Son günlerde bazı ulusal gazetelerin, Azerbaycan’la ilgili haberleri, ciddi bir rahatsızlık kaynağı haline gelmiş durumda. Bu yayınlar, tarafsız habercilik iddiasının çok ötesine geçerek, iki dost ülke arasındaki tarihi ve stratejik ilişkilere gölge düşürmeye çalışıyor. Türkiye ve Azerbaycan’ın liderleri, Recep Tayyip Erdoğan ve İlham Aliyev, yıllardır sürdürdükleri samimi ve güvene dayalı ilişkilerle sadece iki ülkeyi değil, bölgeyi de etkileyen güçlü bir diplomatik çizgi oluşturmuşlardır.
Ancak görünen o ki bazı medya kuruluşları, bu gerçeği görmezden gelerek, maksatlı ve yalan haberlerle kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor. Bazı ulusal gazetelerin yayınları, ne yazık ki sadece tarafsız gazetecilik sınırlarını ihlal etmekle kalmıyor; aynı zamanda Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde güveni zedelemeyi hedefleyen bir dil kullanıyor. Bu durum, sadece iki ülke arasında değil, içeride de ciddi bir kafa karışıklığı ve yanlış algı yaratmaktadır.
Medyanın eleştiri hakkı tartışılmazdır. Ancak eleştirinin sınırı vardır; gerçekleri çarpıtmadan, kasıtlı iftiralara yer vermeden yapılmalıdır. Maalesef söz konusu gazeteler, liderler arasındaki samimiyeti ve iki ülke halklarının güvenini görmezden gelerek, yalan ve asılsız iddiaları manşetlere taşımaktadır. Bu tavır, sadece bir haber kusuru değil; aynı zamanda diplomatik bir sorumluluğun da ihlalidir.
Bir soruyu sormak gerekiyor: Eğer bu gazeteler, liderlerin samimiyetini ve iki ülke arasındaki güçlü ilişkileri bile görmezden gelerek asılsız iddialar yayıyorsa, yarın aynı yaklaşımı Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı göstermeyeceklerinin garantisi nedir? Bu, basit bir medya sorumluluğu ihlali değil, gelecekte oluşabilecek ihanet algısının da habercisidir. Toplumun güvenini sarsmak, yanlış bilgilerle kamuoyunu yönlendirmek, medyanın görevi olmamalıdır.
Türkiye ve Azerbaycan ilişkisi, sadece liderler arasındaki samimiyete değil, yıllara dayalı dostluğa ve iki halk arasındaki güven bağlarına dayanır. Bu bağlar, basit manşetlerle ya da provokatif içeriklerle zedelenemez. Ancak bu tür yayınlar, kısa vadede sansasyon yaratabilir; uzun vadede ise hem ülkemizin itibarına hem de medyanın kendi güvenilirliğine zarar verir.
Medya kuruluşlarının asıl görevi, doğruları halkla buluşturmak, güveni tesis etmek ve ilişkilerin sağlıklı bir zeminde sürmesini sağlamaktır. Köklü gazetelerin, bu sorumluluğu yerine getirmesi sadece Türkiye-Azerbaycan dostluğunun değil, aynı zamanda medyanın kendi prestijinin de teminatı olacaktır.
Tarafsızlık ve sorumluluk her şeyin önünde gelmelidir. Aksi takdirde, yalan haberlerin, asılsız iddiaların ve maksatlı yayınların bedeli, sadece medyanın değil, ülkenin ve iki dost ülkenin geleceğinin de ağır biçimde ödenmesini gerektirecektir











