Gazetecilik serüvenim 38 yılı geride bıraktı. Bu süreçte muhabirlikten köşe yazarlığına kadar birçok alanda görev yaptım. Her satırımda, her haberimde, her yazımda taşıdığım bir ideal vardı: Iğdır’ı hak ettiği yere taşımak. Yıllardır hep aynı sorularla boğuştum: Neden Iğdır, batıdaki şehirlerle aynı çizgide yürüyemiyor? Neden bizdeki potansiyel, oralardaki sinerjiye dönüşemiyor?
Erzurum’a bakın., hangi parti iktidardaysa ona yönelmiş, iş birliğini öncelemiş. Sonuç ortada: Her dönem destek gören, projelerle büyüyen, bakanların ve merkezi idarenin gözdesi olmuş bir şehir. Erzurum’da helikopterle hasta taşınan hastaneler var. Biz hâlâ Kars kadar bile olamıyoruz. Tarım bizde, sulama bizde, potansiyel bizde; ama bölge müdürlükleri, karar verici kurumlar Kars’ta. Herkesin göremediği ama elimizden kayıp giden öyle çok fırsat var ki… Hangisinden başlasam, hangisini anlatsam?
Şunu açıkça söylemeliyim ki siyasetten anlamam; ama 38 yılda gördüğüm bir şey var: Seçtiklerimizden ne isteyeceğimizi bilmiyoruz. İş, tayin, atama istemek vatandaşın hakkı olabilir, evet; fakat siyaseti sadece bu talepler etrafında meşgul etmek, şehri ileri taşımaz. Iğdır’a hizmet edecek yapıları güçlendirmek varken, her seçileni bireysel talep kuyruğunda karşılıyoruz. Bu bakış açısı hem siyasetçiyi hem Iğdır’ı yıpratıyor.
Geçtiğimiz günlerde Iğdır Üniversitesi’ne hemşerimiz bir rektör atandı. Ne yazık ki bu önemli gelişmeye yönelik güçlü bir teşekkür ya da sahiplenme sesi duymadık. Birkaç kişi cılız bir şekilde dile getirse de, çoğunluk bu atamayı bir istihdam fırsatı gibi gördü. Daha rektör koltuğuna oturmadan iş isteyen, kadro bekleyen, torpil arayanlar sıraya girdi. Tebrik için değil, beklenti için gidildi kapısına. Oysa bu makam, Iğdır için stratejik bir fırsattır. Yeni rektör, üniversiteyi bölgesel bir çekim merkezi yapma vizyonuyla göreve başladı. Bizim görevimiz, onu desteklemek, Iğdır’ın gençlerine yeni kapılar açmak için onun önünü açmaktır.
Hatırlayalım: Üniversitenin ilk kurucu rektörü döneminde birtakım binalar mecburiyetten yapılmıştı. Ancak ikinci rektör döneminde neredeyse tek bir çivi bile çakılmadı. Şimdi önümüzde bir şans var. Bu şansı değerlendirmek, Iğdır adına sorumluluk almak demektir.
Yine geçtiğimiz haftalarda Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Iğdır’a yönelik ciddi proje planları açıklandı. Birkaç yeni tesis, gençlere yönelik alanlar, yatırımlar konuşuldu. Ama şehirde bir heyecan göremedik. Bu projeler, bir başka şehirde duyurulsa yerel basın günlerce konuşur, halk sahiplenir, STK’lar destek verir. Bizdeyse sessizlik hâkim.
600 yataklı devlet hastanesi projesi var. Türkiye tasarruf tedbirlerini konuşurken, böyle büyük bir yatırımın Iğdır’a ayrılması başlı başına büyük başarı. Fakat bu yatırım bile kamuoyunda ne yazık ki “Neden hâlâ bitmedi?” serzenişiyle karşılanıyor. Elbette eleştiri yapılmalı ama bu eleştiriler, yapıcı bir anlayışla dile getirilmeli. Çünkü bu yatırımların takdir edilmesi, sahiplenilmesi ve korunması gerekir.
Bütün bu tablo bize bir gerçeği gösteriyor: Iğdır’da siyaset, vatandaşla olan ilişkisinde hâlâ beklentiler üzerinden şekilleniyor. Oysa artık yeni bir anlayışa ihtiyacımız var. Siyasetçiden, bürokrattan, rektörden sadece iş değil; vizyon, proje ve strateji de istemeliyiz. Kapı kapı dolaşıp randevu almaktan, makam beklemekten vazgeçip, “Iğdır için biz ne yapabiliriz?” sorusuna cevap aramalıyız.
Geçtiğimiz gün bir büyüğümüzle sohbet ederken, “Ben Iğdır’dan artık ümidimi kestim,” dedi. Bu söz, sadece bireysel bir umutsuzluk değil, aslında yılların birikmişliğinin acı özetiydi. Ama ben bu umutsuzluğa karşı, hâlâ hayal kuruyorum. 38 yıldır Iğdır için hayal kuruyorum. Ve diyorum ki: Gelin, eleştiren değil, destekleyen olalım. İş isteyen değil, proje getiren olalım. Rektöre, siyasetçiye, bürokrata yük değil, yol arkadaşı olalım.
Iğdır’ın kaderini değiştirmek bizim elimizde. Bunu ancak birlikte, akılla, cesaretle başarabiliriz.












Güzel kardesim eli yıllık kadim dostum yazını okudum gerçek ığdır sevdalısı tebrik ederim kutlarım içimden gecenlerin hepisini yazmışsın sagol selamlar