Iğdır’da artık mesele yalnızca bir belediye hizmeti aksaklığı değil, ciddi bir yönetim krizidir. Sokakta, çarşıda, kahvede, evlerde konuşulan tek konu var: Belediye yok, hizmet yok, çözüm yok. Vatandaş öfkeli, sabırsız ve haklı. Çünkü artık yaşananlar tahammül sınırlarını çoktan aşmış durumda.
Belediye yönetiminin 204 işçiyi işten çıkarmasıyla başlayan süreç, sadece bu emekçilerin ve ailelerinin hayatını altüst etmekle kalmadı; doğrudan şehir hayatını da felç etti. Belediyenin omurgasını oluşturan bu çalışanların bir anda sistem dışına itilmesi, sahadaki hizmetlerin aksamasını kaçınılmaz hale getirdi. Temizlikten altyapıya, çevre düzenlemesinden günlük rutin işlere kadar birçok alanda ciddi boşluklar oluştu.
Bu noktada iddialar daha da ağır. İşten çıkarmaların liyakat ya da zorunluluk gerekçesiyle değil, ayrımcı bir anlayışla yapıldığı yönündeki söylemler şehirde yüksek sesle konuşuluyor. “Irkçılık” kelimesi artık fısıltıyla değil, açık açık dile getiriliyor. Bu iddialar doğru olsun ya da olmasın, yönetimin bu algıyı kıracak şeffaflıkta ve ikna edicilikte bir duruş sergileyememesi başlı başına bir sorundur.
Mağdur edilen işçiler bir yana, asıl ağır bedeli şimdi vatandaş ödüyor. Çünkü belediye hizmetleri aksadıkça, yaşam kalitesi doğrudan düşüyor. Çöp toplanmıyor, sokaklar kirli, çevre bakımsız. Ve bütün bunlar olurken belediyeden gelen tek şey, açıklamalar ve bahaneler oluyor.
Artık çağ değişti. Sosyal medya, yerel basının bile önüne geçmiş durumda. Nerede bir çöp yığını, nerede akan bir kanalizasyon, nerede günlerce verilmeyen su varsa, saniyeler içinde görüntülenip paylaşılıyor. Vatandaş kendi belediyesini ifşa etmek zorunda kalıyor. Bu tablo, yönetim adına utanç verici olduğu kadar düşündürücüdür.
Yakın geçmişte Iğdır’ın hava kirliliği sorunu günlerce konuşuldu. Yerel basında manşet oldu, ulusal basında haberleştirildi. İnsanlar nefes alamadıklarını haykırdı. Ancak yine kalıcı bir çözüm üretilemedi. Sorun gündemden düşünce, yetkililerin de gündeminden düştü. Şimdi benzer bir tablo su meselesinde karşımıza çıkıyor.
Su… Hayatın ta kendisi. Ertelenemez, ikame edilemez, yokluğuna alışılmaz. Belediye başkanı basın açıklaması yaptı. Sorumluluk geçmiş yönetimlere, hatta kayyum dönemine yüklendi. Elbette geçmişte yapılan yanlışlar konuşulmalı. Ancak seçilmiş bir yönetimin sürekli geçmişi işaret etmesi, bugünü açıklayamamasının itirafı gibidir.
Şu soruyu sormak herkesin hakkı: Tamam, geçmiş yanlış yaptı. Peki siz göreve geldikten sonra ne yaptınız? Hangi altyapı yatırımı yapıldı, hangi risk öngörüldü, hangi kriz önceden hesaplandı? Vatandaş bunların cevabını duymak istiyor.
Üstelik acı bir gerçek var: Iğdır’da son yıllarda yapılan birçok küçük hizmet, istemeden de olsa, kayyum dönemiyle anılır hale geldi. Bu durum mevcut yönetim açısından ciddi bir sorgulama nedenidir. Çünkü halk, kendi seçtiği yöneticiden daha fazlasını bekler.
Yıllardır Ünlendi Barajı konuşuldu. “Ünlendi’den su gelsin, Iğdır rahatlasın” denildi. Nihayet bu proje hayata geçtiğinde, herkes derin bir nefes aldı. “Oh be, su sorunu çözüldü” dedik. Ancak bugün gelinen noktada, bırakın çözümü, şehir daha büyük ve köklü bir su kriziyle karşı karşıya.
Günde sadece 5 saat su verilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Geriye kalan 19 saat boyunca insanlar nasıl yaşayacak? Evlerde çocuklar var, yaşlılar var, hastalar var. Tuvalet ihtiyacı, banyo, temizlik, yemek… Bunların hiçbiri lüks değil, temel ihtiyaçtır. Bu tabloyu yaşayan bir şehirde “kusura bakmayın” demek, vatandaşa sunulabilecek bir çözüm değildir.
Su sorunu, çöp sorunu gibi değildir. Bir gün toplanmasa da idare edilebilir belki. Ama su yoksa hayat durur. Bu nedenle vatandaşın öfkesi sadece anlaşılır değil, son derece meşrudur.
Siyasi partilerin açıklama yapması da bu yüzden kaçınılmazdır. Ortada büyük bir kriz varken, muhalefetin sessiz kalması beklenemez. Ancak asıl sorun şudur: Belediye yönetimi kriz anında bile çözüm üretmek yerine, siyasi mesaj vermeyi tercih ediyor. Basın toplantıları yapılıyor ama somut, net, takvimli çözümler ortada yok.
Iğdır’da yıllardır seçimler çoğu zaman vizyonla, projeyle, şehircilik anlayışıyla kazanılmadı. Kimlikler, aidiyetler, “bizden–sizden” ayrımları konuşuldu. Belki bugün yaşananların temelinde de bu siyasi kültür yatıyor. Popülist söylemlerle, süslü laflarla oy alıp, koltuğa oturduktan sonra gerçeklerle yüzleşmek zor geliyor.
Ama artık mazeret dönemi bitmiştir. Vatandaşın beklentisi çok net: Hizmet. Kimle görüşmeniz gerekiyorsa görüşün, hangi kurumla masaya oturmanız gerekiyorsa oturun. DSİ mi, bakanlık mı, başka bir kurum mu fark etmez. Gerekirse Ankara’ya gidin, gerekirse kapı kapı dolaşın. Ama bu sorunları çözün.
Iğdır’ın kaybedecek bir günü bile yok. İnsanlar artık siyaset dinlemek istemiyor. Kim suçlu tartışması da yapmak istemiyor. Millet isyanda. Su istiyor, temizlik istiyor, düzenli belediye hizmeti istiyor.
Bu şehir laf değil, icraat bekliyor. Belediye yönetiminin de bunu artık görmesi, anlaması ve gereğini yapması gerekiyor. Çünkü Iğdır’da sabır tükenmiştir.ö











