Sherill’e göre Mustafa Kemal Batıya doğru yürüyüşünü iki büyük ihtilali gerçekleştirerek başarmıştır. Bunlardan birincisi artık devrini tamamladığına inandığı Osmanlı İmparatorluğu idaresine yöneliktir. İkincisi ve en önemlisi ise her yönden kudretli bulunan Yunanistan’ın, diğer güçlü devletlerin birleşerek meydana getirdikleri kombinezonun da desteği ile Türkiye’yi istila hareketine karşı olan ihtilaldir. Birbirinden tamamen ayrı olan bu iki ihtilal, her ne kadar aynı zamanda yapılmışlarsa da bunların gerçekleşmesi için takip edilen yol ve metot birbirinden farklır. Yabancı boyunduruğuna karşı ayaklanma, savaşın en sert hakemliği ile olmuştur. Oysa Türkleri köle haline getiren eskimiş ve yorgun düşmüş Osmanlı idaresine karşı yapılan mücadele, en yüksek seviyede bir siyaset stratejisinin sonucudur (Sherill, t.y. a.g.e:88). Bu strateji Mustafa Kemal tarafından sırası geldikçe uygulamaya konulan planlarla gerçekleşmiştir. Sherill’e ’ göre bu stratejiyi de tarihi sırasına yetiştirdiği büyük liderlerle şereflenmiş bir milletin, şimdiye kadar bir benzerini çıkarmadığı bir önder, bir siyaset adamı uygulamaya koymuştur. Mustafa Kemal’in çok önemli diğer bir görevi de; ümidi sönmüş ve birliği parçalanmış bir millete, öncelikle milli birlik bilincini vermek, Türk gençliğine iyi örnek olmaktır. İçerde sarayın yönetiminden, dışarıda yabancıların ordu ve donanmalarıyla yaptıkları baskıdan kurtarılmış, gerçek dost komşularla çevrili Türkiye ve 1923 Lozan Konferansının güler yüzlü manzarası ile o parçalanarak büyük küçük herkes tarafından taksim edilmeye hazır, galiplerin ayaklarında secdeye varan Türkiye’yi kıyaslayabilen herkes, Mustafa Kemal Paşa’nın hedefine varmakta ne derece başarılı olduğunu kolayca anlayacaktır.
Yunanlıların İzmir’e çıkmış bulunmalarının yarattığı heyecanla, milleti uyarmak ve milli birliği güçlendirmek için olanca gayreti gösteriyordu. Maddi eksiklikleri ve yoklukları çoktu. Üstelik millette bıkkınlık ve uyuşukluk da vardı. Fakat O, hiç telaş göstermeksizin yavaş yavaş işe başlamış, her güne, geçen günün sonuçlarını ekleyerek mücadelesini sürdürmüştür. Mücadeleyi sürdürürken, kâh büyük gayenin yarım gönüllü ve inançsız taraftarlarına yapılacak işleri anlatarak, kâh her geçen gün biraz daha artan taraftarlar arasında, zaman zaman ortaya çıkan kıskançlıkları uzlaştırarak, hiç dinlenmeksizin ve yorulmaksızın hep ilerlemişti (a.g.e:89).
3 Temmuz 1919’da Erzurum’a varmıştı. Şimdi gerçekten güven içinde ve Batıya doğru, Akdeniz’e yapacağı büyük yürüyüşün en Doğu noktasındaydı. Burada Doğu illeri Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini teşkilatlandırmakla meşguldü. Bu durum İstanbul hükümeti tarafından hoş karşılanmamıştır. Bundan dolayı 8 Temmuz’da Mustafa Kemal Paşa’nın görevine son verilmiştir. Oysa O, aynı gün sabah saatlerinde istifa ettiğini hem Padişaha, hem de Genelkurmay Başkanına bir telgrafla bildirmiştir. Artık geriye dönülmesi mümkün olmayan bir hedefe doğru kilitlenmişti. Yani açıkça “gemiler yakılmış, zar atılmış, yeni güneş de ufuklarda parlamaya başlamıştı. Türkiye için yeni bir gün doğuyordu” (a.g.e:90). Erzurum, bu yeni günün ilk kesin saatine işarettir. Kongre, Doğu illerinin hukukunu görüştükten sonra, Mustafa Kemal Paşa 29 Ağustos’ta Sivas’a hareket etmiştir. Burası, birçok haftalar için onun hareket merkezi olacaktır. Erzurum Kongresi, Türkiye’nin kurtarılması savaşında, Doğu illerinin birliğini meydana getirmişti. Sivas Kongresi için, daha geniş bir bölgeden temsilciler seçilmiştir. Eylül ayının dördünden on birine kadar devam eden kongrede, bu defa da “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” kurulmuştur. Dikkat edilecek olursa, Sivas Kongresiyle Rumeli ve Anadolu beraber anılıyor ve Avrupa’daki bu vilayet (vilayetler) Asya Türkiye’si ile birleştirilmiş oluyordu. Sherrill’e göre, Türkiye Cumhuriyetini teşkil edecek olan bütün topraklar, milletin bu uyanışında gayet açık ve pürüzsüz olarak, tek mesele halinde birleşiyordu. Milli karakterini açıkça belli eden bu kongrede alınan sonuçların en önemlilerinden birisi de, delegelerin dağılmasından sonra harekâtı devamlı olarak idare edecek olan bir“Heyeti Temsiliye” (yönetim kurulu; merkez karar organı) seçilmiş olması ve bu heyetin başkanlığına gizli oyla ve hemen hemen oy birliği ile Mustafa Kemal Paşa’nm getirilmiş olmasıdır. Bu suretle Mustafa Kemal’e saray ve çevresinin İstanbul’dan uzaklaştırmak için gerekli saydığı unvanlardan çok daha anlamlı ve kapsamlısını, bizzat millet vermiş oluyordu. Bu, O’nun için elbette çok daha değerliydi (a.g.e:91). Sivas Kongresi, Erzurum Kongresinin mahalli çabasını, “milli bir hareket” haline sokmuştur. Daha sonra da bu milli hareketin, Ankara’da toplanması söz konusu olacak ve bütün dünya Ankara’yı bir hükümet merkezi olarak tanıyacaktır. Bu yürüyüş Eskişehir, Sakarya ve Dumlupınar’la sürdürülecek, yolun en son merhalesi İzmir olacaktır. İzmir, Gazi’nin şimdi tarihe mal olmuş “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir” emrinin mana ve önemini belirten bir sembol olmuştur (a.g.e:96).
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 13 Ekim 1923 yılında Türkiye Cumhuriyetinin başşehri olarak ilan edilen Ankara, bugün, İstanbul’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük şehridir. Türkiye’nin en doğusunda doğan, ilk ışıklarım Erzurum sonra da Sivas’a veren yeni güneş, şimdi de Anadolu’nun büyük orta yaylasını, milli şuur ve hürriyetin bol ve zengin nuru ile aydınlatacaktır. Mustafa Kemal, milletin Akdeniz’e doğru akışında, Türkiye’nin tam istiklali ile kendi topraklarının tamamı üstünde hâkimiyet haklarını almasında, şimdi yarı yola varmış bulunuyordu (a.g.e: 100). Amasya’da Mustafa Kemal’le görüşen o zamanki Bahriye Nazırı (Milli Savunma Bakanı) Salih Paşa, meclisin İstanbul’da toplanmasını arzuluyordu. Mustafa Kemal ise, meclisin işgal altındaki İstanbul’da değil, Anadolu’da ve güvenliği bulunan bir yerde toplanmasını zorunlu görüyordu. Bu yer Ankara idi. Meclisin Ankara’da toplanmasını sağlamak için bütün ordu, kolordu, tümen, müstakil alay ve birlik komutanlarının görüşlerini de, yazdığı telgrafla sormuş ve bu konuda mutabık kalınmıştı. Çünkü İstanbul işgal altındaydı ve işgal altındaki bir başkentte toplantı yapmak sakıncalıydı.
Sivas Kongresi Temsil Heyeti, daimi merkezinin Sivas’tan Ankara’ya naklini kararlaştırmıştır. Mustafa Kemal Paşa da Kayseri üzerinden Ankara’ya doğru yola çıkmış ve 27 Aralık 1919’da Ankaralıların coşkun tezahüratı ile karşılanmıştı. 29 Aralık’ta yayınladığı bir telgrafla, seçilen milletvekillerinin İstanbul’a gitmeden önce Ankara’ya gelmelerini rica etmişti. Bu toplantıyı yapmaktaki amacı şuydu: ilgililerin hepsine; “milletin uyanışının ve son 9 ayda bu yolda gösterilen faaliyetin büyüklüğünü ve Türkiye’nin geleceğinin Erzurum’la Sivas Kongrelerinde atılan temeller üstüne kurulması gerektiğini anlatmaktı”. Bu toplantıda, milletvekilleri, Türkiye’nin tam bağımsızlık ve hürriyeti için tek cephe halinde çalışmaya karar vermiş olmalarına rağmen, İstanbul’da tekrar toplandıklarında, yerli ve yabancı bazı nüfuzlu kişilerin etkisinde kalarak, Ankara’da alkışladıkları amaç için, pratik hiçbir iş görmemişlerdir (a.g.e:99).
