayakta kalamaz; yıkılır. Bizler de basın mensupları olarak bu sorumluluğun bilincinde olmalıyız. Çünkü bu ülke hepimizin. Allah korusun, ülkemiz zarar görürse, hepimiz zarar görürüz.
Bakın Gazze’ye… Orada gazetecilerin hangi koşullarda görev yaptığını, aileleriyle birlikte nasıl hedef alındıklarını görüyoruz. Kaç meslektaşımız katledildi, kaç çocuk babasız, kaç aile yuvasız kaldı. O yüzden biz, her şeyden önce “ülkemiz” demeliyiz. Ülkemize bir saldırı varsa, basın mensubu kimliğimizin yanında vatandaşlık bilinciyle de hareket etmeliyiz. Ay yıldızlı bayrağımızın ebediyen göklerde dalgalanması için üzerimize düşeni yapmalıyız.
Bu yılki program, gerek içeriği gerek katılımı açısından oldukça verimli geçti. FETÖ ve benzeri hain yapıların bu millete yaşattığı ihanet, yerli ve yabancı gazetecilerin gözleri önünde bir kez daha tüm gerçekliğiyle ortaya kondu. İletişim Başkanlığı tarafından titizlikle hazırlanan bu program için emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Eksiksiz bir şekilde yürütülen bu tür çalışmalar, millet olarak hafızamızı diri tutmak ve geleceğe daha sağlam adımlarla yürümek adına büyük önem taşıyor.
15 Temmuz’un yıldönümünde bir kez daha gördük ki, unutmamak bir görevdir. Hafızamızı canlı tutmak, geleceğimizi korumanın ön koşuludur. Bu millet, ne unutur ne de affeder. Çünkü biz, aynı bayrağın altında, aynı toprakta kardeşçe yaşamanın kıymetini bilen bir halkız. Ve unutmayalım: Bu ülke hepimizin.











