Dolu dolu anılarımıza şahitlik eden, çocukluğumuzdan gençliğimizden izler taşıyan bu kapıların gerek dışında gerekse iç tarafında şahit olduğu, güzel IĞDIRIMIZIN o zamanki yaşantısından bazı kesitleri yad etmek için geçmişe, o güzel günlere bir yolculuğa çıkıyoruz.
Ve yolculuğumuz başlıyor….
Yönümüzü belirleyip yola koyuluyoruz. Epey yürüdükten sonra önümüze ,
yeşile boyanmış kuş
motifleriyle işlenmiş heybetli mi heybetli bir kapı çıkıyor.
Hava sıcak olduğundan yavaş yürümek zorunda kalıyoruz.
Kapının önünde “Soğuk gazooozzz “ diye bağıran çocuğa yaklaşıp birer şişe gazoz alıyoruz.
Gazozu yudumlarken kapının arka tarafından duyduğumuz ve kulağa hoş gelen ninni sesine kulak kabartıyoruz.
Çok etkileyici, o kadar da duygu yüklü bir ses ;
“ Lay lay deyim yatasan .
Gızıl güle batasan .
Gızıl gül kölgesinde .
Şirin yuxu yatasan”
Bir annenin çocuğunu uyutmak için söylediği bu ninni bizi çok etkilese de durmayıp yolumuza devam ediyoruz.
Çünkü, daha görmemiz gereken çok yer var.
Önümüze şırıl şırıl akan bir dere çıkıyor (arx). Biraz yürüdükten sonra köprüden geçerek karşı sokağa sapıyoruz.
Kapının önünde “beş taş “oynayan kızların ,diğer tarafta “cıcığ”, “yeddi gule ” oynayan çocukların neşeli ve heyecanlı halleri çok hoşumuza gidiyor.
Çocuklarla şakalaşarak ilerliyoruz.
Başka bir kapının önünde serilen kilimin üzerinde oturan bir kaç hanım, hararetli hararetli bir şeyler konuşuyorlar.
Yaşlı olan biri;
“ Ay uşağlar yer başıyıza gehetti ,gedin oyanda oynayın !“
Çocukların hep bir ağızdan “Noğul verin gidek !“
Ve arkasından bir terlik fırlıyor ve gülüşerek koşan çocukların “
Noğul Noğul Noğul !!!”
diye alkış tutması görülmeğe değer.
Arkadan gelen bir annenin sevgi dolu sesiyle bir avuç şeker uzatışı;
“ Alın ! Arayızda paylaştırın “ şekerleri alan çocukların mutluluklarına diyecek yok.
Bu güzel tabloyu gülümseyerek izledikten sonra tekrar
yolumuza devam ediyoruz.
Başka bir dervazanın önünde bohçacı kadınların açtıları bohçaların içinden çeyizlik seçen anneler ve genç kızlar. Bohçacı kadınların ellerindekilerini satmak için döktükleri dil ,harcadıkları olağan üstü çaba…
Fazla oyalanmadan yolumuza devam ederek başka bir sokağa geçiyoruz. Sonuna kadar açık olan bir dervazadan görünen envai çiçeklerle süslü bahçenin güzelliği bizi büyülüyor.
Sulanıp süpürülen bahçeden çıkan mis gibi çiçek kokusuna karışan toprak kokusunu ise hala duyar gibi oluyorum.
Yolda Postacıyla karşılaşıyoruz.
Sırtında çantası bir taraftan yürüyor, bir taraftan mektupları sahiplerine ulaştırmaya çalışıyor.
Ağzında belli belirsiz bir türkü mırıldanarak mektuplarını dağıtıyor.
Kapı aralığında, annelerine yakalanmadan postacının mektup getirmesini bekleyen kızların belli etmemeye çalıştıkları heyecanları ise görülmeye değer.
Askerde oğlu olan, eşi olan, gurbette çocuğu, yakını olan herkes postacının gelişini dört gözle bekliyorlar( O zamanlar tek haberleşme aracı mektuptu, telefon ise ancak resmî kurumlarda , bazı iş yerlerinde, evlerde ise hiç yok denecek kadar azdı. )
Yaşlı bir nene;
“ Dağlar sende gözüm var .
Mende derde dözüm var .
Çağırın balam gelsin.
“ Ay oğul , niye bağırırsan ? Meni cinni eledin ?”
Çocuk “Muştuluğumu istiyirem ! Ehmed ağabeyi eskerden geldi !“
Fatma hanım hem sevinç göz yaşları döküyor, hem de;
“ Balaaa seni xeyir xeber olasan. Muşduluğun gözüm üsde!”
deyip
“ Gel seç hansı xoruzu istiyirsen tut apar !“
Çoçuğun keyfine diyecek yok.
Horozu ( O zamanlar Iğdır’da horoz dövüştürmek yaygın olduğundan, Hint horozu fazla rağbet görüyordu) koltuğunun altına alıp, sevinerek koşup gidiyor .
Bu güzel habere şahit olduktan sonra tekrar yolumuza devam ediyoruz.
Gelen ilk yol ayrımında hangi tarafa gitsek diye düşürken ,duyduğumuz bazı sesler tercihimizi yapmamızda büyük rol oynuyor ve sesin geldiği tarafa yöneliyoruz.
ÇERÇİ arabasına özene bezene yerleştirdiği naylon eşyalarla birlikte incik boncuk da satan ÇERÇİ nin etrafına toplanan hanımlar, leyen, mandal, süzgeç vs …
seçme telaşında.