Atatürk’ün 23 Nisan 1920’de Ankara’da Meclisi toplantıya çağırmak için, 21 Nisan 1920 tarihinde bütün kolordu, müstakil tümen, müstakil alay, bütün vilayetlerle Müdafaa-i Hukuk merkezleri ve belediye başkanlıklarına bir telgraf göndermiştir (a.g.e: 111). Ona göre, Ankara'nın bu tarihi günde yaşadığı heyecanı ve o günün olaylarını anlatmanın en doğru yolu, tarihi değeri olan bu telgrafı tam metin olarak yayınlamaktır. Söz konusu telgrafın tam metni şöyleydi:
“ 1- Allah’ın izniyle Nisan’ın 23’üncü Cuma günü, Cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi toplanacaktır.
2- Vatanın bağımsızlığı, hilafet ve saltanat makamlarının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevi yapacak olan bu Büyük Millet Meclisinin açılış gününü Cuma’ya rastlatmakla, sözü edilen günün kutsallığından istifade edilerek bütün milletvekilleriyle birlikte Hacı Bayram Veli Camii’nde Cuma namazı kılınacak, okunan Kur’an’ı Kerim ve kılınan namazın nuruna bürünülecektir. Namazdan sonra Lahye-i Saadet (Hz. Muhammed’in sakalından tel) ve Sancak-ı Şerifle birlikte Meclis binasına gidilecektir.
3-Meclis binasına gidilmeden önce bir dua okunarak ve Buharii Şerif (Peygamber’in sözleri) okunmasıyla başlanacak ve Hatm-i Şerifin sonu, uğur getirmesi için Meclis Binası önünde tamamlanacaktır.
4- Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde aynı şekilde, bugünden itibaren Buharii Şerif ve Kur’an’ı Kerim okunmasına başlanarak, Cuma günü, ezandan önce, minarelerde Salâvatı Şerife (Peygamber Hz. Muhammed’e dua) okunacaktır. Hutbe sırasında halife ve padişahımızın adları söylenirken bizzat onun ve Memaliki Şahanenin (Vatanın) ve tebaai Mülukanelerinin (milletin) biran önce kurtulmaları ve Cuma namazının kılınmasından sonra, Kur’an’ı Kerim okunması tamamlanarak halifelik ve padişahlık makamının ve vatanın bütün bölgelerinin kurtarılması için harcanan emeklerin önem ve kutsallığı ve bütün milletin vekillerinden meydana gelmiş olan Büyük Millet Meclisinin vereceği yurt görevinin yapılması mecburiyeti hakkında dini öğütlerde bulunulacaktır. Daha sonra da halife ve padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, esenliği ve bağımsızlığı için dua edilecektir. Bu dini ve vatani görev yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra “Osmanlı şehirleri”nin her yanında, hükümet dairelerine gelinerek Meclisin açılışından ötürü resmen tebriklerde bulunulacaktır. Her yanda Cuma namazından önce mevlit okunacaktır.
5- Bu bildirinin hemen yayınlanması için her çareye başvurulacak ve hızla en uzak köylere, en küçük askeri birliklere, ülkenin bütün kurum ve kuruluşlarına duyurulması sağlanacaktır. Ayrıca büyük levhalar halinde her yere asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp parasız dağıtılacaktır.
6- Tanrı’dan başarılar dilerim (a.g.e:l 11-112; Yıldırım, 200; Nutuk, 390-391). Heyeti Temsiliye namına Mustafa Kemal
Ertesi gün de yine vilayetlere, kolordulara ve tümenlere telgrafla şu tamimi göndermiştir (a.g.e: 113-114; Nutuk,.392):
“- Allah’ın izniyle Nisan’ ın 23 üncü Cuma günü Büyük Millet Meclisi açılacaktır. Meclis’in çalışmaya başlamasını müteakip Millet Meclisinin bütün sivil ve askeri makamların muhatabı milletin tek mercii olacağı ta minen arz olunur. Heyeti Temsiliye namına Mustafa Kemal.” (a.g.e: 111; Yıldırım, 2005).
Ölümünün 87. Yılında minnet ve şükranla anıyorum. Ruhu şad olsun.
Kaynak
Sherrill, H. Charles (t.y) Bir Elçiden Gazi Mustafa Kemal. Çev: Alp İlgaz, Tercüman 1001 Temel Eser 23, İstanbul.
Yıldırım, Neşide (2005), General Charles H. Sherrıll’in Yorumuyla Atatürk, Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Dergisi, yıl 2005, cilt 7, sayı 2, Sakarya Üniversitesi Yayını, ss. 57-73, Sakarya.
Ataürk











