“NEYNİYİM, NECE
ELİYİM ? Demiyesen “ Atasözümüz.
Geçmişimizde büyüklerimizden sıkça duyduğumuz;
“Neyniyim, Nece eliyim? demiyesen.”
küçük yaşlarda manasını idrak edemediğimiz bu ata sözümüzün manasını anlamaya başladıkça,
büyük bir içtenlikle söylenen bu sözdeki anlamın ne kadar kıymetli olduğunu düşünür, ister istemez hüzünleniriz.
Büyüklerimizin bizleri hem o günlerimizde hem de yarınlarımızda dualarına emanet ettiklerini, sevgileriyle sarıp sarmaladıklarını düşünür duygu seli yaşarız.
Sadece annelerimizden, büyük annelerimizden ve yakınlarımızdan mı duyardık;
“Neyniyim, nece eliyim? demiyesen“ sözünü?
‘Hayır’ dediğinizi duyar gibi oluyorum.
Hiç tanımadığımız ne kadar çok insandan duyduk bu güzel cümleyi.
Ne zaman duyardık?
Yolda rastladığımız yaşlı birisinin yükünü taşımaya yardım ettiğimizde.
Kapımızı çalan birini eli boş göndermediğimizde.
Kimsesiz birini ziyaret edip yalnız olmadığını hissettirmemizde.
Çaresiz birine elimizden geldiği, gücümüzün yettiği, dilimizin döndüğünce destek olduğumuzda.
Büyüklere saygımızı, küçüklere sevgimizi yitirmediğimizde.
Ana baba sevgisini saygısını ön planda tutup onlara karşı görevlerimizi layıkıyla yerine getirdiğimizde
Yıkıcı olmayıp, yapıcı olduğumuzda.
Çevreye, doğaya, hayvanlara merhametli davrandığımızda.
Elimizdekinin değerini bilip daha fazlası uğruna canlar yakmadığımızda.
Hakkımız olmayana göz dikmediğimizde.
Doğruluğu, dürüstlüğü ön planda tutuğumuzda.
Hakkı hukuku gözetip, haksızlık karşısında susmadığımızda.
Sevgilerimizi hoyratça harcamadığımızda.
Paylaşmayı, yardımlaşmayı unutmadığımızda.
Her şeyin maddiyattan ibaret olmadığı bilinciyle hareket edip, manevi değerlerlerimizi yitirmediğimizde.
Düşmanlığın yerine dostluğu, nefretin yerine sevgiyi, saygıyı muhabbeti koyduğumuzda…
Ne kadar da içten söylerlerdi bu güzel sözü.
Yüreklerinin sesi, sevgilerinin ifadesiydi.
Merhamet doluydu, minnet doluydu.
Yapılan ufak bir iyiliği karşılıksız bırakmamaktı.
En derin duyguların dualarla birleşip cümlelere dökülmüş haliydi.
Olumsuzluklara, kötülüklere karşı korumaktı, manevi destekti...
Büyüklerimizin daha nice güzel ifadeleri vardı.
Dualarıyla yüreklerinin sesini birleştirip bizi emanet ettikleri…
Sevgi dolu, umut dolu ve korumacı…
“Bala can” diye başlarlardı.
“Ağ günner göresen.”
“Ağ (beğt) baht olasan.”
“Bir goyasan, min götüresen.“
“Axırınnan yarıyasan.”
“Axırın xeyir olsun.“
“Balalarıyın behrini yiyesen.”
“ Sinende ağ tühler pitsin”
(Uzun ömürlü ol .”
“ Seni min putağ olasan”
“ Gözü dolusuca göresen”
Daha niceleri…
Yıllar geçip de hayatı tanıdıkça, bu güzel sözü ve sözleri bazen gülümseyerek, bazen ‘ah’ çekerek hatırlar ve kendimizi o günlerde buluruz.
Adaba şimdi ne kadarını kullanıyoruz, ne kadarına ne kadar sadık kalabiliyoruz?
Düşünüyorum da;
Hayatta ne kadar da çok “ Neyniyim? Nece eliyim?” dediğimiz günlerimiz, uykusuz geçirdiğimiz gecelerimiz olmuştur, olmaya da devam ediyor…
Günlerce hastane kapılarında bir umut beklediğimiz,
Yoğun bakım servisinin kapısı açıldığında yüreğimizin ağzımıza geldiği günlerimiz…
Çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayamayan bir anne babanın çaresizliği.
Var oluş yada yok oluş mücadelesi.
Hastalıklar karşısında çaresiz kaldığımız.
Sevdiklerimizin çaresizliklerine çare olamadığımız.
Kötü ve çaresiz günlerinde yanlarında bulunamadığımız.
Bir çıkmaza girip, çıkar yol bulamadığımız.
Umutsuzlukla karşı karşıya kaldığımız.
“Elim yandı, ağzıma tepdim” sözü, çaresizliği belirten en güzel dede-baba sözümüzdür.
Yaşadığımız, yaşamakta olduğumuz bazı zorlu süreçler ise “Neyniyim? Nece eliyim?“
ata sözümüzü sıkça hatırlayıp, sıkça kullandığımız günlerdir.
Hem toplum olarak, hem şahıs olarak büyük bir mücadele, büyük bir belirsizlikle karşı karşıya kaldığımız günlerde;
umudumuzu kaybetmeden , tökezlesek de düşmeden, her karanlığın bir aydınlığı vardır deyip mücadeleyi elden bırakmadan …
Nefes alıyorsak umut vardır deyip, hayatta mucizelerin var olduğuna inanarak…
Sağlıkla kalın, mutlu kalın, umutla kalın.
Hep beraber; üzüntüsüz, kedersiz, sağlık ve güzelliklerle dolu aydınlık yarınlara …
Saygı ve sevgilerimle