Bir taraftan da evden getirdikleri bakır güğüm, kap, kazan gibi eşyaları eskimiş diye naylon eşyalarla değiştirme telaşında.
“ Biyy galaylada galaylada pığmışam“ “Ay gardaş bunnara ne verirsen ?”
gibi sorularla ve eşyaları değiştirmede karlı taraf olma telaşında.
Etrafta toplanan çocuklar ise “ Men top istiyirem !“
diğeri
“ Muncuk, kolye, sırga (küpe )istiyorum !“ diğeri
“ Atlamak için ip istiyirem ! “
Anneler ise kendi telaşlarında “ Ay bala tez ele, ocağda yemeğim var !”
diğeri
“ Ede el çek, ev topnan doludu! “ …. Hepsi kendine göre haklı.
Gülerek yolumuza devam ediyoruz.
O zaman farkında olmadığımız ama şimdi o zamanki büyüklerimizin ( daha çok bayanların ) farkında olmadan gözü açıkların tuzaklarına düştüklerini çok iyi anlıyoruz.
Karşılaştığımız sahne; büyük pikap arabadaki makine halıları ve evden eskimiş diye değiştirmek amacıyla yüklendikleri antika değerindeki el örme halıları vermek için uzun kuyruklar oluşturan kadınlar.
Halıları değiştirip çıkanlar;
“ Eski xeliyi verdim tep teze xeli aldım“ sevinciyle evinin yolunu tutuyor ve her gördüğüne överek tavsiye ediyor.
Şaşkınlığımızı ve merakımızı yenemeden yolumuza devam ediyoruz.
Dervazası açık olan bir kapıdan neşeli bir şekilde tahta sandalyeler ve masalar taşıyan bir grup;
“ İnşallah yağış yağmaz, o hal milleti hara goyacığ “
diye konuşan iki kadın, “ Kebin ( nikah yemeği )çöreğidi, yiyen gaxıp gidecek.”
“Ağ sekgellernen ağ birçeğleri de içeriye alarığ” diyerek ortalığı sakinleştirmeye çalışıyor.
Bu telaşlı muhabbetleri de duyduktan sonra “ Epey yol aldık “ diyoruz ve şimdi evlere, yani DERVAZANIN yada kapının diğer tarafına…
Evlerde de hemen hemen biribirine benzer şeyler oluyordu.
Bir annenin hortumu tutularak balkonu yıkadığını, ardından sulanan bahçenin güzelce süpürüldüğünü, balkon veya bahçeye hazırlanan sofra.
O zamanlar genellikle yer sofrasında yenilirdi .
Yemekler ısıtılır , her şey tamam ama yaz olduğu için mığmığlar ( sivrisinekler)aman vermiyorlar. Tabii ki annelerde çareler tükenmez “ Ay gız oradan bir deste guru ot geti , yandırağ! “Bu meretder göz verip ışığ vermiller “ . Ot yakılır, dumanına dayanamayan sivrisinekler kaçar ama dumandan evdekiler de nasiplerini alırlar.
Yine annenin sesi duyulur;
“ Semavere od at hazır olsun!”semavere ateş atılır, her şey hazır.
Dervazanın açılıp kapanma sesiyle babanın başında fötör şapka elinde bastonu , koltuğunun altında büyük bir kağıt torba ve gülen yüzüyle geldiği görülür ve neşeyle yemek yenir.
Çok sıcak olduğundan bunalan evin ninesi ( nenesi ) “ Allah gabul elemesin yarpağ terpeşmir “ ve başlar söylemeye;
“ Heydar heydar ese gel.
Xermenleri kese gel.
Oğlun , gızın gırılsın.
Desmal ( nendil) götür yasa gel “
Çoğumuzun da şahit olduğu gibi böylece rüzgarın eseceğine inanılırdı, bazan da tesadüf ederdi????
Ve nihayet yatma vakti gelmiştir. Dervazanın sürgüsü çekilir ve günün yorgunluğunu atmak için herkes yatağa.
Gece yarısı kapının hızlı hızlı çalınması, kötü haber belirtisiydi.
Ya telgraf gelirdi, ya da birisi haber vermeye gelirdi.
Bu arada eşi geç gelen hanımı, oğlu geç gelen anneyi uyku tutmazdı.
Darvaza kapısının kapanıp kilitlenmesiyle beklenenin geldiğinden emin olunup derin bir nefes alarak uykuya dalarlar.
Eğer gece rahat geçtiyse sabah dervazanın açılmasıyla kalkılır ve yeni bir gün başlardı.
Annenin sabah kahvaltısına küçük tandırında pişirdiği mis gibi ekmeğin kokusu demlenen çayın kokusuna karışır;
”Ay bala gağın, yumurta soğuyacak!” “Gün günorta oldu “
Toyuğ cüce surfaya gireceğ!” ….
Genellikle köyden doktora gelen veya Iğdır’da işi olanın da ilk geldiği yer Iğdır’daki akrabanın evi olurdu ve çatkapı gelinirdi.
Böylece kahvaltı beraberce yapılır ve
yeni güne misafirle başlanırdı…
Benimle geçmişe yaptığımız bu yolculukta gösterdiğiniz sabırdan dolayı hepinize teşekkür ediyor yürek dolusu sevgiler gönderiyorum.
Kapılarınızı çalan mutluluk ,sizi karşılayan güzellikler olsun.
Yürek dolusu sevgi ve saygılarımla











