Son günlerde kamuoyuna yansıyan “PKK fesh edildi” haberleri, birçok insan tarafından sevinçle karşılandı. Elbette hepimiz bu ülkenin terörden arınmasını, şehit haberlerinin son bulmasını, askerimizin ve polisimizin burnunun bile kanamamasını istiyoruz. Ancak, geçmişte yaşananlar bize gösterdi ki bazı yapılar, kökten yok olmadan sadece isim değiştirerek sahneye geri dönebiliyor. Bu nedenle, bu gelişmeye ihtiyatla yaklaşmakta fayda var.
Hatırlayalım… Daha önce terörle bağlantılı olduğu tespit edilen bazı partiler, kapatılma aşamasına gelmeden hemen önce başka bir isim altında yeni bir yapı oluşturmuş, kısa sürede faaliyetlerine kaldığı yerden devam etmişti. Bu tür taktikler, hem kamuoyunu yanıltma hem de yargı süreçlerinden kaçınma amacı taşıyordu.
PKK'nın sözde fesih açıklaması, yalnızca Türkiye sınırları içerisindeki yapının ortadan kaldırılacağı anlamına geliyorsa, bu büyük bir eksiklik olur. Zira Irak, Suriye ve İran’da faaliyet gösteren PKK’nın uzantıları halen aktif durumda. Ayrıca, PKK'nın yerini alabilecek başka yapılanmaların devreye girme ihtimali, göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle, sadece Türkiye içindeki yapılanmanın fesh edildiği yönündeki beyanlarla yetinmek, büyük bir stratejik hata olabilir.
Bu süreçte dikkat çeken bir başka unsur ise kamuoyundaki bazı söylem değişiklikleri. Uzun süredir tanıdığım, emekli bir devlet memuru olan ortaokul arkadaşım, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada “Bu ülke hepimize yeter. Herkesin bu ülkeyi karıştırmaya çalıştığını görmüyor musunuz?” dedi. Oysa süreç başlamadan önce bu tür bir ifadeyi ondan duymak mümkün değildi. Görünen o ki sahadaki gelişmeler, bazı zihinleri olumlu yönde etkilemiş. Ancak bu değişimin ne kadar kalıcı olduğu, olayların seyrine bağlı.
Bu süreçte büyük riskler alındı. Bir dönem “bölücübaşı meclise gelsin, konuşsun” söylemi bile dillendirildi. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Türkiye Cumhuriyeti adına bu süreci destekleyerek ciddi bir siyasi risk aldı. Ancak bu destek, PKK’nın ve onunla bağlantılı tüm yapıların tamamen tasfiye edilmesi, bir daha gündeme gelmemesi şartıyla anlam kazanır. Aksi takdirde, bugün sonlandırıldığını düşündüğümüz tehdit, yarın başka bir isimle, belki daha güçlü şekilde karşımıza çıkabilir. Bu da hem siyasi hem güvenlik açısından telafisi zor bir tablo doğurur.
Bugün gelinen noktada, Türk güvenlik güçlerinin büyük bir azimle yürüttüğü operasyonlar sayesinde PKK’nın eylem kabiliyeti neredeyse sıfıra indirilmiş durumda. Bu büyük bir başarıdır. Ancak bu başarının kalıcı olabilmesi için sadece sahadaki değil, fikir düzeyindeki mücadele de kararlılıkla sürdürülmelidir.
PKK’nın fesh edildiği açıklamasına temkinli yaklaşmak gerekir. Gerçekten bir son mu, yoksa yeni bir başlangıcın perde arkası mı? Bu sorunun cevabını önümüzdeki süreçte göreceğiz. Ancak o zamana kadar, kelime oyunlarına ve taktiksel manevralara karşı gözümüz açık olmalı. Gerçek bir barış, ancak terörün her türlüsünün tüm uzantılarıyla birlikte ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilir.












